Zirvede Haber

CHP, NEDEN İKTİDAR VE UMUT OLAMIYOR?

CHP, NEDEN İKTİDAR VE UMUT OLAMIYOR?

Geçmiş dönem CHP Parti Meclis Üyesi Güler Buğday makalesinde önemli bir tespite imza attı. Geçtiğimiz günlerde 14/28 mayısta 6’lı Masa’nın neyi yanlış yaptığını açıkça yazan Güler Buğday bir önceki seçimi kaleme aldı.

CHP’DE ADAYLAR, DELEGELER MUTLAKA OKUMALILAR!!!
ALTTA PAYLAŞTIĞIM RAPORU 2015’TE 8 YIL ÖNCE YAZMIŞTIM.
14 VE 28 MAYISTA’Kİ SEÇİMLERİ DE,
“MİLLET İTTİFAKIMI KAYBETTİ, CUMHUR İTİFAKI MI KAZANDI????” DİYE YAZDIM.
*****
CHP, NEDEN İKTİDAR VE UMUT OLAMIYOR?
7 HAZİRAN VE 1 KASIM 2015 SEÇİM SONUÇLARI
Cumhuriyeti kuran parti, artık laik cumhuriyeti yıkanlara, tek adam diktasını dayatanlara ve korku imparatorluğu yaratanlara engel olamıyor!..
Engel olabilmesi için bırakın iktidar olmayı ne acıdır ki kandırılan, kullanılan, uyutulan ve susturulan halka umut dahi olamıyor. NEDEN???????
Özellikle son 13 yılda sevgisiz, saygısız, mutsuz, güvensiz, acımasız, bencil, çıkarcı ve fanatik bir toplum olduk! NEDEN?????
7 Haziran 2015 seçimlerinde tehlikenin farkına varıp umudun kapısını aralamak isteyen halk kesimleri, AKP’ye “Yeter artık dur” derken, siyasi partilere “Uzlaşın, barış ve birlik içinde tahrip edilmiş olan ülkeyi onarın ve birlikte yönetin” mesajını verdi.
Halkın bu arzusu ve milli iradenin kararı Tayyip Erdoğan’ın dayatmasını emir telaki eden AKP kadrolarının ve Ahmet Davutoğlu’nun milleti oyalaması ve uyutması sonucunda başarılamadı.
Bu süreçte Devlet Bahçeli’nin inatla milli iradenin onay verdiği %60 bloğun koalisyon kurabilme koşullarına “Hayır” diye reddetmesi sonucu ve her zamanki gibi AKP’ye örtülü desteği ile ülkenin başına inanılması güç olan bir kumpas kuruldu!!!
CHP’de, milli iradenin hükümet kurun diye verdiği kararı ve seçim sonuçlarını yok sayarak koalisyon yapılmasına engel olan Tayyip Erdoğan ve ailesinin suçlarını örtmeyi tek şart olarak koşan AKP’nin ipliğini zamanında pazara çıkarmaktan nedense imtina etti.
Başkanlık hayalleri yok olan, 17/25 Aralık hırsızlık ve yolsuzluklarından dolayı hesap verme zamanının geldiğini anlayan Tayip Erdoğan’ın koalisyonu bilinçli ve sistemli sabote etmesiyle hortlatılan terör ve çatışma ortamına karşı istenen barış beklentilerini CHP önceleyemedi!
CHP, 7 Haziran seçimlerinde halka anlatılan ve ezberlenen ekonomik vaatlerinin tekrarı ile yürüttüğü idareyi maslahatçı politikası ile 1Kasım seçim sonrası oluşacağını umduğu koalisyonun beklentisi nedeniyle kurulan bu kumpasa sessiz veya yetersiz kaldı. NEDEN?????
13 yıllık AKP iktidarının dinci, gerici, baskıcı bir iklimde faşizm dayatmasıyla tek adam rejimi yaratılmasına, kurumları ele geçirmesine ve cumhuriyet düşmanlığına; muhalefet partileri ciddi bir aymazlık içinde suskun kalıp izin verdiler! Alternatif olmayı bile beceremediler! NEDEN?????
AKP’nin rejim ve Atatürk ilkelerine duyduğu karşıtlık ve düşmanlık, dinin her alanda çarpıtılarak kullanılması; sadece başörtüsü ve İmam Hatipler istismarı ülkede en büyük güç haline gelen bazı mezhepçi yapıların AKP iktidarınca korunup kollanıp her alanda etkili ve belirleyici olmasıyla laik cumhuriyeti yıkmak, hilafeti getirmek en önemli amaçları oldu!
Yerel seçimlerde meydanları ve her toplantıyı veya mitingi “Hırsız var…” diye inleten, ortalara dökülen 17-25 Aralık yolsuzluklarının hesabının sorulacağını anlatan CHP’ye ne oldu?
Özellikle 1 Kasımdaki dayatmalı seçime giderken neden bu kadar sessiz ve suskun kalındı?
7 Haziranda, yıllarca mağdur edilmiş olan, sorunları görmezden gelinen, yoksulluk kadermiş gibi inandırılmış olanlara çare olunabileceğini anlatmaya çalışan, doğru ve beklenen ekonomik politikaları ortaya koyan CHP, 35 gün AKP’den koalisyon teklifi bile almadan anlamsız görüşmelerin tarafı olarak halkın kandırılarak oyalanmasına sürecin tıkanmasına neden sessiz ve tavırsız kaldı?
AKP dışındaki tüm siyasi partiler, yaratılan terör vahşetinin ve katliamların sorumlusunun milli iradenin verdiği kararı anlamayan, seçim sonuçlarını tanımayan zihniyet ve onun kumandasındaki parti ve güçler olduğunu halka anlatamamışlardır.
7 Hazirandan sonra tek başına iktidar olamayacağını gören CHP, koalisyon hevesi ve beklentisi yüzünden beklenen güçlü ve öncü muhalefet anlayışından uzak davranmış ve bazı gerçeklerin ortaya dökülmemesi için suskun kalmıştır.
CHP, böyle bir beklenti içinde hesaplı davranırken, sözde milliyetçi olduğunu iddia eden MHP, bir düğmeye basılmışçasına hortlatılan terör batağında anaların, babaların çığlıklarını duymadan, yaratığı kanda büyüyüp ceberutlaşan iktidara yaşam öpücüğü vermiş ve tarihin affetmeyeceği bir hatayla ülkeyi karşı karşıya bırakmıştır.
13 yıllık yolsuzluk ve hukuksuzluk bataklığında kendi lüks, halkı sefalet içinde yaşarken, kanlı ve kirli AKP’nin yandaş ve havuz medya gücü yetmezmiş gibi miting meydanlarında tek kale maç yapmasını seyreden, halkın kandırılmasına sessiz kalan, istifini bozmayan, mitinglere bile çıkmayan tüm siyasi partilere sormak lazım,
NEDEN, NEDEN, NEDEN?????
Çünkü 7 Haziran seçim sonuçlarını kendilerinden ve iktidarlarından hesap sorulacağının bilinciyle yok sayan, ülkeyi bile bile bir kaosa sürükleyen, anlayışın zaferi sahtedir.
Temelsizdir. Dayanaksızdır. Geçicidir, çünkü bu kargaşa ve kaos ortamında silahların gölgesinde gerçekleşen bu sonuç Pruz zaferidir!!!!
Tayyip Erdoğan, kendisinin, çocuklarının, akrabalarının ve korumasındaki işadamlarının ortalara ve ‘tapelere’ dökülen yolsuzluklarının ve suçlarının ortaya çıkmaması ve kanun önünde hesap verilmemesi için bu seçimi dayatmış ve “Ölüm Kalım” seçimi haline getirmiştir!
Ayrıca Tayyip Erdoğan, tüm vicdanlarda hüküm giymiş bakanlarının, iş bitiren bürokratlarının ve yöneticilerinin başına geleceklerden, oradan da kendine ve çocuklarına ulaşacaklarından o kadar korkmuştur ki akıl almayan yöntemleri denemekte sakınca görmemiştir.
Bunun için yıllardır kapalı kapılar altında samimiyetsiz ve faydacı bir mantıkla yürütülen “Çözüm Süreci” Tayyip Erdoğan tarafından keyfi ve tek taraflı olarak ortadan kaldırılmıştır.
Daha doğrusu HDP’nin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, seçim süresince meydanlarda “Seni Başkan Yaptırmayacağız” söyleminin halk kitlerinde kabul görüp onay alması ve AKP’nin iktidarı kaybetmesiyle ortaya çıkan fiili durumu tanımayanlarca bir anda çözüm süreci yok sayılıp terör hortlatılmıştır.
Ülke ne acıdır ki kendi çıkar ve beklentileri uğruna kan gölüne döndürülmüştür.
AKP, tek başına iktidarı ve sağladığı gücü kaybetmemek ve Erdoğan’ın tek arzusu olan ‘Başkanlık’ sistemini sağlayacak 400 vekili alamadığı için yürütmekte olduğu “Çözüm Sürecini” ve çatışmasızlık halini tek taraflı keyfi olarak bozup çatışma sürecine dönüştürmüştür.
1Kasım seçimlerine giderken Tayyip Erdoğan ve görevli Başbakan Davutoğlu, kaba ve vahşi bir milliyetçi söylem takınarak MHP’yi bölmek ve oylarını devşirmek istemiş ve başarılı da olmuştur.
7 Haziran seçim sonuçlarını ve milli iradenin kararını tanımayan Tayyip Erdoğan’ın asıl hedefi HDP’nin kazandığı 80 vekili geri almak ve kendisine başkanlık yolunu açmaktı.
Bunun için tüm politikasını ve söylemini HDP’yi hedefe koyarak yürütmüştür. Ortalığın kan gölüne sokulmasının sorumlusu olarak ve terör örgütü PKK’nın uzantısı olduğunu anlatarak baraj altında bırakmak üzere taktik üretmiştir.
Yıllar boyu tek dayanağı olan milliyetçiliği kaptırma korkusuyla gözü hiçbir şey görmeyen MHP ve Devlet Bahçeli, bu oyunun bir parçası olmuştur!
Devlet Bahçeli, anlaşılmaz bir inatla ve sorumsuzlukla AKP’siz tüm hükümet olma formüllerine kapısını kapatmıştır.
AKP karşıtı %60 muhalif bloğun tüm girişimlerini reddetmiş ve ülkenin kan gölüne dönüştürülmesine ortak olmuştur.
MHP tek taraflı bakış açısıyla her şeyi AKP’nin iktidarı bırakmaması ve Tayyip Erdoğan’ın baskısı nedeniyle yarattığı tahribatları görmezden gelip kolay oy sağlayacağı yanılgısı ile sadece HDP’ye saldırmıştır.
MHP ve Devlet Bahçeli, takındığı faşizan tavır ve dar bakış açısıyla yıllardır savaşılan ve yok edilemeyen PKK sorununun sadece şiddet, çatışma ve askeri yöntemlerle bitirileceği yanılgısı içindeydi.
Oysa yıllardır dağlarda konuşlanmış ve savaşmış, çözüm sürecinde AKP’nin korumasında il ve ilçelerde yer tutmuş, güç kazanmış ve mühimmat yığmış, gerilla taktiği ile savaş verenleri yok etmeyle çözebileceğini milliyetçilik olarak dayatması; AKP’nin ekmeğine yağ sürmüş ve MHP her zamanki gibi AKP piyonu olmaktan öte gidememiştir.
Bu arada HDP destekçisi olarak kabul gören PKK terör örgütüyse anlaşılmaz bir biçimde AKP’nin ekmeğine yağ sürecek nitelikte bu seçim sürecinde şiddeti ve terörü tırmandırmıştır.
Bunun altında yine bir ABD ve Emperyalist güçlerin ‘Ortadoğu ve Suriye’ politikalarında kendilerine ve kendi çıkarcı politikalarına partner olarak yeniden AKP’yi seçtikleri gerçeği yatmaktaydı.
Yıllarca korunup kollanan barbar ve İslam karşıtı dinci terör örgütü IŞİD’in önce Suruç sonra Ankara’nın kalbinde yaptığı katliamda halk korkup sindiği kadar siyasi partilerde ürktüler.
Tayyip Erdoğan, tüm AKP’liler ve özellikle Melih Gökçek’in bir yargıç gibi hüküm vererek, sözde kanıtlar göstererek IŞİDİ aklayıp PKK’yı suçlaması bu nedenle HDP’ye oy verilmemesini televizyon televizyon gezerek anlatmaya çalışmasına bir kısım seçmen inanmış ve HDP’ye giden oylardan ciddi bir oran geriye dönmüştür.
Velhasıl tolumda bir kez daha “HDP eşittir kan akıtan, ülkeyi kan gölüne çeviren katil ve terörist PKK” olarak kabul görmesi sağlanmıştır.
Birden bire hortlatılan bu süreçten halk çok korktu. Bunun için bu tür katliamların, kendilerinin ve evlatlarının yaşamına kast ettiğinden dolayı insanlar yeniden düşündü ve sessizleşmeye mahkûm oldular.
Gelişen ve insanların yaşamını tehdit eden bu katliamlar sonucunda AKP dışında hiçbir parti miting yapamadı veya yapmak istemedi!!!!
Hayalindeki Başkanlık (Sultanlık ve Halifelik) için 400 vekil diye tutturan Tayyip Erdoğan ve güdümündeki AKP’nin görevlendirilmiş Başbakanı, MHP’nin elinden milliyetçilik kozunu aldılar.
Terörle mücadele ediyoruz diye en kaba ve barbar bir tavırla acımasızca şiddet ve baskı uygulanarak sivil halka zulmederek şiddet uygulandı.
Barış ve kardeşlik öncülüğünde Türkiye partisi olma yolunda 7 Haziranda güven kazanıp 80 milletvekili çıkaran HDP’yi baraj altında bırakıp tek başına iktidar olmanın ve daha da önemlisi Erdoğan’ın tek rüyası olan “BAŞKAN” olmasının yolunu açabilmek için hak hukuk, vicdan ve insanlık askıya alındı.
Bu süreçte yüzlerce asker ve polisimiz şehit oldu. Ülkenin her yerine şehit cenazeleri gönderilerek tüm ülke cenaze ve taziye evine çevrildi.
HDP’ye, her cepheden yapılan saldırılarla nefes alabileceği alanlar yok edildi. Özellikle dindar ve tutucu kesimlere din adamları kanalıyla uygulanan baskılar, vaatler ve devlet olanak ve güvenceleri sonuç vermiştir.
Bu arada her alanda sıkışan HDP kendisinden beklenen ve terörle arasına güçlü ve istenen düzeyde bir mesafe ve tavır koyamamasından dolayı zora düşüp güven kaybetmiştir.
Tayyip Erdoğan’ın ustaca planı ile HDP yeniden halkın büyük bir kesiminin gözünde meşruiyet dışına itilmiş oldu. Ayrıca yüzlerce seçim ofisleri ve il, ilçe binalarına yapılan saldırılarla terörün ve şiddetin merkezi gibi algılanmaları sağlanmıştır.
Özellikle Erdoğan’ın meydanlardan ve televizyonlardan sürekli kin, nefret ve kışkırtma dolu konuşmaları ve HDP’yi hedefe koymasıyla halkta korku ve endişe içinde, birbirine güvensiz ve düşman kardeşler olması sağlandı.
Yüzlerce insanımız, gencimiz, barıştan yanan tavır koyan onurlu ve namuslu insanlarımız canlı bombalarla paramparça edildi. Artık seçim anlamını yitirmiş ve insanlar canlarıyla uğraşır olmuştu.
Bu koşullarda bile Erdoğan ve AKP’yi kilitlendikleri hedeflerinden koparmak öyle zor bir konuma gelmişti ki şiddet ve baskının dozunu artırdılar.
Bu süreçte muhalif olarak adlandırılan medyaya ve yazarlarına akıl almaz baskı ve sansür uygulandı.
Hemen hemen tüm televizyonlar 7-24 Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nun yüzleri kızarmadan yaptıkları yalan yanlış konuşmalarla beyinleri yıkadılar.
Ayrıca muhalefet partilerine karşı haksız suçlama ve ithamlarla gerçekleri çarpıttılar.
Daha önce kaynak yok diye eleştirdikleri konuları, vatandaşın beklentisi olan CHP’nin vaatlerini kendilerine mal ederek bir kez daha herkesin gözünü boyadılar. Erdoğan yandaşı Havuz Medyası gece gündüz bu propagandalara yer verdi.
Muhalefetin “Terör olmasın diye mitingleri iptal ettik” söylemi ve tavrı anlamsız kaldı. Çünkü Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu her yerde, her koşulda ülkenin her yerine gidip konuştu ve görkemli mitingler yaptılar!
Adeta “Bu ülke bizden sorulur, ancak biz bu ülkenin her yerine giderek hizmet ve huzur götürebiliriz” mesajı verdiler. Muhalefet partileri de oturdukları yerden halkın kendilerine oy vermesini beklediler.
1 Kasım seçimlerinde insanlara, “Biz iktidarda olmazsak akan bu kan durmaz. PKK Terörü ve katliamlar bitmez…” duygusunu ve psikolojisini yerleştirdiler.
Daha da ileri gidip; “Bize oy vermezseniz hatta 400 vekil verip Erdoğan’ı, ‘BAŞKAN’ yapmazsanız evlatlarınız ölmeye devam eder” propagandasıyla gerçeğin üstü örtülmüş ve halk korku, çaresizlik ve alternatifsizlik nedeniyle kaderine razı olmak zorunda bırakılmıştır.
AKP’nin 7 Haziran’dan 1 Kasıma kadar olan bu akıl almaz, vicdanlara ve mantığa sığmaz yükselişi ve oy artışının sebebi nelerdir:
7 Haziranda kötüye gidişe “Dur” demiş olan ve yıllardır kendi yoksullaşırken onların saltanat sürmesine tepki olarak ve haklı olarak AKP’den kopmuş olan seçmen tavır koyup ders vermiştir.
Ancak yaratılan terör ve yaşanan katliamlardan sonra can ve mal güvenliğini ve evlatlarını hatta kendi yaşamını koruma içgüdüsüyle yeniden iktidar olup hükümet kurmaya yakın olan AKP’ye oy vermek zorunda bırakılmıştır.
Son tahlilde çaresiz ve alternatifsiz bırakılan halk, “Alın oyumu, verin bana huzurumu, yaşam hakkımızı, özelliklede teröre kurban edilen evlatlarımın canını” demek zorunda kalmıştır.
Yıllardır yürütülen hatalı dış politika sonucu beslenen, desteklenen hatta ülkede konuşlanmalarına ve lojistik destek almalarına katkı koyan iktidar en vahşi cinayetleri işleyen IŞİD terörünü görmezden gelirken ne yazık ki muhalefette kendisinden beklenen duyarlığı göstermemiş ve gerekeni yapmamıştır.
Yine kapalı kapılar ardında pazarlıklarla yürütülen çözüm sürecindeki çatışmasızlık halinde PKK terör örgütüne hiçbir koşulda dokunulmamış, müdahale edilmemiş ve teröristlerin dağdan şehirlere ve ilçelere inerek yuvalanmalarına ve silah mühimmat depolamalarına AKP tarafından göz yumulmuş ve görevlilerce müdahale edilmemiştir.
Bu konuda muhalefet partileri suskun, yetersiz, tavırsız ve çözümsüz kalmıştır.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen iktidarların demokratik yollarla değişmesinin en önemli faktörü ekonomideki bozulma ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin katlanılamaz boyutlara gelmesidir.
AKP iktidarının 13 üncü yılında ülkede gelir dağlımı adaletsizliği emekçi ve geniş halk kesimleri aleyhine iyice büyümüştür. Dolar tarihi bir zirve yaparak 3 bin liranın üstüne çıkmıştır.
Oysa Erdoğan, AKP iktidarında milli gelirin arttığını ve dünyanın 18. büyük ekonomisi olduğumuzu insanların beynine kazımaya çalışırken bu büyüyen ekonomiden ve artan milli gelirden en geniş kesimlerin hiç yararlanmadığı gerçeği muhalifler tarafından yeterince anlatılamamıştır.
Ülkeye sıcak ve kontrolsüz giren kara para, kirli ve kanlı sermaye ile büyüyen ekonomi; halkı yoksullaştırıp, belli bir zümreyi ve iktidar yandaşlarını siyaset aracılığı ile varsılaştırmaya yaramıştır.
Pervasızca ve çoğunlukla hak, hukuk katledilerek yapılan bu usulsüzlük ve kayırmalarda; CHP ve diğer muhalefet partileri bu vurgun ve talanı halka anlatamamış ve sorunları çözebilecek politikaları üretememiş ama en önemlisi alternatif olamamışlardır.
7 Hazirana gidilen genel seçimlerde tarihte bir örneği olmayan demokrasiye darbe niteliğinde davranışlara sahne olmuştur.
Yaptığı yeminle tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AKP lideri gibi meydanlarda muhalefet partilerine saldırıp AKP’ye daha doğrusu kendi saltanatının devamına açıkça oy istemiştir. Karşı olanları tehdit etmiştir.
Üstelik tek taraflı oy isterken haksız ve hukuksuz olarak tüm devlet imkânlarını, belediyelerin imkân ve olanaklarını ve görevli devlet memurlarını, bürokratlarını alabildiğine kendisi ve AKP için kullanmıştır.
7 Haziran seçimlerinde her şeye karşın halk, muhalefet partilerine AKP’nin yarattığı baskıcı rejimi, yolsuzlukları ve tek adam rejiminin fiilen uygulanmaya başlandığını ve ülkede dinci, baskıcı anlayışın tehdit ve şantajla faşizan bir uygulamayla halkı canından bezdirdiği gerçeğiyle “DUR” demiştir.
En geniş kitlelerce Erdoğan ve AKP’ye tavır konması sonucu %60 muhalefet partilerine onay vererek AKP’den kurtulmak istemiştir!!!
TBMM’de, AKP muhalifi görünen CHP, MHP, HDP’ye, toplam 292 milletvekili vererek “ülkeyi birlikte yönet ve biriken sorunları çöz” mesajı vermiştir.
Bu muhalefet bloğunun koalisyon hükümeti kurabilmesi ülkenin selameti ve halkın sorunlarının çözülmesi yönünden çok önemliydi.
CHP bu konuda üzerine düşeni yapmıştır. Muhalif bloğun iktidar olması için tüm özveriyi göstermiştir.
Ancak MHP’nin anlamsız akıl almaz olumsuz ve çözümsüz tavrıyla karşılaşınca AKP’siz olmayacağını anlayan CHP, 35 gün anlamsız bir görüşme trafiği ile oyalanmış ve sürecin boşu boşuna tükenmesine ortak olup hata üstüne hata yapmıştır.
CHP bu tavrını bakan olma arzusu tavan yapmış, tepeden inme MYK üyesi olanların arzusu ve kararı ile yürütmüştür.
Oysa CHP tabanının ve örgütün büyük bir kesiminin AKP’yi aklayacak böyle bir teslimiyete izni ve onayı yani desteği yoktu.
Ayrıca 7 Haziran seçimlerinin sonucunu demokrasiyi yok sayarak tanımayan Cumhurbaşkanının güdümünden ve vesayetinden kurtulup hükümet kurulmasına karar veremeyen AKP üst yönetimi ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, ülkeyi bile isteye kaosa sürüklerken, terör örgütlerinin katliam yapacak raddeye gelmelerine sessiz kalıp sorumsuzca davranmıştır.
Tayyip Erdoğan’ın bitmeyen Başkanlık ve Halifelik özleminin kurbanı olan halk kesimleri, 5ay sonra dayatılan yeniden bir seçime ve TBMM’ni çalıştırmadan halkın milyar dolarlarını pervasızca yok ederek 1Kasımda bir kez daha halka gitmek zorunda bırakıldı.
Artık ülkede korku öyle bir boyuta ulaştı ki insanlar sırf kan dursun diye, bu vahşet son bulsun diye, evlatlar bu kör hırsa kurban gitmesin diye 1 Kasımda istemediği bir sonuca mecburen oy verdiler!!!
Bu süreci yazmak, gerçekleri korkusuzca anlatıp tarihe doğruları not düşmek görevimiz olmuştur.
Türkiye’de muhalefet, despot, faşizan ve otoriter anlayıştan ve akçeli işlerle kirlenmiş iktidardan kurtulmak için önüne gelen fırsatı 1 Kasım’da kaçırmış gözüküyor.
Kimse korkmamalı ve yılgınlığa kapılmalıdır. Bu ülkenin tarihinde ve önünde Kurtuluş Savaşı örneği ile ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretileriyle tüm eksiklerine ve hatalarına karşın CHP gerçeği vardır.
Bunun için CHP’liler ve tüm demokrasi güçlerinde görev ve sorumluluk; otoriter, baskıcı ve faşizan anlayıştan kurtulmak için direnme, inatla, inançla mücadele etmek şeklinde olmalıdır.
Bu sorunları çözmenin yöntemi, iktidarın ceberutluğu ve yarattığı iklimden kurtulmanın yolları; cellâdına âşık insanlar psikolojisiyle onlara bir kez daha kontrolsüz güç ve tek başına iktidar vererek tek adamın emrine ve despotizmine girmekle olmamalıdır.
Tüm Muhalefet Partileri ve demokrasiye inan tüm güçler ve onurluca, hakça hukuk devleti içinde yaşamak isteyen tüm halk kesimleri, yaşanan ve yaşatılan ama önlenmesi gittikçe zorlaşan koşulların ve tehlikenin şu andan sonra çok daha onarılamaz şekilde güçlendiğinin bilinciyle davranılmalıdır.
Bunun için başta tüm siyasi partiler, demokrasiden yana olan kurum ve kuruluşlarda kendilerini yeniden gözden geçirmek mecburiyetindeler.
Siyasi partiler ve tüm örgütleri kendi hatalarıyla cesurca bilimselliğin ve ülke gerçeklerinin ışığında yüzleşmek ve yeniden yapılanmak zorundalardır.
SOL VE CHP, NEDEN İKTİDAR OLAMIYOR? NEDEN UMUT VE GÜVEN VEREMİYOR???
Bu sorulara her insan kendi bakış açısıyla ve beklentileri doğrultusunda farklı, farklı gerekçeler sayabilir. Aslında tüm sebeplerin haklılık payı mevcuttur.
Ancak, bir ülke düşününki halkının büyük bir kesimi açlık sınırının altında yaşasın! Yine büyük bir kesimi açlık ve yoksulluk sınırının altındaki asgari ücretle çocuklarıyla sefalet ve yokluk çeksin!
Çocukları, sağlık ve eğitimden yoksun sosyal güvencesiz bir lokma ekmek uğruna küçük işçiler olsun, kızlarının büyük bir kısmı sofradan bir tabak eksilsin diye çocuk gelinler olmaya mahkûm edilsin.
Yine bir ülke düşününki on yıllardır terör ve şiddetin her türüne mahkûm olsun. Aynı yoksul evlerden hem şehit, hem terörist tanımlaması ile cenazeler çıksın!..
On yıllardır bu acı yuvalara, ocaklara, ama mutlaka yoksul evlerine gözyaşı ve kader olarak yansısın. Analar, babalar, yetim kalan çocuklar, yaşamı yok olan genç kadınlar sürekli kaybettikleri için yani vatan evlatları için ağlamak zorunda bırakılsın.
Bir ülke düşününki halkının %99’u Müslüman olsun ama 13 Yıldır ülkeyi yöneten siyasi irade bir iki petrol zengini Şeyh veya Arap Kralı dışında tüm Müslüman komşularıyla kavgalı olsun.
İktidara geldiklerinde meşruiyet kazanabilmek için öncelikli hedef yaptıkları AB’den vazgeçip batının sürekli tenkit ve eleştirilerine muhatap olsun.
ABD’nin ilk günlerde kendi çıkar ve amaçlarında kullanmak için seçtiği ve bu nedenle BOP’nin Eş Başkanı olarak lanse ettiği Tayyip Erdoğan’ı işi bitince buruşturup kenara attığı kirli bir mendil konumuna soksun.
Bir ülke düşününki siyasete girdiğinde evinin kirasını o zamanki mensubu olduğu partisi karşılasın. Çocuklarını yurtdışında bir iş adamı okutsun. Bu derece mağdur olan O şahıs, siyasette yükseldikçe ve ülkeyi tek başına yönetirken dünyanın en zengin liderleri arasında ismi en başta sayılsın!!!
Kendisi, tüm aile fertleri, halkın çocukları aç, sefil, işsiz, geleceksiz ve umarsız bir durumdayken özellikle kendi çocukları her alanda iş kurup (!) akıl almaz servetler kazansın, yasalar ve hukuk önünde sorumsuz ve ayrıcalıklı olsun!
Otoriterlikte sınır tanımayan, hodbinlik ve kabalıkta hızına yetişilemeyen, karşısında eleştiri yapanların sesini soluğunu kesen ve fiili başkanlığı dayatan Tayyip Erdoğan, bunlarla yetinmeyip kendine akıl almaz paralar harcatarak görkemli ve lüks padişah sarayları yaptırsın…
Gösteriş, görgüsüzlük ve müsriflik sarmalında halkından aldıklarıyla lüks ve ihtişam içinde kanun nizam tanımadan saltanat sürsün.
Velhasıl 13 yılda yaşanılanlar, yapılan yolsuzluklar, hırsızlıklar, vicdansızlıklar, hodbinlikler, acımasızlıklar saymakla bitmez.
Ayrıca ülkede döverek, söverek, insanların onurlarını kırarak, istediklerini elde edemeyince bombalayarak iktidar ve elde edilen sınırsız gücün korunması için hak hukuk tamamen yok edilmiştir.
İnsanı utandıran, yaşam arzusunu yok eden kirli bir düzen kurulmuş ve din tüccarlığıyla cehalet ve sefalet örgütlenip sandığa oy olarak yansıması sağlanmıştır.
Merak edilen ve bir türlü anlaşılamayan, yanıtı bulunamayan durum şudur:
Koşullar bu kadar insanların aleyhine gelişmişken, halkın çoğunluğu sadaka yöntemleri ile karnını doyururken AKP nasıl birinci parti olamaya devam ediyor?
Bu ülkede yaşamak, özgürce nefes almak isteyen herkes bu soruya gerçekçi yanıtlar bulunmalıdır!
Unutulmasın ki bu ülkede devlet kuran, demokrasiyi kurumlaştıran, Laik Cumhuriyeti ve çok partili sistemi halkına armağan eden, mazlumlar ve yoksullar için sığınak olması gereken, emekten yana olduğunu söyleyen ve sol/sosyal demokrat olması gereken CHP bir türlü iktidar olamıyor?
Bırakın iktidarı neden halkın umudu olamıyor? Daha doğrusu halk neden CHP’ye güven duyamıyor?
Dilimiz döndüğünce aklımız erdiğince bu soruya en geniş boyutuyla en samimi ve gerçekçi yanıtları birlikte aramalıyız.
1 Kasım seçim sonuçlarının yaratığı şok gerçekten sarsıcıdır. Bunun için sebepler ve sonuçlar doğru analiz ve tahlil edilmelidir.
Ülke kan gölüne dönüştürülmüşken bunun sorumlusu olan AKP, %49 oy alırken CHP’nin yerinde sayması ne yazık ki sabırları taşırmıştır!
Ancak bu sonucun sebep gösterilerek hak eden veya etmeyenlerin acele kurultay talepleri ve salt genel başkan değişim arzusu; yine akıl, mantık, bilimsellik ve ideolojinin önüne geçmiştir.
Ama en önemlisi ülkedeki değişim ve dönüşümü doğru okuyamayan, git gide gericiliğe, taassuba, dinci anlayışa ve faydacılığa alıştırılan seçmen profilinin kodlarını çözemeyenler, CHP’ye yeni kurtarıcılar ve genel başkanlar aramaya başladılar.
CHP’de salt genel başkan ve üst yönetimin değişmesi ile çözüm üretilemez:
Ayrıca ortaya çıkan adayların eteğine tutunarak bir yerlere gelmeye çalışan faydacı gruplarla da ülke sorunlarına çare bulunamaz!!!
CHP’de ağzı olan konuşuyor. Kendi yönetimde varsa, yapılan her şeyi ve uygulamaları doğru sanıyor. Oradan uzaklaşınca demokratlığı aklına geliyor ve düne kadar birlikte olduğu insanları eleştiri yağmuruna tutarak isyan bayrağını açıyor.
Kimse ülkedeki kronikleşen sorunlara temelden ve gerçekçi ama en önemlisi korkusuz ve cesurca çözüm üretemiyor.
Bunun en önemli örneği:
On yıllardır devam eden terör ve terörün egemenliğinde mecburen yaşayan ve sonuçta devletle karşıtlık oluşturan, hatta devletin yarattığı baskılardan dolayı kopma (bölünme) noktasına gelen doğu ve güneydoğu gerçeğini yani “Kürt Sorununu” ve çözüm modelini ne yazık ki CHP’de pek çok kimse kaba bir milliyetçilik anlayışından dolayı kavrayamıyor ve anlayamıyor! Veya partinin belli bir kesimi anlayamıyor demek daha gerçekçi olacak.
Anlayan kesimlerde terör örgütü ile suçlanırız veya dışlanırız korkusuyla suskun kalmayı tercih ediyorlar.
Kürt sorununu ve Güneydoğu gerçeğini doğru okuyamayan parti içindeki belli gurular, MHP çizgisindeki gibi faşizan bir bakış açısıyla kaba ve şiddet içeren bir milliyetçilik yapıyorlar!
Bu bakış açısıyla sorunun sadece askeri yöntemle, şiddet ve baskı kullanarak çözüleceğini ve terörün yok edileceğini düşünmeleri maalesef o bölgelerde CHP’nin yok sayılmasına ve güven duyulmamasına sebep oluyor.
CHP bu konuyu ciddi olarak ele alıp örgütüyle, hatta üyeleriyle birlikte olayları yerinde inceleyerek, empati yaparak, dünya örneklerini inceleyerek birlikte barış içinde yaşama model ve çözümünü de yine oradaki halkla birlikte bulmak zorundadır.
BU NEDENLE DİYORUZ Kİ:
CHP’DE SORUN, SALT GENEL BAŞKANLIK VEYA ÜST YÖNETİM SORUNU DEĞİLDİR. SORUN YAPISALDIR.
7 Haziran seçim sonuçlarından sonra tartışılması beklenen ‘Seçimli Kurultay’ talebi Genel Başkan’ın ve üst yönetimin anında hükümet kurma arzusunu beyan ve ilan etmesi ile örgütlerde veya muhaliflerde fazlaca dillendirilmemiştir.
Buna iki taraflı sorumluluk da diyebiliriz.
Ayrıca CHP, 7 Haziran seçimlerine giderken aday belirlemeyi çoğunlukla örgütlerin talebi doğrultusunda önseçimle yapması memnuniyet sağladığı gibi beklenmeyen sonuçlara karşın oluşması muhtemel küskünlük ve kırgınlıklarda bu süreçte fazlaca ortalara dökülmedi.
Ancak uygulanan gerek fermuar sistemi gerekse bazı illerde direk kontenjanların kullanılmasındaki keyfilikler ve ideolojiyle uyumsuz, sol/sosyal demokrasiye inanmamış bazı adaylarla, seçimlere gidilmesi moral bozup güveni sarstığı gibi motivasyonu da yok etmiştir.
Ayrıca bazı yerlerde siyasi yaşamlarında rant ve çıkar ilişkileriyle gündem oluşturan adayların kontenjandan ön sıralara konulması rahatsızlık yaratmıştır.
Bu hatalara birde kurucu önderimiz ve yeri doldurulması mümkün olmayan liderimiz Atatürk’e hakaret etmiş, sağcı, tutucu kimselerin hem üst yönetimlerde ödüllendirilmesi hemde seçilebilecek yerlerden aday gösterilmesi ne yazık ki kimsenin içine sinmemiş lakin eleştiriler ve uyarılar seçimlere gölge düşmemesi için bir nevi ertelenmiştir.
CHP’nin %20-% 28 bandına sıkışması ve iktidar alternatifi olamamasının sebeplerini üst başlılarla anlatmaya çalışırsak şu tespitleri yapabiliriz:
1- Uzun bir süredir CHP’de ideolojik netlik ve sol/sosyal demokrat tavır yok olmuştur.
2-Örgüt modeli hantal, işlevsiz, üretimsiz ve yaşlıdır. Enerjisi ve motivasyonu tükenmiş, okumayan, araştırmayan ve çağın gereklerini kavramayan, hatta teknolojiden uzak, ülke ve dünya gerçeklerini doğru anlayamayan ve analiz yetisini kaybetmiş, dedikodu ve ön kesmeyle yer tutmaya çalışan partililerin daha egemen olması süreci yaşanmıştır.
3-CHP, dayanması gereken doğal tabanını, emekçi kesimlerin ve sivil toplum örgütleriyle sendikaların desteğini kaybetmiştir. CHP özellikle mağdur edilmiş, yoksul ve güvencesiz toplum kesimleriyle kucaklaşamamış, onların sorunlarını içselleştirememiş ve güven sağlayamamış bir sol/sosyal demokrat parti olarak iktidar olması, hatta başarılı bir ana muhalefet partisi bile olamamıştır.
4-Parti içindeki gruplar, kanatlar, hizipler ortak duygu ve düşünceden taban tabana zıt tavır ve söylemlerle birbirlerine tahammülsüz ve hoşgörüsüz hatta nefret duygularıyla birlikte olmak zorunda kalmışlardır.
5-Parti içindeki delegelik sistemi tamamen işlevsiz, amacından uzak, faydacı ve etik olmayan yöntemlerin kullanıldığı bir konumda uygulanır olmuştur.
6-Parti içinde yerelde ve genelde görev alma ve göreve getirilme kriterlerinde sol/sosyal demokratlara yakışmayan yöntemler rutin hale gelmiştir.
7-CHP’de de siyaset yapabilme artık varsıl olmayı gerektirir olduğundan emekten yana olan, sendika ve sivil toplum ağırlıklı, üreten, düşünen, tecrübeli ve inançlı insanlara bir noktada yollar kapanmış konumdadır.
8-CHP bir türlü istenen sonuçlara ulaşamayınca, AKP ve sağ anlayış ülkede güçlenerek egemen oldukça; parti üst yönetimleri kolaycı ve faydacı bir mantıkla sağdan adam devşirerek başarılı olunacağı yanılgısıyla hareket etmişlerdir.
9-CHP bir sınıf partisi değildir, kitle partisidir ancak hiçbir zaman, sağcı, dinci, mezhepçi, ırkçı, cemaatçi, feodal, ilişkilere ve emperyalistlerle işbirliği içindeki sermaye güçlerine prim vermemesi gerekirken son yıllarda baş aktörler bu yapılardan çıkmaya başlamıştır.
10-CHP’de örgütlü anlayışta ve birlik içinde farklılıklar ve karşıt görüşlerin varlığı zenginlik olarak kabul görüp içselleştirilmelidir. Oysa son yıllarda özellikle ön seçim sürecinde bu farklılıklar çatışmalı bir duruma sebep olmuş istenmeyen mezhep temelli ayrışmalar yaşanmış ve örgüt içinde rahatsızlıklar oluşmasına sebep olunmuştur.
11-CHP’de hiçbir zaman kayıtlı üyelerle örgüt arasında sağlıklı diyalog kurulamamış (ön seçim süreci dışında) üyeler siyasi çalışmalara ve eylemlere katılmamışlardır. Seçim süreçlerinde de parti üyelerini sahada kimse görememiştir.
12- 7 Haziran ve 1 Kasım seçim sürecinde, etkili, gündemi doğru okuyan ve buna göre politika üreten, geniş ve aktif katılımcıyı harekete geçiren çalışma programı yapılmamıştır. Sadece belirli sayıda aday ve onların taraftarlarınca broşür dağıtma ve el sıkma yöntemi ile seçim çalışmaları çarşı ve pazarlarda götürülmeye çalışılmıştır.
13-Seçim sürecince adaylar çoğunlukla sosyal medya üzerinden daha çok kendi aralarında yarışarak öne çıkma ve tanınırlıklarını artırma tarzında içeriksiz el sıkma ve samimiyetsiz el öpmelerle işlevsiz bir çalışma yürütmüşlerdir.
14- 7 Haziran, özelliklede 1 Kasım seçimlerinde adaylarda ve örgütlerdeki yorgunluk, motivasyon eksikliği aynı adaylarla tekrarlanan seçimdeki heyecan ve iktidar olma umudunun olmayışı ve aynı söylem, aynı vaatlerin tekrarıyla seçimlere gidilmiş olmasının getirdiği bezginlik, yılgınlık ve beklentisizlik seçim sürecine egemen olmuştur.
15- Çalışmalara il, ilçe örgüt üyeleri, gerekse seçilmeleri sürecinde kavga kıyametin eksik olmadığı, kalplerin kırılıp anlamsız taktikler ve yakışıksız yöntemler kullanılarak seçilen delegelerin önemli bir kısmı seçim sürecine hiçbir katkı koymamışlardır.
16- 24. Dönemin milletvekillikleri sürerken yapılan 7 Haziran ve dayatılarak tekrarlanan 1 Kasım seçimler sürecinde eski milletvekillerimizi ne yazık ki çalışmaların içinde görememişizdir. Oysa bu vekillerimiz bir dönem önce yaptıkları veya yapamadıkları hizmetler ve çalışmalarla çıkan sonuçlarda sorumluluğu olan insanlardır. Ayrıca kendileri vekilliğin getirdiği tüm nimetlerden yararlandıkları gibi tüm imtiyazlarından ve ayrıcalıklarından da faydalanmaktadırlar.
17- Seçim süresince AKP’nin yaptığı ve uyguladığı ceberutluk, hukuksuzluk, haksızlık, muhalefet partilerince 1Kasım seçimlerinde halka anlatılamamıştır. Hatta suskun kalıp gerçek dışı suçlamaları kabullenen, Tayip Erdoğan karşısında beceriksiz görünümündeki muhalefetin tutumundan dolayı kopmuş olan oylar istikrar ve sorunların çözmeye en yakın parti olarak AKP’ye geri dönmüştür.
18-CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, MYK veya danışmanlarınca yanlış yönlendirilmiştir. Veya bazı konularda kendisi tercih kullanarak hatalı tavırlar takınmıştır. Bursa özelinde örneklersek; işçi sınıfının onurlu ve saygın hak arama direnişinde CHP genel merkezi İl Yönetimini uyararak binlerce işçinin yaptığı Tofaş, Reno, gibi büyük fabrikalardaki grev ve direnişe müdahale edilmemesi velhasıl eylemlere ilk önce yandaş olunmaması istenmiştir.
19- Bu konuda bizzat eleştiri yapmış bu tutumun hatalı olduğunu yazmıştım. Milletvekilliğine aday olan arkadaşlara da bu tavrın hatalı olduğunu anlattım ve sonunda arkadaşlarımızdan bir kısmı bana hak vererek bizzat gidip eyleme destek olmaya ve bu görüntüleri de sosyal medyada paylaşmaya başladılar. Oysa CHP’nin tavrı anında bu hak arayışının ve şanlı direnişin yanında kurumsal kimliği ile inatla durmak ve destek vermek olmalıydı.
20-CHP Genel Başkanı, emek ağırlıklı veya emekten yana bir parti olunması gerekirken nedense önceliğini çoğunlukla işverenleri dinlemeye veya onlarla görüşüp onların beklentilerine yanıt vermeyi çok önemsemiştir. Sayın Kılıçdaroğlu Bursa’mıza da 2 kez bu amaçlı gelmiş ve örgütte ciddi kırgınlılara hatta olumsuzluklara sebep olmuştur.
21-Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun ve CHP yöneticilerinin unuttuğu bir şey vardı. Ülkedeki siyasal belirsizlik, terörün hortlatılması ve çatışmalı ortam ekonomiyi zora sokar hale dönüşmüştü. İşverenlerin tavrı ve tercihi istikrar ve güven ortamının acilen sağlanması, kaçan sermayenin, azalan karlarının, kapanan işyerlerinin biran önce durdurulması ve yükselen doların indirilmesidir. Bunun içinde kim iktidar olmaya daha yakınsa her koşulda onu desteklerler.
22- CHP ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu, seçim sonucu ile birlikte Bursa’da yapılan hak arama eylem ve direnişine katılmış 1500 İşçinin işine son verilmiş olmasında sessiz ve suskun kalmışlardır. Bu kıyıma karşın ne kendilerinden, ne İl veya ilçe yönetimlerinden, nede vekil olmuş arkadaşlarımızdan ciddi bir sahiplenme ve destek görülememiştir.
23-CHP, 1 Kasım dayatmalı seçimlerinde ülkedeki koşulların değiştiğini göremedi veya doğru değerlendiremedi. 7 Haziran seçimlerindeki ekonomik vaatleri tekrarlayarak seçim çalışmalarına devam etti. Oysa ülke kan gölüne dönmüş, can güvenliği ve evlatların ölmesi, katliamların önlenmesi ve terörün durdurulması öncelik olmuştu. CHP ne acıdır ki, 1 Kasım için yeni bir politika üretemedi. Hatta yapılması kararlaştırılmış olan mitinglerini bile can güvenliği endişesi ile iptal etti. Yurttaşlarda bu tavır güvensizlik yaratırken korkuyu ve endişeyi egemen kıldı.
24- 7 Haziran seçim sonuçlarını tanımayan Tayyip Erdoğan’ın emri ve kararı ile yeni seçim sürecine götürülürken meydana gelen Suruç katliamı ülkede yeni bir fay hattının kırılmasına sebep oldu. Çözüm sürecini dağıtan Erdoğan’ın bu tavrı ile PKK ile çatışmalı ortama yeniden girildi. Bu süreçte AKP’nin şahinleşen, kaba milliyetçiliği, MHP’den devşirdiği ve CHP’nin 7 Haziran seçimleri sürecinde dillendirdiği ekonomik vaatleri o günlerde eleştirirken bu süreçte kendine mal ederek her gün televizyonlarda veya miting meydanlarında kendisi vaat ederek oy toplamıştır.
25- Yurttaşlarda matematiksel olarak iktidara gelmesi ve vaat edilenleri uygulaması daha inandırıcı olan AKP’ye ne yazık ki yaptıkları ikaz ve uyarıyı iptal ederek %49 gibi akıl almaz bir oranda destek vererek tarihi bir hatanın yapılmasına onay vermişlerdir.
26-CHP, kuruluş felsefesinin ve sorumluluğunun bilinciyle yıllarca ülkede rejim koruyuculuğu yapmıştır. Hatta ülke daha normal koşullarda yönetilirken bile demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti anlayışından ödün vermeden mücadele etmiştir. Oysa artık ülkede ciddi bir rejim istismarı ve tehdidi yaşanırken, laiklik dinin siyasete egemen olması ve bağnaz dinciler vasıtasıyla ortadan kaldırılması sürecinde bu konuda ağzını açmaz olmuştur. Hatta Genel Başkan bu süreçte anlamsız bir söylemle “laiklik sorunu yoktur” diyebilmiştir.
27-Ülkede, rejim sorunu cumhuriyeti yıkıp hilafeti geri getirmeyi amaçlayacak kadar ciddi boyutlara ulaşmıştır. Yurttaşlık kavramı ısrar ve inatla ümmete dönüştürülmek istenmektedir.
28-Dinin emri diye kız çocuklarını çarşafa dolama ve örttürme anaokullarında tek tip kıyafete dönüşmüştür.
29-Medyada egemen olan gerici ve bağnaz anlayışın tetikçileri kendilerinden olmayanları alenen tehdit etmeye başlamışlardır. Yine her kanalda yaşamın tüm alanlarında dini egemen kılmaya çalışan sözde hocalar vasıtasıyla taassup, bağnazlık ve gericilik ülkede egemen kılınmaya çalışılmaktadır.
Kimse bu durumu hafife almamalıdır:
Şu andan itibaren tüm siyasi partilerin, dernek ve sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, platformların ve %49’un ülkede huzuru, refahı sağlayamayacağını, barışı, kardeşliği ve özgürlüğü getirmeyeceğini bilen tüm kesimler görev başı yapmalı ve seferberlik ilan etmek zorun dalardır.
Türkiye Cumhuriyeti ve halkı bugüne dek hiçbir dönemde, hatta askeri darbeler ve cunta dönemlerinde bile rastlamayan; gerici, bağnaz ve rejim karşıtı, otoriter tek adam yönetimi ve keyfi uygulamayla karşı karşıya bırakılmıştır.
Tayyip Erdoğan ve ona biat etmiş AKP yöneticileri, keyfî, ürkütücü ve baskıcı anlayışla; özgür, tarafsız veya AKP karşıtı muhalif medyaları “Paralel” iddiası ile karartmıştır.
Ülkedeki hak ve hukuku alenen yok sayarak yapılan baskının bu tür örneklerine ancak totaliter rejimlerde ve muz cumhuriyetlerinde rastlanır bir durumdur.
Tarihte devleti kuran, laik cumhuriyeti ve sosyal hukuk devlet olmasını sağlayan anlayışın partisi CHP, artık bu gerçeklerin ışığında hiç vakit kaybetmeden kendini baştan aşağı yeniden yapılandırmalıdır.
BU KOŞULLARDA ÇÖZÜM NASIL OLMALIDIR:
CHP’nin uygulamalardaki eksikleri ve hataları ile ilgili daha çok şey yazabiliriz! Ancak acil ve öncelikli olarak yapılması gerekenlerle ilgili ortak aklı geliştirmeli ve sorunları çözmekte kullanmalıyız:
CHP’nin en büyük sorunu halka güven vermeyi başaramaması ve umut yani alternatif olamamasıdır.
CHP genellikle az okuyan çok konuşan, hatta bazen boş konuşan ve muhalefet hatta siyaset yapmayı laf ebeliğinde arayan yetersiz ve donanımsız, değişen dünya ve ülke koşullarını göremeyen klasik politikalarla ve politikacılarla bu sorunu çözemez.
CHP objektif olarak ülkeyi ve halkın beklentilerini, değişen koşulları ve din ticaretiyle dönüştürülen insanların beklentilerini yeni baştan tespit ederek, değerlendirip, tepeden ve üstten bakmadan, çözüm odaklı, katılımcı ve inandırıcı politikalar üretmek zorundadır.
Unutulmaması gereken halka yaklaşırken çok sabırlı, özverili, kararlı, samimi ancak her koşulda sevgili, saygılı ve hoşgörülü olunması gerekir.
Çünkü seçmen kolay kolay kendiliğinde iktidarı değiştiremez. Bu derece baskı ortamlarında insanlar değişim için güçlü, özgür, bağımsız ve özgüvenli değildir. Ayrıca en önemli faktör örgütlü bir toplum değildir.
Ayrıca 13 yıl boyunca AKP sayesinde güçlenen ve kontrol edilemeyen bağnaz ve gerici cemaatler eliyle toplum din korkusu ve baskısı altında biat eden ve kanaat eden, hatta şükreden bir sadaka ekonomisiyle şekillendirilmiştir.
CHP bir sınıf partisi olmadığı için bir grup, lobi, cemaat, ırk ve mezhep anlayışını egemen kılacak bir siyasetti benimseyip; örgütünü ve yönetenlerini bu anlayışlara göre şekillendirmemelidir.
CHP’de yıllardır bazen sessiz, bazen de örgüt içinde yüksek sesle dillendirilen ve belli zamanlarda da (ön seçim veya örgütteki diğer seçimler) sırasında öfkeye, kırgınlıklara sebep olan “CHP, Alevi’lerin partisi mi?” sorusunun yanıtı verilmeli ve bu tür endişeler örgüttekilerden ve seçmenden yok edilmelidir.
Çünkü bu sorun zaman zaman parti içinde zafiyetlere, tartışmalara ve bölünmelere sebep olabiliyor.
Hatta bu sorun örgütü aşarak genele yansıyor ve halkın önemli bir kesimi CHP’yi dini değerlere önem vermeyen (seküler ) insanların partisi çoğunluklada Alevilerin partisi olarak görüyorlar.
Yıllarca yapılan yanlış ve hatalı kodlama sonucu olarak Alevilere karşı bu nedenle haksızlık yapılmasına engel olunmalıdır.
Ancak O kesimde bazen cemaat mantığıyla farklı düşünenleri yok saymadan, kendi inanç kriterlerini öne almadan hareket edebilmelidir.
Özellikle eğitimsiz, ekonomik olarak çok güçsüz, tutucu ve feodal çevrelerde, büyük kentlerde nüfusu yoğun olan gettolarda ve varoşlarda AKP’nin devlet olanaklarıyla yaptıkları yardımlardan yaralanan yoksul tüm kesimlerde din ile korkutma, din ile yön verme çok etkili olduğundan sosyal yardımları en iyi kullanan dinci AKP’den vazgeçemiyorlar. AKP kaybederse kendilerinin de bu yardımları kaybedeceğini düşünüyorlar.
Bu koşullar CHP’nin kendisinde olması gereken yoksullar ve kimsesizlerden oluşan doğal tabanına nüfuz edemediğini gösteriyor
CHP, başta tüm insanlığın, özelde de tüm halk kesimlerinin tamamının, insanca, hak hukuk kuralları içinde özgürce ve barış içinde yaşayabilmesi için mücadele vermeyi hedefleyen bir politik yapı ve bu anlayıştan sapmayacak örgütler kurabilmelidir.
CHP, üst yönetimlerde ve yerelde örgütlerde; cumhuriyet kazanımlarından ödün vermeden, mezhepsel farklılıklar, ırka dayalı her türlü şovenizmden uzak bir anlayış içinde farklılıkların, yaşam tarzlarının, inanç farklılıklarının ve bu alanlardaki tartışmaların zenginlik olduğunu üyeleriyle birlikte inanarak parti programıyla ve uygulamalarıyla deklare etmelidir.
Bu program ve yenilenmiş, hak ve hukukun korunduğu, parti içi demokrasinin ödünsüz uygulanacağını teminat altına alan bir yeni tüzük ile bilinçlenmiş ve yenilikleri içselleştirmiş üyelerin seçeceği (bugün uygulanan delege sistemi acilen yok edilmelidir) örgütler, yöneticiler göreve getirilmelidir.
CHP’deki yerel ve üst yönetimlerdeki şahıslar, katılımcı anlayışla birlikte ideolojik temelden sapmadan yeniden belirledikleri programları ve yeniden yapılandırdıkları örgütler eliyle dillerini, tavırlarını, söylemelerini özellikle nefret diline alternatif sevgi diliyle halka yaklaşmak zorundalar dır..
Bir ülkede değişimin, dönüşümün temel taşı eğitimdir. AKP zihniyeti 13yıl süresince inanç bütünlüğü içinde birlikte oldukları cemaatler eliyle eğitimi yozlaştırmış ve rayından çıkarmıştır.
Daha düne kadar işbirliği ve inanç birliği içinde yarattıkları eğitim kurumlarıyla “dindar gençlik” yetiştirip, cumhuriyet kazanımlarına karşı “kindar” bir gençlik yaratmak için elbirliğiyle, devlet güvencesi ve desteği ile şeriat özlemi duyan, laiklik karşıtı bir gençlik ve toplum yaratmanın mücadelesini vermiş ve büyük oranda bunu başarmışlardır.
Çoğunlukla Tayyip Erdoğan’ın başkanlık sistemini, çözüm sürecini(!) ve yeni anayasayı savunan bu gençler, “Recep Tayyip Erdoğan’ın askerleriyiz” diyerek bir biçimde Mustafa Kemal Atatürk’e karşıtlık oluşturuyorlar.
Tayip Erdoğan ve AKP, kendilerine arka bahçe olan, sorgusuz sualsiz otoriteye biat eden bir gençlik yaratabilmek amacıyla halkın talebi olsun veya olmasın okulların büyük bir çoğunluğunu İHL’ ne çevirmiştir.
Seçimden başarısız çıktığı için kurultay korkusu yaşayan CHP’nin kendileriyle her koşulda koalisyon kurmayı çok istediğini gören AKP’liler, ustaca bir taktikle seçimler süresince kamuoyuna “CHP maalesef gururumuz olan İHL’leri kapatmak istiyor” propagandasını yapmıştır.
CHP’de bu yemi yutmuş, toplumsal baskıdan korkmuş ve tüm sözcüler adeta günah çıkarırcasına yer bulabildikleri tüm televizyon kanallarında zamanın çoğunu “İmam Hatipleri kuran ve en çok İmam Hatip Lisesi açan CHP’dir.” gibi bir zavallılığa girmişlerdi.
İşte bunun için CHP’nin kazandığı tüm yerel yönetimlerde eğitim birincil sorun olarak ele almalıdır.
CHP’li yerel yönetimler, Bursa’da örneği yaratılan, ÇEK,’in; anaokulundan, üniversiteye kadar yoksul gençlerin özelliklede genç kızların okuyacağı ve çağdaş koşularda barınabileceği, gerçekten geleceğin aydınlık yüzü olacak gençleri okutan ve yurtları vasıtasıyla barındıran “Çağdaş Eğitim Kurumlarını” incelemeli ve hiç vakit kaybetmeden kendi il veya ilçelerinde benzerlerini acilen yaşama geçirmelidir.
İl ve ilçe merkezlerinde bir biçimde devamlı eğitim ve öğretim yapılarak bilinçli üye, bilinçli örgüt ve bilinçli yöneticiler yetiştirilmelidir.
Parti lokalleri kütüphaneye dönüştürülmeli, bilgisayarlarla donatılmalı ve söyleşilerle, zenginleştirilmelidir.
Bu tür mekânlar veya ortamlar yaşlılar kahvesi veya dedikodu merkezleri olmaktan kurtarılmalıdır.
Milletvekilleri sırayla hiç ayırım yapmadan internet ve sosyal medyayı etkin kullanarak halkla temas kurmalılar.
Canlı bağlantılarla kendi illerinde mahalleler bazında evlerle temas kurup sorunlarını ve beklentilerini tespit etmeli çözümün CHP olduğunu dayatma yapmadan sevgi ve sabırla anlatmalılar.
CHP’de semt görevlileri ve mahalle temsilcilikleri yeterli bilgi birikimi olan, ideolojik netlikte ve objektif yöntemlerle oluşturulmalıdır. Bu görevli partililer, halkla iç içe yaşamalı ve karşıtlıklardan çok ortak paydalar geliştirerek yeni birliktelikler sağlanmalıdır.
CHP’de siyasi faaliyetler, kongre ve kurultay yapmanın dışında birde salt seçim zamanlarında miting yapmakla sınırlı olmamalıdır.
Özellikle gençlerin işlevi afiş asmak, kadın kollarının da, çarşı, pazarda bildiri dağıtmasıyla sınırlı olmamalıdır.
Yapılacak olağan CHP kurultayında; sağlıklı üye yapısı ile örgütlenme modeli ve bilinçli üye ve katılımcı anlayışla siyaseti ve politikaları belirleme amaçlı değişiklikler yapılmalıdır.
Siyasette Tayyip Erdoğan ve AKP anlayışının yerleştirdiği ötekileştirme ve nefret dilinden sevgi diline, hoşgörü anlayışına geçip yeni bir tavır ve dil (siyasi Jargon) kazandırarak güven veren, umut oluşturacak bir politik yapı inşa edilmelidir.
Siyaset, dar ve kalıplaşmış yöntemlerden, kapalı kapılar ardından, bürolardan, meyhanelerden ve parti lokallerinden çıkarılıp halkın içine ve onların yaşamına birebir dâhil olup, katılımcı halk günleri düzenleyip, beklentilerini ve çözüm modelleri birlikte yaşama geçirilmelidir.
Seferberliğin bir savaş terimi olduğunun bilinciyle bu tanımlamayı kullanıyorum:
Türkiye Cumhuriyetinin içine düşürüldüğü, gerici, dinci, bağnaz, feodal, çakarcı, rantçı, otoriter, ötekileştiren, nefret dili ve tavrı ile kendisinden olmayanlara yaşama hakkı vermeyen, özgürlükleri kısıtlayan, ekonomiyi ve ticareti yandaşlara sunan ve eğitimi tekleştiren bu tehlikeli ve güçlü yapıya karşı CHP’nin bundan sonra yapabileceği tek şey topyekûn karşı durmak, direnmek, güven vermek, umut olmak ve mutlaka iktidara gelmek olmalıdır.
Kısaca şöyle de diyebiliriz:
CHP geçmişten getirdiği tüm hatalarından arınmalı, geçmişin koşullarında kuruluş yıllarının mecburiyeti için yapılmış ve uygulanmış “O günkü koşulların doğrusu, bugünün ve hukuk düzeninin yanlışlarını” savunmaktan kurtulmalıdır.
CHP, emek ve sermaye dengesinde günümüz ve çağımız koşullarını doğru tespit etmeli ve bu dengenin sağlıklı yürümesini sağlamalıdır.
Ancak her zaman güçlü olan sermaye çevrelerinin keyfiyetinde ve kontrolünde olan emek kesimini güvence altına alacak sözleşmelerden taraf olmalı ve emek ağırlıklı bir anlayışı egemen kılacak politikaları geliştirmelidir.
CHP, emek ve sermaye dengesi kadar dikkat edeceği en önemli gerçekte emperyalizmin oyuncağı ve kuklası olmayacak tarzda yerli sermayeyi teşvik edip destek verebilecek evrensel duyarlıklara dikkat eden ancak yerli ve milli olmayı becerebilen bir anlayışı ülkede hâkim kılmak olmalıdır.
CHP kurucusu ve vazgeçilmez lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini günün ve çağın koşullarına uyarlayıp özüne dokunmadan geliştirebilmeli ve çağdaş, modern, uygar ve laik bir ülke olmanın onurunu tüm yurttaşların birlikte hissetmesini ve sahiplenmesini sağlayabilmelidir.
Yine Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözlerini tüm ülkede ve özellikle komşularımızla AKP’nin yarattığı olumsuzlukları ve Emperyalist güçlerin çıkarlarına hizmet eden anlayışları reddederek yaratılmış olan gerilimi gidererek barışı ve işbirliğini sağlamalıdır.
CHP gerçek bir ‘Sol/Sosyal Demokrat’ parti olmanın evrensel kurallarını eğip bükmeden ödünsüz uygulamalıdır.
Ülkede seçmen yapısının ve halkın büyük kesiminin %70’ler düzeyinde daha merkezde, hatta sağda, son yıllarda ise daha da marjinal, tutucu, dinci çevrelerin hatta cemaat ve tarikatların güdümündedir.
CHP bu tespitin etkisinde olması nedeniyle kendinin ve onların değişimini ve dönüşümünü sağlamadan sürekli sağdan adaylar devşirerek seçim kazanırız yanılmasından vazgeçmelidir. Çünkü bu sorunu böyle basit ve çıkarcı tedbirlerle çözemez.
Sürekli sağdan siyaset eskilerini, sola ve CHP’nin taşıdığı değerlere gönlü ve inancı kapalı insanları alıp baş tacı ederek, onları ödüllendirip örgütü ve CHP’ye inanan insanları gücendirmenin ve bu sonuç vermeyen yöntemde ısrar etmenin akılla mantıkla bağdaşır bir yanı yoktur!..
CHP’de 7 Haziran başarısızlığından sonra yapılan 1Kasım dayatmalı tekrar seçimlerinin beklenmeyen sonuçları, halkımızın ve örgütümüzün önemli bir kesiminde küskünlük, yılgınlık, umutsuzluk yarattığı görülmektedir.
Ancak unutulmaması gereken Yüzde 49’un karşısında bu karanlık anlayışa ve bu kötü gidişe dur diyebilen % 51’in varlığıdır.
İşte bunun için seferberlik anlayışıyla direnme, hak arama, iktidardan hesap sorabilme gücü yaratılabilmelidir:
Ülkenin tümünde, her kesiminde ve her alanda Kürt, Türk ayrımı yapmadan “Affedersiniz Ermeni” demeden, insanca, onurluca daha güzel, daha adil, emekten, haktan ve halktan yana bir yönetim anlayışıyla iktidara gelmenin mücadelesi 7den 70’e hep birlikte verilebilmelidir.
Çünkü sol/sosyal demokrat bir parti olması hedefleniyorsa CHP’nin kurtarıcıya ihtiyacı yoktur. CHP’de sağ partiler gibi kurtarıcı ve tekli anlayış olmamalıdır.
Çok doğaldır ki toplumun bugüne kadar alışkanlıklarında, sağ yönetimlerin uzun yıllar egemen olmasından ve düşünsel kodlanmasında siyasette ve partilerde lider veya genel başkan çok önemlidir.
Ancak sol/sosyal demokrat bir partide salt lider ve şahıslar değil kadrolar ile ülke gerçeklerine çözüm üretecek partinin programı yol gösterici olmalıdır.
CHP’de Genel Başkan dâhil tüm kadrolar, zorlamadan ve zorlanmadan üst üste seçimlerde başarısız olunmuşsa değişmelidir.
Genel Başkanın, namuslu, dürüst, iyi bir insan ve çalışkan olması önemlidir lakin yeterli değildir.
Eğer üst üste seçim kaybediliyorsa, oy oranı sabitlenmiş bir oranın dışına çıkamıyorsa değişim kaçınılmazdır.
CHP’de Genel Başkan olacak kişinin öncelikle sol ideolojiye inanmış, sosyal demokrasinin evrensel ilkelerinden taviz vermeyen, tecrübeli, bilgi birikimi olmalıdır.
Ancak bunlardan daha fazla halkta karşılığı olan enerjik ve sempatik, yüzü batıya dönük, ayakları Anadolu toprağına basan, sırtını halkına dayamış, gücünü örgütten, inancını Sol/Sosyal Demokrasinin everensel ilkelerinden alan bir şahıs olmalıdır.
CHP’de ilk önce siyaset emek-üretim odaklı bir temele kavuşturulmalıdır. CHP emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı emekten yana saf tutmak zorundadır.
CHP öncelikli hedef olarak yoksulların, ezilenlerin, kimsesizlerin, topraksız ırgat olan köylülerin, güvencesiz ve merdiven altı üretiminde can güvenliği olmadan çalıştırılan ve sömürülen işçiler ve kimsesizlerin sesi, soluğu ve umudu olmak zorundadır.
CHP özellikle kadını ikincil yapan, erkekten sonra sayan, din kisvesiyle kadını işlevsiz ve kimliksiz kılan, eğitimsiz ve yoksul kesimlerde çocuk gelinler ve çocuk işçiler yaratan yoksulluğa çare bulmalıdır.
Ülke gelirinin adil bir paylaşımla bu kesimlerinde insanca yaşayacağı bir sisteme sokulmasını sağlamalıdır.
Unutulmasın ki tüm CHP’liler, Sola ve Sosyal Demokrasiye gönül verenler, Laik Cumhuriyetten öden vermek istemeyen ve AB’den kopmadan, Ortadoğu bataklığına saplanmadan saygın ve önder bir ülkenin yurttaşlarını yaratmanın tek yolunun CHP’nin saymaya çalıştığımız yöntemleri benimseyerek iktidar olmasıyla yaşama geçirileceğinin bilinmesidir.
CHP için kimsesizlerin kimi ve tüm mazlumların sığınacağı liman olması mecburiyeti artık yaşamsaldır.
Bu nedenle yapacağımız kurultayda öncelikle bu hedefleri yaşama geçirecek değişiklikleri yapılmalı, bu anlayışla yeniden yapılandırılacak partiyi kim halka daha iyi anlatıp, halka güven verebilecekse o şahıs Genel Başkan seçilmeli ve kadrolarda bu anlayışla üst yönetimlere getirilmelidir.
Seçilecek genel başkanın mutlaka en geniş halk kesimlerinde karşılığı olmalı ve yeni anlayışla üretilen politikaları örgüte ve yereldeki yönetimlere anlatabildiği gibi hangi anlayışta olursa olsun, hangi partiye mensup olursa olsun hiç ayrım ve kompleks yapmadan tüm halkımıza güvence verecek bir şahsiyetin olmasıdır.
Bu anlayışla yeniden yapılanan örgütlerde de kendi klasik seçmeni dışında kalan özellikle din taassubu altındaki seçmeni dışlamadan onun anlayabileceği dili üstten bakmadan konuşabilecek sözcülere ve yöneticilere de ihtiyaç vardır.
Benim Güler Buğday olarak hiçbir sorumluluğum ve resmi bir görevim bulunmamaktadır.
Sesli düşündüm ve düşündüklerimi yazıp CHP’lilerle ve ulaşabileceğim sol/sosyal demokratlarla hatta ilgi duyan herkesimle paylaşmak istedim.
Ancak benim tarihe not düşme gibi kendime verdiğim bir görev ve gelecekten endişe duyan, yaşam boyu mücadelesini yaptığımız sol anlayışa olan inancımla böyle bir uyarıyı yapmak gibi bir sorumluluğum var.
Eski bir PM üyesi olarak, soldan sapmayan, Sol/Sosyal Demokrasinin biriken sorunlara çözüm olacağına inanan ve ülkemde barış ve kardeşliğin anayasal güvenceyle sağlamasını isteyen bir yurttaş olarak talebimdir:
Dayatma ve zorlama olmadan hepimizi kapsayan ve hepimizin içine sinecek bir yeni yurttaşlık tanımı ile bir arada özgürce, hak, hukuk kuralları ve eşitlik içinde yaşayabileceğimiz çağdaş bir ülke olunmasına katkı koyma gibi bir zorunluluğum olduğunu hissettiğim için yazdım bu metni
Çünkü ben bir insanım…
Ve bu ülkede herkesin ve kesimin insanca yaşamasını istiyorum başka söze de yer yok…
Dininiz sizin bileceğiniz bir tercih ama diliniz sevgi dili olsun…
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ