Srebrenitsa: Avrupa’nın Ortasında İnsanlığın Sessiz Çığlığı

Hayrettin BULUT

Hayrettin BULUT

  • 12 Temmuz 2026

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Gazeteci Hayrettin Bulut Yazdı

Avrupa’nın göbeğinde yaşanan Srebrenitsa Soykırımı, yalnızca Bosna-Hersek’in değil, bütün insanlığın ortak vicdanında kapanmayan derin bir yara olarak yaşamaya devam ediyor. Aradan geçen onlarca yıla rağmen, Temmuz 1995’te yaşanan acılar hâlâ hafızalardaki tazeliğini koruyor. Binlerce masum insanın hayatını kaybettiği bu trajedi, uluslararası hukukun, insan haklarının ve küresel vicdanın en ağır sınavlarından biri olarak tarihe geçti.

Bugün insan hakları, demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğü üzerine en güçlü söylemleri dile getiren Avrupa’nın, Srebrenitsa’da yaşanan katliamı engelleyememiş olması hâlâ tartışılan en önemli tarihî ve ahlaki meselelerden biridir. O gün yaşananlar, sadece Bosna’nın değil, bütün dünyanın hafızasında silinmeyecek izler bıraktı.

Srebrenitsa, uluslararası mahkemeler tarafından soykırım olarak nitelendirilen ve binlerce Boşnak erkek ile erkek çocuğunun sistematik biçimde öldürüldüğü insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak anılmaktadır.

Yugoslavya Gerçekten Kendi Kendine mi Dağıldı?

Yugoslavya’nın dağılma süreci, yakın tarihin en karmaşık siyasi ve toplumsal olaylarından biri olarak değerlendiriliyor.

Yüzeyden bakıldığında, ekonomik krizler, federal yapının zayıflaması, yükselen milliyetçilik hareketleri ve siyasi liderler arasındaki anlaşmazlıklar sürecin temel nedenleri arasında gösteriliyor.

Ancak tarihçiler, siyaset bilimciler ve uluslararası ilişkiler uzmanları, bunun çok daha karmaşık bir süreç olduğuna dikkat çekiyor. Pek çok akademik çalışma, iç dinamiklerin yanı sıra Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından değişen uluslararası dengelerin, büyük güçlerin Balkanlar’daki jeopolitik hesaplarının ve bölgesel çıkar mücadelelerinin de süreci etkileyen önemli unsurlar arasında yer aldığını ortaya koyuyor.

Kesin olan ise şudur:

Bir dönem aynı mahallede yaşayan, aynı okullarda eğitim gören, aynı sofraya oturan insanlar, birkaç yıl içerisinde birbirlerine silah doğrultan taraflara dönüştü.

İşte savaşların en büyük trajedisi de burada başladı.

Etnik Kimlikler Nasıl Çatışmanın Aracı Hâline Geldi?

Her toplumun en önemli zenginliği olan etnik, kültürel ve dini çeşitlilik, doğru yönetildiğinde ortak yaşamın temelini oluşturur.

Ancak tarih bize gösteriyor ki; nefret söylemleri, kutuplaştırıcı siyaset, propaganda ve korku dili toplumların en güçlü yönlerini bile çatışmanın merkezine taşıyabiliyor.

İnsanlar birbirlerini artık komşu, arkadaş ya da vatandaş olarak değil; “öteki” olarak görmeye başladığında, güven duygusu yerini korkuya bırakıyor.

Önyargılar büyüyor.

Empati kayboluyor.

Ve en sonunda silahlar konuşmaya başlıyor.

Yugoslavya’nın dağılması sürecinde yaşananlar, bunun en acı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.

Savaşlarda Gerçekten Kim Kazanır?

Savaşların sonunda kazananın kim olduğu sorusu, insanlık tarihinin belki de en acı sorularından biridir.

Kazanan;

Evladını kaybeden anne değildir.

Hayatının baharında toprağa düşen çocuk değildir.

Doğduğu köyü terk etmek zorunda kalan yaşlı değildir.

Evini, ailesini ve geleceğini geride bırakan milyonlarca mülteci değildir.

Yıkılan şehirler değildir.

Parçalanan aileler değildir.

Tarih gösteriyor ki savaşların sonunda çoğu zaman en ağır bedeli siviller öder.

Buna karşılık, nüfuz alanını genişleten aktörler, stratejik çıkar sağlayan çevreler ve savaş ekonomisinden kazanç elde eden yapılar farklı açılardan avantaj elde edebilir. Ancak hangi siyasi sonuç ortaya çıkarsa çıksın, kaybedenlerin başında masum insanlar gelir.

Srebrenitsa Neden İnsanlık Tarihine Kara Harflerle Yazıldı?

Temmuz 1995…

Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da binlerce Boşnak erkek ve erkek çocuğu sistematik biçimde öldürüldü.

Aileler parçalandı.

Anneler evlatlarını kaybetti.

Çocuklar yetim kaldı.

Toplu mezarlar yıllar sonra ortaya çıkarıldı.

Kimlik tespit çalışmaları uzun yıllar boyunca devam etti.

Uluslararası mahkemeler tarafından soykırım olarak nitelendirilen bu trajedi, yalnızca Bosna-Hersek’in değil, insanlık tarihinin ortak vicdanında derin bir yara bıraktı.

Srebrenitsa, aynı zamanda uluslararası toplumun sivilleri koruma sorumluluğu konusunda yaşadığı en ağır başarısızlıklardan biri olarak değerlendirilmektedir.

İnsan Hakları ve Vicdanın Sınavı

Srebrenitsa, yalnızca geçmişte yaşanmış bir trajedi değildir.

Bugün de dünyanın farklı bölgelerinde savaşlar, zorunlu göçler, etnik gerilimler ve sivillerin maruz kaldığı ağır insani bedeller yaşanmaya devam ediyor.

Bu nedenle Srebrenitsa’yı anmak, yalnızca geçmişi hatırlamak değil; benzer acıların bir daha yaşanmaması için hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, adaleti ve uluslararası sorumluluğu güçlendirme çağrısıdır.

İnsan hakları söylemi, yalnızca barış dönemlerinde değil; kriz ve çatışma anlarında da aynı kararlılıkla savunulduğunda anlam kazanır.

Bugün Bu Acılardan Ne Öğrenmeliyiz?

Tarih bize önemli dersler veriyor.

Etnik kimlik…

Din…

Dil…

Mezhep…

Kültürel farklılıklar…

Bunların hiçbiri düşmanlık nedeni olmamalıdır.

Tam tersine bunlar toplumların en büyük zenginliğidir.

Fakat siyasal kutuplaşmalar, nefret söylemleri, ayrımcılık ve güç mücadeleleri bu farklılıkları çatışmaya dönüştürdüğünde geriye gözyaşı, göç, yıkım ve mezarlıklar kalmaktadır.

Barış; silahların sustuğu gün değil, adaletin tesis edildiği, hukukun herkes için eşit uygulandığı, insanların kimliklerinden dolayı ötekileştirilmediği toplumlarda kalıcı olabilir.

Son Söz

Dün Balkanlar’da yaşananlar, bugün dünyanın farklı coğrafyalarında farklı biçimlerde karşımıza çıkabiliyor.

Toplumlar etnik kökenleri, inançları ya da kimlikleri üzerinden ayrıştırıldığında yalnızca devletler parçalanmaz.

Aileler dağılır.

Komşuluk ilişkileri yok olur.

Ortak hafıza zedelenir.

Geleceğe duyulan umut azalır.

Srebrenitsa bize tek bir gerçeği haykırıyor:

İnsan hayatı, hangi kimliğe, hangi dile, hangi inanca sahip olursa olsun eşit değerdedir.

Kalıcı barış; silahların gölgesinde değil, adaletin, hukukun, insan haklarının ve karşılıklı saygının hâkim olduğu toplumlarda mümkündür.

Bugün Srebrenitsa Soykırımı’nda yaşamını yitiren tüm masum insanları rahmet, saygı ve hüzünle anıyoruz.

Onların acısı yalnızca Bosna-Hersek’in değil, bütün insanlığın ortak acısıdır.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, bugün de evrensel değerini koruyan şu sözü, barışın yolunu göstermeye devam etmektedir:

“Yurtta sulh, cihanda sulh.”

Dileğimiz; dünyanın hiçbir yerinde insanların kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı, çocukların savaş sesleriyle değil, umutla büyüdüğü; adaletin, vicdanın ve barışın egemen olduğu bir gelecek inşa edilebilmesidir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ