Eğitim Hizmeti Var, Güvence Yok
Ücretli Öğretmenlik ve Usta Öğreticilikte Yıllardır Değişmeyen Gerçek…
Dersliklerde eğitim sürüyor, ancak binlerce eğitim emekçisinin çalışma hayatı hâlâ belirsizlik üzerine kuruluyor. Ücretli öğretmenler ve usta öğreticiler, eğitim sisteminin açığını kapatan bir uygulamanın çalışanları hâline gelirken; ücret, sosyal güvence, emeklilik, izin, tatil ve iş güvencesi başlıklarında yaşanan sorunlar yeniden tartışmanın merkezine taşınıyor.
Türkiye’de öğretmen açığının bulunduğu okullarda derslerin boş geçmemesi amacıyla kullanılan ders ücreti karşılığında öğretmen görevlendirmesi, yıllar içerisinde eğitim sisteminin geçici bir çözümü olmaktan çıkarak süreklilik kazanan bir istihdam biçimine dönüştü.
Bugün 2026-2027 eğitim öğretim yılı için yapılan duyurular, bu uygulamanın hâlâ eğitim sisteminin önemli bir parçası olduğunu gösteriyor. Millî Eğitim Bakanlığı mevzuatındaki düzenlemeye göre öğretmen sayısının yetersiz olması hâlinde, belirli şartları taşıyan kişiler haftada 30 saate kadar ders ücreti karşılığında görevlendirilebiliyor.
Ancak asıl tartışılması gereken soru şu:
Bir eğitim hizmeti yıllarca aynı insan emeğiyle yürütülüyorsa, bu emeğin hâlâ “geçici” bir çalışma biçimi içerisinde tutulması ne kadar sürdürülebilir?
Geçici çözüm kalıcı çalışma biçimine dönüştü
Ücretli öğretmenlik uygulamasının temel mantığı, öğretmen sayısının yetersiz olduğu durumlarda ortaya çıkan ders ihtiyacının karşılanmasıydı.
Mevzuatta da bu mantık açık biçimde görülüyor. Öğretmen sayısının yetersizliği hâlinde, yükseköğrenim mezunlarına belirli sınırlar içerisinde ders görevi verilmesine imkân tanınıyor. Resmî görevi bulunmayanlar ve emekliler için haftalık 30 saate kadar ders görevi öngörülüyor.
Fakat yıllar içerisinde ortaya çıkan tablo, bunun yalnızca olağanüstü ve kısa süreli bir ihtiyaç mekanizması olmadığını gösteriyor.
Nitekim 2025-2026 eğitim öğretim yılında da aynı yöntem uygulanırken, 2026-2027 yılı için de ilçe millî eğitim müdürlükleri ücretli öğretmen başvurularını almaya devam ediyor. Örneğin 2026-2027 yılı için bazı ilçelerde başvuruların e-Devlet üzerinden alınacağı ve görevlendirmelerin ders ihtiyacına göre yapılacağı resmî duyurularla ilan edildi.
Bu durum, yıllardır devam eden temel çelişkiyi ortaya çıkarıyor:
Eğitim hizmetindeki ihtiyaç süreklilik gösterirken, bu ihtiyacı karşılayan çalışanın statüsü neden geçici kalıyor?
Aynı sınıf, aynı öğrenci, farklı çalışma koşulları
Ücretli öğretmenlerin en önemli sorunlarından biri, yaptıkları iş ile sahip oldukları çalışma statüsü arasındaki fark.
Bir ücretli öğretmen de sınıfa giriyor, ders anlatıyor, öğrencilerin eğitiminden sorumlu oluyor, sınav ve değerlendirme süreçlerine katılabiliyor ve okulun eğitim faaliyetinin bir parçası hâline geliyor.
Ancak çalışma ilişkisinin niteliği, kadrolu veya sözleşmeli öğretmenlerden farklı.
Bu farklılık özellikle ücret, sosyal güvence, çalışma sürekliliği ve özlük hakları alanında belirginleşiyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca “bir öğretmenin ne kadar ücret aldığı” meselesi değil.
Mesele aynı zamanda:
Eğitim hizmetini üreten emeğin nasıl değerlendirildiği meselesidir.
Ders saati üzerinden hayat kurmak
Ücretli öğretmenlikte temel sorunlardan biri, gelirin doğrudan okutulan ders saatine bağlı olmasıdır.
Ders yoksa ücret de yoktur.
Görevlendirme yoksa gelir yoktur.
Eğitim öğretim yılı sona erdiğinde çalışma ilişkisi de fiilen sona erebilir.
Bu durum çalışan açısından ekonomik planlama yapmayı son derece güçleştiriyor.
Bir başka ifadeyle ücretli öğretmen, yalnızca iş güvencesizliğiyle değil, gelir güvencesizliğiyle de karşı karşıya kalıyor.
Üstelik öğretmenin okulda geçirdiği zaman yalnızca öğrencinin karşısında bulunduğu ders saatinden ibaret değil. Hazırlık, ulaşım, öğrenci takibi, sınav süreçleri ve mesleğin gerektirdiği diğer çalışmalar da emek ve zaman gerektiriyor.
Bu nedenle tartışmanın yalnızca “ders başına ne kadar ödeme yapılıyor?” düzeyinde bırakılmaması gerekiyor.
2022’de önemli bir düzenleme yapıldı ama temel sorun devam etti
Ücretli öğretmen ve usta öğreticilerin ek ders ücretleri konusunda 2022 yılında önemli bir düzenleme gerçekleştirildi.
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, resmî eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında görev yapan öğretmen ve usta öğreticilere her 5 ders saati için 1 ders saati ilave ücret ödenmesine yönelik düzenleme yapıldı.
Bu düzenleme çalışanların ücretlendirilmesi açısından önemli bir iyileştirme olarak değerlendirilebilir.
Ancak ücrette yapılan iyileştirme, çalışma ilişkisinin bütün sorunlarını ortadan kaldırmıyor.
Çünkü sorun yalnızca ücret miktarı değildir.
Asıl mesele;
çalışma güvencesi, sosyal haklar, emeklilik, izinler, gelir sürekliliği ve çalışanların geleceklerini planlayabilmeleri meselesidir.
Usta öğreticiler: Eğitim sisteminin görünmeyen emekçileri
Sorunun bir diğer önemli boyutunu ise usta öğreticiler oluşturuyor.
Özellikle yaygın eğitim ve Halk Eğitimi Merkezleri üzerinden yürütülen kurslarda usta öğreticiler önemli bir eğitim faaliyetini gerçekleştiriyor.
Kursiyerle doğrudan temas kuran, alan bilgisi ve mesleki deneyimini aktaran bu çalışanlar da ek ders ücreti karşılığı çalışma sisteminin içerisinde yer alabiliyor.
Buradaki temel sorunlardan biri, usta öğreticiliğin de çoğu zaman dönemsel, kursa ve ders saatine bağlı bir çalışma düzeni içerisinde yürütülmesi.
Kurs açıldığında iş var.
Kurs kapandığında belirsizlik var.
Ders saati azaldığında gelir azalıyor.
Görevlendirme yapılmadığında ise çalışan yeni bir dönemi beklemek zorunda kalıyor.
Dolayısıyla usta öğreticilerin sorunları ücretli öğretmenlerden farklı özellikler taşısa da temel ortak nokta aynı:
Eğitim emeğinin sürekliliği ile istihdam güvencesinin sürekliliği birbirini takip etmiyor.
Sorun yalnızca çalışanların değil, eğitim sisteminin sorunu
Ücretli öğretmenlik çoğu zaman yalnızca çalışanların ekonomik sorunları üzerinden tartışılıyor.
Oysa konunun bir de eğitim politikası boyutu bulunuyor.
Bir okulda öğretmen açığı nedeniyle ücretli öğretmen görevlendiriliyorsa burada iki ayrı ihtiyaç söz konusu:
Birincisi öğrencinin öğretmensiz kalmaması.
İkincisi öğretmen ihtiyacının kalıcı ve planlı biçimde karşılanması.
Ücretli öğretmenlik ilk ihtiyacı karşılayabilir.
Ancak ikinci soruyu ortadan kaldırmaz.
Tam tersine, öğretmen açığının sürekli biçimde aynı yöntemle karşılanması, kalıcı öğretmen ihtiyacının geçici istihdam yöntemleriyle yönetilmesi sonucunu doğurabilir.
Bu nedenle mesele yalnızca ücretli öğretmenin hakkı olarak değil, eğitim sisteminin insan kaynağı politikası olarak ele alınmalıdır.
2026’da tablo neden hâlâ tartışılıyor?
2026-2027 eğitim öğretim yılı için yayımlanan resmî duyurular, ücretli öğretmenlik mekanizmasının bugün de aktif biçimde kullanıldığını ortaya koyuyor.
Bazı ilçe millî eğitim müdürlükleri, öğretmen sayısının yetersiz olması hâlinde ders ücreti karşılığı öğretmen görevlendirileceğini açıkça duyuruyor. Görevlendirmelerde mezuniyet, alan uygunluğu ve öğretmenliğe kaynak teşkil eden programlar gibi kriterler dikkate alınıyor.
Dolayısıyla bugün yapılması gereken tartışma, “ücretli öğretmenlik var mı?” sorusunun ötesine geçmeli.
Asıl soru şu olmalı:
Bu sistem hangi şartlarda uygulanmalı, ne kadar süreyle uygulanmalı ve bu sistem içerisinde çalışan insanların hakları nasıl güvence altına alınmalı?
Çözüm yalnızca kadro talebinden ibaret olmamalı
Ücretli öğretmenlerin ve usta öğreticilerin talepleri tartışılırken çözümün birkaç farklı aşamada ele alınması gerekiyor.
1. Kalıcı öğretmen ihtiyacı kalıcı istihdamla karşılanmalı
Sürekli öğretmen ihtiyacı bulunan alanlarda ücretli öğretmenlik birincil istihdam modeli olmaktan çıkarılmalı.
Norm kadro planlaması gerçek ihtiyaçlara göre yapılmalı.
2. Geçiş süreci için açık kriterler belirlenmeli
Uzun süre eğitim hizmetinde görev yapan ücretli öğretmenler açısından;
- hizmet süresi,
- eğitim düzeyi,
- alan yeterliliği,
- görev performansı,
- ihtiyaç duyulan branşlar
gibi kriterleri dikkate alan adil bir istihdam modeli tartışılmalı.
3. Sosyal güvenlikteki kayıplar azaltılmalı
Çalışanın yalnızca fiilen derse girdiği saat üzerinden değerlendirilmesi yerine, çalışma ilişkisinin gerçek niteliği dikkate alınmalı.
Özellikle emeklilik açısından uzun yıllar çalışan insanların gelecekte yaşayacağı hak kayıpları ayrıca ele alınmalı.
4. Gelir sürekliliği sağlanmalı
Eğitim öğretim yılı içerisinde düzenli çalışan kişilerin yalnızca ders saatindeki değişiklik nedeniyle büyük gelir kayıpları yaşamasının önüne geçecek modeller geliştirilmelidir.
5. Usta öğreticiler için ayrı ve kapsamlı bir çalışma rejimi oluşturulmalı
Usta öğreticilerin görev alanları, çalışma süreleri, ücretleri, izinleri, sosyal güvenlikleri ve kurs dönemleri arasındaki durumları bütüncül biçimde düzenlenmelidir.
6. Aynı işi yapanlar arasındaki hak farkları yeniden değerlendirilmelidir
Elbette her istihdam biçiminin hukuki statüsü farklı olabilir.
Ancak aynı eğitim hizmetini üretirken ortaya çıkan aşırı hak farklılıklarının eğitim emekçisi açısından yarattığı sonuçlar ayrıca değerlendirilmelidir.
Asıl mesele: İnsanların geleceği
Bir ücretli öğretmen açısından mesele yalnızca bu ay hesabına yatacak para değildir.
Mesele;
“Gelecek ay çalışabilecek miyim?”
“Seneye okulda görev alabilecek miyim?”
“Emeklilik için yeterli prim günüm olacak mı?”
“Gelirim kesildiğinde ne yapacağım?”
“Yıllarca yaptığım iş bana nasıl bir sosyal güvence sağlayacak?”
sorularına cevap bulabilmektir.
Usta öğretici için de benzer bir tablo söz konusudur.
Yıllarca kurs açıldığında görev yapan, kursiyerlere eğitim veren, alanındaki bilgisini aktaran bir eğitim emekçisinin çalışma hayatının her dönem yeniden belirsizliğe dönüşmesi, yalnızca bireysel bir ekonomik sorun olarak görülmemelidir.
Artık yeni bir tartışmaya ihtiyaç var
Türkiye’nin eğitim sistemi öğretmen emeği üzerine kuruludur.
Öğrencinin karşısında hangi statüde olursa olsun eğitim veren kişinin emeği, eğitim hizmetinin temel unsurlarından biridir.
Bu nedenle ücretli öğretmenler ve usta öğreticiler konusunda yapılacak yeni tartışmanın yalnızca “ek ders ücretleri artırılsın” düzeyinde kalmaması gerekiyor.
Daha kapsamlı bir soru sorulmalı:
Eğitim sisteminin sürekli ihtiyaç duyduğu insan gücü neden sürekli olarak geçici istihdam modelleriyle karşılanıyor?
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde yeniden gündeme gelen ücretli öğretmenlik uygulaması, bu soruyu daha da önemli hâle getiriyor. Çünkü resmî duyurular, öğretmen açığı bulunan kurumlarda ders ücreti karşılığında görevlendirme yönteminin hâlâ kullanıldığını açıkça gösteriyor.
Artık mesele yalnızca “ücretli öğretmenlere ne kadar ödeme yapılacağı” değildir.
Mesele;
emeğin karşılığı, çalışma güvencesi, sosyal devlet anlayışı, eğitim hakkı ve eğitim sisteminin geleceğidir.
Ve belki de en temel soru şudur:
Yıllarca öğrencinin karşısında öğretmen olarak görev yapan bir eğitim emekçisinin kendi geleceği neden hâlâ belirsiz olmak zorunda?
Bu soru, yalnızca ücretli öğretmenlerin ve usta öğreticilerin değil, Türkiye’deki eğitim politikalarının geleceğinin de cevaplaması gereken sorulardan biridir.
