Ahmet Koçak’tan Sert Dijital Eleştiri: “Yalan, İftira ve Dedikodu Otobanında Son Gaz Gidiyorlar”
Bursa Vatan Medya Grubu köşe yazarlarından Ahmet Koçak, dijital dünyanın çarpık yapısını ve sosyal medyanın ahlaki yozlaşmaya zemin hazırlayan etkisini sert bir dille ele aldı. Yazısında, günümüz sosyal medya kullanıcılarının yalan, iftira ve bilgi kirliliğiyle kirli bir dijital atmosfer oluşturduğunu ifade eden Koçak, “Her parçası ayrı bir tuhaflık gösteriyor” diyerek sosyal medyanın geldiği noktayı kırık bir merceğe benzetti.
Koçak, yazısında şu çarpıcı ifadeleri kullandı:
“Sosyal medyada ve siyasi arenada insanlar uydurdukları yalan haberleri essahmış gibi yayıyor ve insanlara iftira etmekten de çekinmiyorlar. Büyük günah işlemiş oluyorlar bilesiniz.”
Yalan ve iftira içerikli paylaşımların dinî referanslarla meşrulaştırılmaya çalışıldığına da dikkat çeken Koçak, bu tutumu şu cümleyle eleştirdi:
“Yalan, iftira ve dedikoduyla ilgili birkaç ayet ve hadis de ekledi mi artık bu paylaşımlar için zemin hazırlanmıştır. Yaptığı otobanda son gaz gitmeye, makas atmaya başlar.”
Yazısında toplum vicdanını sarsan yolsuzluk iddialarına da değinen Koçak, devlet malına göz dikenleri şöyle lanetledi:
“Göreve ihanet ederek tüyü bitmemiş yetimlerin paralarını yurt dışına kaçıran, orada bir hayat kurmayı planlayan hırsızlara – beş yüz altmış milyar lira tutan – bu paraları yemek nasip olmasın! Rabbim burunlarından fitil fitil getirsin… Allah’ın laneti yetim ve devlet malını yiyenlerin üzerine olsun…”
Koçak’ın bu yazısı, dijital çağda ahlaki duruşun önemine ve toplumsal sorumluluğun dijital mecralarda da taşınması gerektiğine dikkat çeken güçlü bir uyarı niteliği taşıyor.
DİJİTAL ALANDAN İNSAN MANZARALARI
Dijital dünyanın gürültüsü içinde herkes kendince bir ses çıkarmaya çalışıyor. Kimisi yalan haberle, kimisi bilgiçlik taslayarak, kimisi de kendini pazarlayarak. Sosyal medyada dolaşan paylaşımlar, insanlığın aynası değil de kırık bir mercek sanki… Her parçası ayrı bir tuhaflık gösteriyor. Başlayalım;
“Sosyal medyada ve siyasi arenada insanlar uydurdukları yalan haberleri essahmış gibi yayıyor ve insanlara iftira etmekten de çekinmiyorlar. Büyük günah işlemiş oluyorlar bilesiniz.”
Yalan, iftira ve dedikoduyla ilgili birkaç ayet ve hadis de ekledi mi artık yalan haber, iftira ve dedikodu dolu paylaşımları yapmak için zemini hazırlamıştır. Yaptığı otobanda son gaz gitmeye, makas atmaya başlar;
“Göreve ihanet ederek tüyü bitmemiş yetimlerin paralarını yurt dışına kaçıran orada bir hayat kurmayı planlayan hırsızlara -beş yüz altmış milyar lira tutan- bu paraları yemek nasip olmasın!. Rabbim burunların dan fitil fitil getirsin… Allah’ın laneti yetim ve devlet malını yiyenlerin üzerine olsun…”
Paylaşımı gören binlerce kişi olmalı ama içinden iki üç kişi beğenmiş, iki üç kişi yorum yapmış. Ardından insanların duyarsızlığından sızlanma paylaşımları başlamış.
…
Atatürk düşmanları nerede yalan ve iftira dolu paylaşım, video varsa günlük olarak sayfasında paylaşır. Bu tür paylaşımlara da önem veren, beğenen, yorum yapmaya değer gören pek olmaz. Paylaşım yapan kişinin akıl sağlığının yerinde olmadığını düşünür, ilgilenmezler. Sadece paylaşımcıya iyi gelir, deşarj olur o kadar.
…
“Boğaya önden, eşeğe arkadan, cahile hiçbir yerden yaklaşma.” paylaşımının altına biri yorum yazmış biri:
“İnsan hiç kendisini ihbar eder mi?” Diğeri köpürmüş:
“Bana mı denin lan! Üniversite bitirdim ben.”
“Nasıl okuduğun “lan” demenden belli. Aman bana hiçbir yerden yaklaşma birader.
…
Din düşmanları çıkar ortaya;
“Çamurdan insan yarattığı iddia edilen bir Tanrının akıllı olduğu iddia edilemez” der, ortalığa bir bomba bırakır. Amacı çok beğeni ve yorum alıp kendisine iç huzuru sağlamaktır. Yorumlar gelir:
“Yapay zekâya sordum: İnsan vücudunun %99’u şu elementlerden oluşur: Oksijen, Karbon, Hidrojen, Azot. Verimli bir toprakta çoğunlukla şunlar bulunur: Oksijen, Silisyum Alüminyum, Demir, Kalsiyum, Sodyum, Potasyum, Magnezyum, Organik maddeler (karbon, azot vb.)” Bir başkası:
“Benzerlik olmayıp da ne olacaktı uzaydaki bir yıldızın bilinmeyen elementlerinden mi oluşacaktı? Dünya’da olduğuna göre elbette dünyadaki elementlerden oluşacak.”
“Benzerlik Nerede? İnsan vücudu daha fazla karbon ve hidrojen içerirken, toprakta silisyum ve alüminyum daha fazladır.” Sonunda biri dayanamamış:
“Çamurda bulunan bütün elementler var sende. Bunun ispatı: senin gibi çamur insanların çokluğudur.”
Bu sırada paylaşımı yapan kişi kıs kıs gülüp eğlenmektedir.
…
Saygınlık Devşirmeye Çalışanlar: Bunlar da bir zamanlar temininde güçlük çekilen eleman iken emekli olunca sıradanlaşmanın verdiği bunalımla sosyal medyada resimlerini, eserlerini, aldığı ödülleri, eski çalışmalarını paylaşanlar da çok oluyor.
…
Gezdiği yerleri, yediği yemekleri paylaşanlar, fiziki görünüşünü pazarlayanlar. Yüzüne bir batman boya sürüp zorla gençleşip güzelleşenler bir de çeşni olsun diye ilkokul seviyesindeki şiirlerini, şiir kitaplarını paylaşanlar ki; hala kendisinde iş olduğunu sanıp içini gıcıklayıcı yorumlar alıp keyif çatanlar…
Tuttuğu partiyi öven videoları fellik fellik arayıp bulunca gözümüze sokanlar…
…
Anlaşılması zor şeyler paylaşıp “ne kültürlü insan” desinlerciler:
“Modern anlamda, estetik ve etik anlamda, Epistemolojik, felsefi olarak gerçeğe dayalı bilgi birikim elde etmek, bilimsel ve analitik düşünmeyi zorunlu kılar…” Breh breh breh!
…
Dindar insanları bir türlü anlayamayanlar;
“Bir mümin arkadaşıma İsa Hıristiyanların, Musa Yahudilerin peygamberi dedim adam benimle bir daha konuşmadı. Ben şimdi ne kabahat işledim?”
…
Gelelim bana:
Paylaşımlara bakar, güler eğlenirim. İşime gelenleri okur, kaydederim. Örneğin: Ahmet adlı birinin karısına sormuşlar: “Eşiniz telefonda nasıl kayıtlı?”
“Normal zamanlarda Ahmet, sinirlendirince başına Z getiririm, mutlu edince başına R eklerim” demiş.
Dişler, saçlar döküldü, bel büküldü; yüzümü mü paylaşayım? Emekli aylığı ile karbonhidrat ağırlıklı yediklerimi mi paylaşayım? On yıldır tatil yüzü görmedim deniz resimleri mi paylaşayım? Kilisli Âşık Mehmet SÜMBÜL’ ün;
Aman doğma güneşte doğma halım hal değil,/ Karanlıklar galsın beni gizlesin/ Sanki bu bedenim benim eski bedenim değil/ Kapayın kapıları kapayın da duvarlar beni gizlesin… modundayım.
Biri de duygularıma tercüman olmuş;
“Yaşlandıkça, doğal olarak insanın geleceği azalıyor, geçmişi çoğalıyor. Gelecek azaldıkça mecburen geçmişe tutunmaya çalışıyoruz. Ama geçmiş elimizden kaymış gitmiş. O zaman da biraz fazla yaşadım galiba duygusuna kapılıyoruz.”
Mutfağımda bir tek yazı yazmak kaldı. Ben de onu paylaşıyorum.
ahmet.kocak16@hotmail.com