Baba Ocağı mı, Yeni Parti mi?

  • 09 Ağustos 2026
Baba Ocağı mı, Yeni Parti mi?

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde; Mahkemenin mutlak butlan kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığı koltuğuna yeniden oturması ve sonrasında “aklanmaktan” söz etmesiyle birlikte CHP’de siyaset bir anda bambaşka bir kulvara girdi.

Yaşananlar yalnızca bir genel başkan değişikliğinden ibaret kalmadı. CHP tarihinin en büyük siyasi kırılmalarından biri yaşandı.

Başta Genel Başkan Özgür Özel olmak üzere çok sayıda milletvekili, belediye başkanı, il ve ilçe yöneticisi ile parti üyesi CHP’den ayrılarak Yeni Parti çatısı altında siyaset yapmayı tercih etti. Böylece Türk siyasetinde muhalefetin dengelerini kökten değiştirebilecek yeni bir dönem başladı.

Bu gelişmenin nedenlerini ben de kendi penceremden anlamaya çalışıyorum. Konuyla ilgili yazılanları okuyorum, yapılan yorumları dinliyor, farklı görüşleri dikkatle takip ediyorum. Ancak bütün bu çabaya rağmen itiraf etmeliyim ki yaşananların gerçek sebebini ve perde arkasındaki dinamikleri hâlâ tam olarak çözebilmiş değilim. Görünen tablo ile işin arka planı arasında cevaplanmayı bekleyen birçok soru olduğunu düşünüyorum.

Konuyu bir eksene oturtabilmek için, yıllarca CHP’de siyaset yapmış, bugün ise Yeni Parti saflarında yer alan bir arkadaşıma sordum:

— Sizin mahallede neler oluyor? Bu noktaya nasıl gelindi? Asıl mesele ne?

Gülümsedi Bir süre sustu. Sonra hiç tereddüt etmeden şu cümleyi kurdu:

— Vallahi bir şeyler oluyor ama sana anlatacak kadar ben de tam olarak ne olduğunu bilmiyorum.

Aslında bu cümle her şeyi özetliyordu.

Kimse neyin tam olarak ne olduğunu, bu işin nereye varacağını kestiremiyor. Herkes şimdilik bir rüzgâra kapılmış gidiyor.

Fakat benim dikkatimi en çok çeken şey kurdukları partinin adı oldu.

Yeni Parti…

Bir şeye verilen isim, çoğu zaman o işin özetidir.

Siyasette isimler rastgele seçilmez. Her isim bir iddia taşır.

“Yeni” kelimesi de öyledir.

Tarih boyunca mevcut düzene alternatif olmak isteyen birçok siyasi hareket kendisini “yeni” olarak tanımladı. Osmanlı’nın son dönemindeki Genç Osmanlılar da yaşadıkları dönemin yeni arayışını temsil ediyordu.

Demek ki siyasette “yeni” demek sadece yeni olmak değildir; aynı zamanda eskiye itiraz etmektir.

O hâlde ortada beğenilmeyen bir “eski” var.

Peki o eski kim?

Galiba CHP…

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:

Özgür Özel ve arkadaşları, yıllardır “baba ocağı” dedikleri CHP’nin neyini beğenmediler de ayrılıp adına özellikle “Yeni Parti” dedikleri yeni bir siyasi hareket kurdular?

Ayrılık sürecinde “vuruşa vuruşa ayrılacağız” dediler.

Ama yaşananlara bakınca tablo hiç de öyle görünmüyor.

“Baba ocağı” dedikleri partiyi büyük bir kriz içinde bıraktılar.

Mecazi anlamda söylemiyorum.

İstanbul İl Başkanlığı binasının resmen içine ettiler.

Bizden sonrası tufan anlayışıyla boşalttıkları genel merkezleri, il ve ilçe binalarını adeta talan ederek terk ettiler.

Şimdi ise diyorlar ki:

“Kılıçdaroğlu ve ekibi CHP’den gittiğinde tekrar baba ocağına döneceğiz.”

İyi de bunun nasıl olacağını kimse anlatamıyor.

Çünkü insan, bir gün geri dönmeyi düşündüğü evden ayrılırken kapıları kırmaz.

CHP ile Yeni Parti arasında yaşananlar belki birçok insanı ilgilendiriyor.

Açıkçası beni doğrudan ilgilendirmiyor.

Taraf olmaktan çok uzaktan izlemeyi tercih ediyorum.

Ama ülkenin ana muhalefet partisinde yaşanan böylesine büyük bir kırılmaya da kayıtsız kalmak mümkün değil.

Ben daha çok bu gelişmelerin Ankara’da nasıl konuşulduğundan ziyade bizim dağın yamacında nasıl yankılandığıyla ilgileniyorum.

Tekten tüme…

Kahvehane sohbeti tadında…

Genel merkez kulislerinden çok yerelin sesini önemsiyorum.

Anketlerden daha fazla kahvehanelerde, çarşılarda ve pazarlarda yapılan samimi değerlendirmeleri dinliyorum.

Çünkü bazen küçük bir beldede sandığın verdiği mesaj, milyonlarca lira harcanan kamuoyu araştırmalarından daha doğru sonuç verebiliyor.

Çanakkale bunun en güzel örneklerinden biri.

Kendi yağıyla kavrulan, kendine özgü siyaset yapma geleneği olan bir şehir.

Aynı zamanda CHP seçmeninin güçlü olduğu illerden biri.

Çanakkale toplamda dört milletvekili çıkarıyor.

Son seçimlerde CHP iki, AK Parti bir, İYİ Parti ise bir milletvekili kazandı.

İl Belediye Başkanı da eski CHP Genel Başkan Yardımcılarından ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmesi hâlinde “Adalet Bakanımız olacak.” diye tanıtılan Muharrem Erkek.

İl Genel Meclisi Başkanlığını ise yerel siyasetin ağabeyi olarak görülen Halil Ertuğrul yürütüyor.

Son gelişmelerin ardından CHP’nin iki milletvekili, İl Belediye Başkanı ve İl Genel Meclisi Başkanı tercihlerini Özgür Özel’den yana kullanarak Yeni Parti’ye geçti.

Biga’da ise daha farklı bir tablo ortaya çıktı.

CHP’li belediye başkanı partisinden istifa etti; ancak kamuoyundaki beklentilerin aksine Yeni Parti’ye katılmadı.

Buna karşılık CHP İlçe Başkanı istifa ederek Yeni Parti İlçe Başkanı oldu/olacak.

Gümüşçay Belediye Başkanı ise önce “Halkıma soracağım.” dedi, ardından o da Yeni Parti’ye katıldı.

Dikkat çekmek istediğim nokta tam da burada.

Çanakkale CHP’sinde görev yapan ve bugün hâlâ kamuoyunun önünde bulunan isimlerin önemli bir bölümü, farklı gerekçelerle de olsa siyaset hayatını Yeni Parti’de sürdürmeyi tercih etti.

Kimisi bunu büyük bir istekle yaptı.

Kimisi ise yerel dengeleri gözeterek daha temkinli davrandı.

Peki yöneticilerde görülen bu tablo halkta da aynı karşılığı buldu mu?

Asıl soru işte burada.

Sahada Yeni Parti hakkında en çok duyduğum cümle şu:

“Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete…”

Bir başka ifadeyle insanlar bu meselenin mahkeme salonlarında değil, sandıkta çözüleceğine inanıyor.

Eğer Yeni Parti seçimlerde CHP’yi açık ara geride bırakamazsa, bu kez Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu günah keçisi ilan edilir mi?

Bugünkü siyasi rüzgâr bunu ihtimal dışı bırakmıyor.

Buna karşılık CHP, seçmen nezdinde oyunu yüzde 10-13 bandında koruyabilirse yeniden ana muhalefet seçmeninin cazibe merkezi hâline gelebilir.

Bu süreçte Muharrem İnce’nin nasıl bir yol izleyeceği de dikkatle takip edilmeli.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olmuş, “Adam kazandı.” sözü nedeniyle ağır eleştirilere uğramış, partisinden ayrılmış, daha sonra yeniden CHP’ye dönmüş ama bugün de Yeni Parti’ye katılmamış bir siyasetçinin atacağı adımlar, önümüzdeki dönemin önemli işaretlerinden biri olabilir.

Ben, CHP’den ayrılarak Yeni Parti’yi kuran Özgür Özel ve arkadaşlarının dönmemek üzere ayrıldıklarını düşünmüyorum.

Ancak geri dönüşün nasıl olacağını bugünden planladıklarına da inanmıyorum.

Çünkü insan, bir gün geri dönmeyi düşündüğü evin kapısını giderken kırmaz.

Belki de bütün tartışmanın özeti tam da burada gizlidir.

Kurdukları partinin adına “Yeni Parti” dediler.

Ama siyasette belirleyici olan, partilerin kendilerine verdiği isim değil; milletin onlara verdiği isimdir.

O ismi ne mahkemeler verir…

Ne televizyon ekranları…

Ne de sosyal medya…

Çünkü demokrasilerde son sözü her zaman millet söyler.

Ve o sözün söylendiği yerin adı da sandıktır.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ