UFUK ÇİZGİSİNİN PEŞİNDEN GİTMEK.
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elalmış makalesinde; Bazı insanlar vardır; bir şehre yerleşir ama kök salamaz, bir masaya oturur ama ait hissedemez, bir kalabalığın içinde bulunur ama içindeki yalnızlığı susturamaz. Onlar için dünya, üzerinde yaşanacak sabit bir zemin değil; sürekli çağıran, sürekli uzaklaşan bir ufuktur.
Dışarıdan bakıldığında bu insanlar kararsız görünürler. Bir türlü memnun olmayan, sürekli yeni yerler arayan, bulunduğu ortamdan çabuk sıkılan kişiler gibi değerlendirilirler. Oysa mesele çoğu zaman memnuniyetsizlik değildir. Mesele gözle görülen bir yalnızlık da değildir. Mesele ,ruhun sıradanlıkla kuramadığı ilişkidir.
Bazı zihinler vardır ki, alışkanlıklarla beslenmez. Tekrarlanan manzaralar onları huzura değil, uyuşmaya götürür. Her gün aynı sokaktan geçmek, aynı insanlarla aynı konuşmaları yapmak, aynı gökyüzüne bakmak onlarda bir tür iç daralması yaratır. Çünkü onlar yalnızca yaşamayı değil, yaşamın anlamını hissetmeyi isterler.
Belki de bu yüzden sürekli yola çıkma ihtiyacı duyarlar.
Yeni bir şehir, yeni bir sokak, yeni bir yüz… Bunların peşinde olmalarının nedeni turistik bir merak değildir. Aradıkları şey manzara değil, ihtimaldir. Çünkü her yeni yerde, henüz tanımadıkları bir kendilerinin yaşadığına inanırlar.
Ve çoğu zaman şu cümleyi kurarlar:
“Olmadığım yerde daha iyi olacağımı biliyorum.”
Olmadığı yer, sadece başka bir şehir değildir. Başka bir hayat, başka bir zaman, başka bir ihtimaldir. Kişi aslında kendisine şöyle fısıldar:
“Belki de henüz ulaşamadığım yerde daha gerçek bir ben var.”
Bu düşünce hem büyüleyicidir hem de yorucudur.
Çünkü insanı sürekli hareket ettirir. Hiçbir liman yeterince güvenli, hiçbir şehir yeterince derin, hiçbir ilişki yeterince geniş görünmez. Her varışın içinde yeni bir ayrılığın tohumu vardır. Daha bavul açılmadan, ufuk yeniden çağırmaya başlar.
Fakat burada trajik bir soru ortaya çıkar:
Ya aranan şey hiçbir yerde değilse?
Ya insanın peşinden koştuğu o eksik parça, haritaların gösteremeyeceği bir yerdeyse?
Belki de bazı insanlar dünyayı dolaşırken aslında coğrafya değiştirmiyorlardır. Belki de kendi içlerindeki boşluğun çevresinde dönüp duruyorlardır. Çünkü bazen en uzun yolculuklar kilometrelerle değil, insanın kendi içine doğru attığı adımlarla ölçülür.
Yine de bu arayışı küçümsemek mümkün değildir.
Dünyanın büyük keşifleri, büyük sanat eserleri ve büyük fikirleri çoğu zaman yerinde duramayan insanların eseridir. İç huzursuzluğu, bazen insanlığın ilerlemesini sağlayan görünmez bir motora dönüşür. Çünkü mevcut olanla yetinemeyenler, henüz var olmayanın peşine düşerler.
Belki de bazı insanlar için aidiyet bir varış noktası değildir.
Belki onların kaderi, sürekli yolda olmaktır.
Belki onlar bir şehre, bir eve ya da bir ülkeye değil; arayışın kendisine aittirler.
Ve bu yüzden gecenin bir vakti uzaklara bakarken içlerinden yine şu cümle geçer:
“Olmadığım yerde daha iyi olacağımı biliyorum.”
Bu cümle bazen bir yanılsamadır.
Bazen bir umut.
Bazen de insan ruhunun sonsuza doğru uzanan, hiçbir yere sığmayan tarafının sessiz itirafı. Çünkü bazı insanlar gerçekten bir yere ait olmak için değil, ufuk çizgisinin peşinden gitmek için doğarlar. Ve onların evi, belki de hiçbir zaman vardıkları yer değil; hep gitmekte oldukları yerdir.
