KORKUTAN GERÇEKLER!

  • 06 Temmuz 2026
KORKUTAN GERÇEKLER!

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı sendikacı Veli Beysülen makalesinde;  Bu yazıyı yazdığım saatlerde, Stand up’çı ya da halk arasında bilinen adıyla komedyen Deniz Göktaş’ın, youtoube yüklediği Harbiye gösterisini yaklaşık 11,5 milyon insan izlemişti. Hani şu sanat nedir, mizah nedir bilmeyen, 183 kişinin CİMER’e dini değerlere saldırı var diye başvurarak şikayet ettikleri gösteri. İlginç değil mi, bir gösteriyi bir hafta gibi kısa süre de 11,5 milyon insan izliyor, bunların içinden sadece 183 kişi, bu Deniz bizim dini değerlerimize saldırıyor diye alo devlet ihbar hattına başvuruyor. Devlet, ise muhalif her sese yaptığı gibi, bununda üzerine atlıyor ve soruşturma başlatıyor. Bu arada Deniz yurtdışında, yandaş medya ve trol sosyal medya hesaplarında bir yaygara, Deniz, hakkında soruşturma başlatılacağını biliyordu yurtdışına kaçtı. Yani onlara göre, hedef gösterdikleri kişi yurtdışına kaçmışsa suçluluğu kesindir. Fakat öyle olmadı ve hedef gösterdikleri, genç komedyen Deniz Göktaş, anında mizahı bir dille “üç tşört üç baksırla ülkeden kaçılmaz, arkadaşlarımın yanına tatile çıktım, tatilim bitince ülkeme döneceğim” diye cevap verdi. Dediğini yapan Deniz 2 Temmuz günü yurda döndü ve havaalanından azılı bir suçlu misali, ters kelepçe takılarak gözaltına alınıp tutuklandı.

Deniz Göktaş kimmiş, ailesi annesi babası, memleketi, mezhebi, annesinin babasının geçmişi birdenbire önümüze düştü. Hani derler ya reklamın kötüsü olmaz diye aynen öyle oldu ve her şeyden nem kapanların, alo devlet ihbar hattına yaptıkları şikayet üzerine, Türkiye toplumu, hatta Dünya otorite hazretlerinin emrinde olmayan, ona biat etmeyen yeni nesil genç bir komedyenle tanışmış oldu.

Aslında bu yazının konusu Deniz değil. Zira bu konu daha detaylı özgün bir yazının konusudur ve onu bir başka yazıda genişçe değerlendireceğim. Çünkü Deniz’in ya da benzerlerinin tutuklanmalarının veya günübirlik operasyonların, bu ülke ezilen emekçilerinin yaşadıklarının gündem olmaması gibi özel bir nedeni var.

Malum Temmuz ayına girdik, Hükümet bir yandan yaz sıcağında Ankara’da yapılacak, savaş örgütü NATO zirvesine hazırlık için, Ankara’yı günlük hayata kapatırken, diğer yandan ise 3 Temmuz günü Haziran ayı TÜFE oranının açıklanmasıyla birlikte emeklilerin ve kamu çalışanlarının yılın ikinci yarısı için alacakları sözde maaş artış oranları belli oldu. Bu ülke de yaşayan herkes Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) enflasyon oranını düşük açıkladığını biliyor. Bende yazılarımda bu konuyu defalarca işledim ve enflasyonun maaşları aşağı çekmek için, piyasada ki enflasyonun altında açıklandığını, maaşların artırıldığı Ocak ve Temmuz ayları öncesi, Kasım, Aralık ve Mayıs, Haziran aylarında ise bunun aleni yapıldığını yazdım.

Kuşkusuz bu uygulamanın emekçileri yoksullaştıran sonucu var. Bu sonuca ilişkin, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Dairesi (DİSK-AR) yaptığı bir araştırmanın sonuç raporunu açıkladı. Önemli ipuçları içeren raporun değerlendirme bölümünü aynen aşağıya alıyorum.

İşte gerçekler:

İşçi Sınıfının Geçim Krizi Raporu: Asgari Ücret, Vergi, Emeklilik:

Asgari ücret, toplumun çok geniş bir kesimini doğrudan ilgilendiren bir gösterge hâline gelmiştir. Avrupa’da açık ara en yüksek asgari ücret kapsamına sahip Türkiye, giderek derinleşen bir “asgari ücretliler ülkesi’ne dönüşmüştür. Bunun nedeni toplu iş sözleşmesi kapsamının son derece dar kalmasıdır. Sendikasızlaştırma ve güvencesizleştirme politikaları sonucunda asgari ücret fiilen ortalama ücret hâline gelmiş; işçilerin büyük çoğunluğu açlık sınırının altında bir gelirle geçinmek zorunda bırakılmıştır. 2026 yılında daha belirlendiği gün açlık sınırının altında olan net asgari ücret, yılın beşinci ayı itibarıyla yoksulluk sınırının yalnızca dörtte birine karşılık gelmektedir. Öte yandan büyümeden pay alması gereken işçiler, tam aksine büyümeden dışlanmaktadır. Bu nedenle asgari ücret, kişi başına milli gelire göre de erimektedir.

Vergi sistemi bu eşitsizliği daha da derinleştirmektedir. İşçiler bir yandan düşük ücretlerle geçinmeye çalışırken öte yandan giderek ağırlaşan bir vergi yükü altında ezilmektedir. Az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alınan bir sistem kurulmuştur. Yıllardır gelir vergisi tarife dilimleri az artırılarak, vergi tarife oranları yüksek tutulmak suretiyle, asgari ücret istisnası çalışanlar aleyhine uygulanmış ve çalışanların vergi yükü artırılmıştır. Büyük servetlere dokunulmamış, vergi yükü tabana yayılmıştır. Ücretliler şirketlerden daha fazla vergi öder hâle getirilmiştir.
Emeklilik sistemi de bu genel tablonun dışında değildir. Onlarca yıl çalışmış, prim ödemiş ve ülkenin büyümesine katkıda bulunmuş milyonlarca emekli, bugün sefalet içinde yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Emekli aylıkları asgari ücretin altına düşmüş, SGK’nin prim gelirleri artmasına karşın bu artış emeklilere yansıtılmamış ve emeklilik bir dinlenme ve güvence hakkı olmaktan çıkmış; her üç emekliden ikisi geçimini sağlayabilmek için yeniden çalışmak zorunda bırakılmıştır.

DİSK-AR tarafından hazırlanan bu raporda, verilerle asgari ücret, vergi ve emeklilik sistemi gerçekleri yer almaktadır.

Rapordan özet bulgular şöyle:

1. Asgari Ücret:

· Asgari ücret açlık sınırının altında, yoksulluk sınırının dörtte biri düzeyindedir.

· Asgari ücretin kişi başına milli gelire oranı 1974’te yüzde 80,6 iken 2026’da yüzde 45,7’ye gerilemiş, asgari ücretlilerin büyümeden aldığı pay azalmıştır.

· Asgari ücretli, 2005’ten bu yana yaklaşık toplam 23 Cumhuriyet altını kaybetmiştir.

· Türkiye’de asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altı bir ücretle çalışanların kapsamı yüzde 35’e yakındır. Böylece Türkiye asgari ücretin yaygınlığı bakımından Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yer almaktadır.

· TİS kapsamı Türkiye’de yüzde 10 düzeyindeyken bu oran birçok Avrupa ülkesinde yüzde 60’ın üzerindedir.

· Türkiye’de her 100 çalışandan 15’i asgari ücretin altında çalıştırılmaktadır.

· Türkiye’de bir asgari ücretlinin dana eti alım gücü Hollanda’daki asgari ücretlinin yaklaşık dörtte biri, Fransa’daki asgari ücretlinin ise yaklaşık üçte biri düzeyindedir. Türkiye’de asgari ücretlinin temel gıda maddelerine erişimi, Avrupa ve OECD ülkelerine kıyasla son derece sınırlı kalmaktadır.

· 2026’da Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip Avrupa ülkesi sayısı yalnızca üçe düşmüş, Türkiye Avrupa’nın en düşük asgari ücretli ülkelerinden biri haline gelmiştir.

· Türkiye’de TİS’ten yararlanan işçilerin ortalama ücretleri asgari ücretin oldukça üzerindedir. TİS kapsamındaki işçilerin aylık ortalama brüt kazancı, TİS kapsamı dışındaki işçilerden yüzde 91,9 daha fazladır.

2. Vergi Sistemi:

· Vergi ve kesinti yükü yıl içinde yüzde 21,6’dan yüzde 29,7’ye çıkmaktadır.

· 2026’da işçinin brüt ücretinin ortalama dörtte birinden fazlası vergi ve kesintilere gitmektedir. İşçiler yılın üç ayını vergi ve kesintileri ödemek için çalışmaktadır.

· Gelir vergisi en düşük tarife dilimi 190 bin TL sınırındadır. Eğer 2000 yılından itibaren gelir vergisi tarife dilimleri asgari ücret kadar artırılmış olsaydı vergi ilk dilimi 658 bin TL’nin üzerinde olacaktı.

· Dolaylı vergiler 36 yılda yüzde 48’den yüzde 64’e yükselmiştir. Toplanan her 100 TL’lik verginin 64 TL’si dolaylı vergilerden gelmektedir.

· Mülkiyet üzerinden alınan vergilerin payı son 11 yılda yüzde 3,7’den yüzde 1,1’e gerilemiştir.

· Türkiye’de işçiler şirketlerden daha fazla vergi veriyor. Vergi gelirleri içinde işçilerin ödediği pay yüzde 19,6 iken sermayenin payı yüzde 13,1’dir.

3. Emeklilik Sistemi:

· Ortalama emekli aylığının asgari ücrete oranı 2002’de yüzde 122 iken bu oran 2025’te yüzde 84’e gerilemiştir. Emekli aylıkları asgari ücretin yüzde 16 altına düşmüştür.

· Emekli aylığı sistemindeki değişiklikler, aynı prim ve çalışma süresine sahip emekliler arasında büyük gelir farkları yaratmaktadır.

· En düşük emekli aylığı artırılırken diğer aylıkların aynı ölçüde yükseltilmemesi, emekli aylıklarını en düşük aylığa yaklaştırmaktadır.

·  Emeklilerin milli gelirden aldığı pay gerilemektedir. Ortalama emekli aylığının kişi başına milli gelire oranı 2002’de yüzde 46,4 iken bu oran 2025 yüzde 31,6’ya düşmüştür.

·  Prim gelirleri 2002’den bu yana 273 kat artarken emekli aylıkları ve sağlık harcamaları 211 kat artmıştır.

· Düşük aylıklar nedeniyle çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı 2002’de yüzde 36,6 iken 2025’te yüzde 69,5’e çıkmıştır. Her üç emekliden ikisi çalışmak zorunda bırakılmaktadır.

Raporun ortaya koyduğu ülke yoksullarının yaşadıkları, konuşulup gündem olmasın diye ağzını açan, toplumu aydınlan ve düşünmesini sağlayan, Deniz Göktaş veya başkası, gözaltına alınıp tutuklanmaya devam edecek. O zaman, 11,5 milyon izleyenin içinden, çoğu trol hesap 183 kişinin, devletin alo ihbar hattına yaptığı başvuruyla bir komedyenin gözaltına alınıp tutuklanmasının nedeni, gerçeklerin ortaya çıkmasından duyulan korkudur!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ