Topuk Kanı Uygulamasıyla İlgili Dava Süreci Tartışma Yarattı: “Usulsüz İşlem ve Zorla Müdahale” İddiaları Gündemde

  • 18 Haziran 2026
Topuk Kanı Uygulamasıyla İlgili Dava Süreci Tartışma Yarattı: “Usulsüz İşlem ve Zorla Müdahale” İddiaları Gündemde

Amasya’nın Taşova ilçesinde görülen ve yenidoğan bebeklerde yapılan “topuk kanı tarama testi” uygulamasına ilişkin süreç, tarafların açıklamaları ve mahkeme kararının ardından kamuoyunda tartışma konusu oldu. Bir ailenin mahkeme sürecine dair ortaya attığı iddialar, sosyal medyada da geniş yankı bulurken, olayın hem hukuki hem de sağlık politikaları boyutu yeniden gündeme taşındı.


“Duruşmaya Çağrılmadık, Kararı Sonradan Öğrendik” İddiası

Aile tarafından yapılan açıklamada, sürece ilişkin en dikkat çeken iddia, mahkeme sürecinden haberdar edilmedikleri ve duruşmaya çağrılmadıkları yönünde oldu. Aile, herhangi bir mahkeme celbi almadıklarını, sürecin kendilerine bildirilmeden ilerlediğini ve kararın sonradan uygulamaya konulduğunu öne sürdü.

Açıklamalarda ayrıca, kolluk kuvvetleri eşliğinde adrese gelindiği, çilingir yardımıyla eve girilmesinin gündeme geldiği ve bunun “usulsüz ve baskı niteliğinde” olduğu iddia edildi.


Topuk Kanı Uygulaması ve Ret Süreci

Ailenin aktardığı bilgilere göre, 11 Nisan 2026 tarihinde Amasya Sabuncuoğlu Şerifeddin Devlet Hastanesi’nde gerçekleşen doğumun ardından, yenidoğan bebek için uygulanan topuk kanı tarama testinin yaptırılmaması yönünde hastane çıkışında yazılı beyan verildi.

Aile, taburculuk sonrası süreçte sağlık birimleri tarafından telefonla ve saha ziyaretleriyle bilgilendirildiklerini, ancak kendilerinin bu uygulamayı kabul etmediğini ifade etti. Aile, bu süreçte özellikle doğum sonrası annenin yaşadığı psikolojik zorlukların da dikkate alınmadığını savundu.


“Lohusalık Döneminde Yoğun Baskı Hissettik” İddiası

Bebeğin annesi, doğum sonrası süreçte ağır bir lohusalık dönemi geçirdiğini ve bu dönemde sağlık kurumları ile çeşitli resmi birimlerden yapılan aramalar nedeniyle psikolojik olarak zorlandığını öne sürdü.

Açıklamada, sürekli telefon aramaları ve ev ziyareti girişimlerinin kendisini yıprattığı, bu durumun hem fiziksel hem de ruhsal süreci olumsuz etkilediği ifade edildi. Aile ayrıca, kolluk kuvvetleriyle birlikte yapılan ziyaretlerin “baskı ve tehdit hissi oluşturduğunu” iddia etti.


“Çilingirle Eve Girme” İddiası ve Güvenlik Tartışması

Ailenin en dikkat çekici iddialarından biri ise eve giriş süreciyle ilgili oldu. Açıklamalarda, kolluk kuvvetlerinin eşliğinde çilingir çağrılması ihtimalinin gündeme geldiği ve bunun “hukuka aykırı bir uygulama” olduğu savunuldu.

Aile, bu sürecin yalnızca tıbbi bir uygulama nedeniyle yürütülmesini eleştirerek, benzer suçlarda dahi bu ölçekte bir kolluk müdahalesi yaşanmadığını iddia etti.


Mahkeme Kararı ve Gerekçe

Dosyaya ilişkin mahkeme kararında ise, yenidoğan bebeklerde uygulanan “topuk kanı tarama programının”, çocuğun üstün yararı kapsamında değerlendirildiği ve gecikme halinde geri dönüşü olmayan sağlık riskleri doğabileceği yönündeki tıbbi görüşlere yer verildiği görüldü.

Kararda, söz konusu uygulamanın erken teşhis ve tedavi amacı taşıdığı, çocuğun sağlık hakkının korunmasının öncelikli olduğu ifade edilerek, sağlık tedbirinin uygulanmasına hükmedildiği belirtildi.

Mahkeme ayrıca, kararın infazı için ilgili sağlık birimlerine yazı gönderilmesine ve işlemlerin ilgili mevzuat kapsamında yürütülmesine karar verdi.


“Çocuğun Üstün Yararı” Vurgusu

Karar metninde, yenidoğan tarama programlarının halk sağlığı açısından taşıdığı önem vurgulanırken, erken tanı yapılmaması halinde bazı hastalıkların kalıcı sağlık sorunlarına yol açabileceği ifade edildi. Bu nedenle uygulamanın “koruyucu ve önleyici sağlık hizmeti” kapsamında değerlendirildiği kaydedildi.


Aileden Suç Duyurusu ve Tepki

Aile ise sürecin tamamına ilişkin olarak hem sağlık çalışanları hem de kolluk kuvvetleri ve yargı sürecinde görev alanlar hakkında şikâyetçi olduklarını açıkladı. Açıklamada, yaşananların “baskı ve zorla müdahale” niteliği taşıdığı ileri sürüldü.

Aile ayrıca, sürecin özellikle anne üzerinden yürütüldüğünü, baba ile iletişimin sınırlı kaldığını ve bunun aile içi dengeyi olumsuz etkilediğini savundu.


Tartışma Büyüyor

Olay, bir yandan kamu sağlığı uygulamalarının zorunluluğu ve çocukların üstün yararı ilkesi üzerinden değerlendirilirken, diğer yandan bireysel rıza, özel hayat ve müdahale sınırları konusunda tartışmaları da beraberinde getirdi.

Hukuk çevreleri ve sağlık politikası uzmanları, benzer vakaların gelecekte nasıl ele alınacağına dair daha net iletişim ve bilgilendirme süreçlerinin önemine dikkat çekiyor.

Topuk Kanı Kararı Tartışma Yarattı: Avukatlar “Sağlık Tedbiri Yetki Aşımı” İddiasında Bulundu

Amasya’nın Taşova ilçesinde yenidoğan bebeklere uygulanan “topuk kanı tarama testi” kapsamında verilen mahkeme kararı ve sonrasında yaşanan süreç, hukuki ve sağlık boyutuyla kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Söz konusu dosyada ailenin avukatları Av. Muhammed Said Altuntaş ve Av. Meliha Oğul Altuntaş, kararın hukuka aykırı olduğu yönünde açıklamalarda bulundu.


“Sağlık Tedbiri Kavramı Yanlış Yorumlanıyor” İddiası

Av. Meliha Oğul Altuntaş tarafından yapılan değerlendirmede, mahkemenin kararını dayandırdığı 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında “sağlık tedbiri” kavramının yanlış yorumlandığı ileri sürüldü.

Açıklamada, kanunda “korunma ihtiyacı olan çocuk” ifadesinin; ihmal, istismar ya da ciddi risk altında bulunan çocukları kapsadığı belirtilerek, topuk kanı tarama uygulamasının bu kapsamda değerlendirilemeyeceği savunuldu.

Altuntaş, söz konusu uygulamanın bir “tedavi” değil, sağlıklı yenidoğanlara yönelik bir tarama testi olduğunu belirterek, “Bu nedenle sağlık tedbiri adı altında zorunlu hale getirilmesi hukuka uygun değildir” ifadelerini kullandı.


“Kolluğun Yetkisi Sınırlıdır” Vurgusu

Avukatlar tarafından yapılan açıklamada, sağlık tedbirlerinin uygulanmasında görevli kurumun il ve ilçe sağlık müdürlükleri olduğu, kolluk kuvvetlerinin ise yalnızca refakat görevi üstlenebileceği ifade edildi.

Açıklamada, kolluğun çocuğun aileden zorla alınması veya eve girilmesi gibi bir yetkisinin bulunmadığı belirtilerek, “Sağlık tedbiri kararlarının icrası için cebir kullanılmasına dair açık bir yasal düzenleme yoktur” görüşü dile getirildi.


“Çilingirle Eve Giriş Hukuka Aykırı” İddiası

Avukatlar, kamuoyunda en çok tartışılan konulardan biri olan eve çilingirle giriş iddiasına da değinerek, böyle bir uygulamanın yasal zemininin bulunmadığını savundu.

Açıklamada, “Suç şüphesi olmayan bir durumda, yalnızca sağlık taraması gerekçesiyle zorla kapı açılması kabul edilemez” denildi.


“Yetki Aşımı ve HSK İncelemesi” Çağrısı

Av. Meliha Oğul Altuntaş, kararı veren hâkimin yetki sınırlarını aştığını öne sürerek, konunun Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Açıklamada, yargı makamlarının yetkisini aşmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı vurgulanarak, sürecin yeniden incelenmesi çağrısında bulunuldu.


“Tarama Testi Zorunlu Hale Getirilemez” Görüşü

Avukatlar, topuk kanı uygulamasının bir tarama testi olduğunu ve tıbbi olarak “tedavi” niteliği taşımadığını belirterek, bu nedenle zorunlu tutulamayacağını savundu.

Açıklamada ayrıca, çocuğun üstün yararı ilkesinin ebeveynlerin velayet hakkını tamamen ortadan kaldırmadığı, somut ihmal veya istismar tespiti bulunmadan müdahale yapılamayacağı görüşü dile getirildi.


“Toplumsal Gerginliğe Dönüşmemeli” Uyarısı

Açıklamanın sonunda, sağlık tarama programlarının toplumda devlet–vatandaş gerilimine dönüşmemesi gerektiği vurgulandı. Avukatlar, konunun daha sağduyulu ve hukuki sınırlar içinde ele alınması gerektiğini belirterek yetkililere “itidalli davranma” çağrısında bulundu.


Tartışma Devam Ediyor

Topuk kanı uygulamasına ilişkin bu süreç, bir yandan çocuk sağlığı politikalarının zorunluluğu ve kamu yararı ilkesi üzerinden değerlendirilirken, diğer yandan bireysel rıza, velayet hakkı ve müdahale sınırları açısından hukuk çevrelerinde tartışılmaya devam ediyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ