Topuk Kanı Uygulamasıyla İlgili Dava Süreci Tartışma Yarattı: “Usulsüz İşlem ve Zorla Müdahale” İddiaları Gündemde
Amasya’nın Taşova ilçesinde görülen ve yenidoğan bebeklerde yapılan “topuk kanı tarama testi” uygulamasına ilişkin süreç, tarafların açıklamaları ve mahkeme kararının ardından kamuoyunda tartışma konusu oldu. Bir ailenin mahkeme sürecine dair ortaya attığı iddialar, sosyal medyada da geniş yankı bulurken, olayın hem hukuki hem de sağlık politikaları boyutu yeniden gündeme taşındı.
“Duruşmaya Çağrılmadık, Kararı Sonradan Öğrendik” İddiası
Aile tarafından yapılan açıklamada, sürece ilişkin en dikkat çeken iddia, mahkeme sürecinden haberdar edilmedikleri ve duruşmaya çağrılmadıkları yönünde oldu. Aile, herhangi bir mahkeme celbi almadıklarını, sürecin kendilerine bildirilmeden ilerlediğini ve kararın sonradan uygulamaya konulduğunu öne sürdü.
Açıklamalarda ayrıca, kolluk kuvvetleri eşliğinde adrese gelindiği, çilingir yardımıyla eve girilmesinin gündeme geldiği ve bunun “usulsüz ve baskı niteliğinde” olduğu iddia edildi.
Topuk Kanı Uygulaması ve Ret Süreci
Ailenin aktardığı bilgilere göre, 11 Nisan 2026 tarihinde Amasya Sabuncuoğlu Şerifeddin Devlet Hastanesi’nde gerçekleşen doğumun ardından, yenidoğan bebek için uygulanan topuk kanı tarama testinin yaptırılmaması yönünde hastane çıkışında yazılı beyan verildi.
Aile, taburculuk sonrası süreçte sağlık birimleri tarafından telefonla ve saha ziyaretleriyle bilgilendirildiklerini, ancak kendilerinin bu uygulamayı kabul etmediğini ifade etti. Aile, bu süreçte özellikle doğum sonrası annenin yaşadığı psikolojik zorlukların da dikkate alınmadığını savundu.
“Lohusalık Döneminde Yoğun Baskı Hissettik” İddiası
Bebeğin annesi, doğum sonrası süreçte ağır bir lohusalık dönemi geçirdiğini ve bu dönemde sağlık kurumları ile çeşitli resmi birimlerden yapılan aramalar nedeniyle psikolojik olarak zorlandığını öne sürdü.
Açıklamada, sürekli telefon aramaları ve ev ziyareti girişimlerinin kendisini yıprattığı, bu durumun hem fiziksel hem de ruhsal süreci olumsuz etkilediği ifade edildi. Aile ayrıca, kolluk kuvvetleriyle birlikte yapılan ziyaretlerin “baskı ve tehdit hissi oluşturduğunu” iddia etti.
“Çilingirle Eve Girme” İddiası ve Güvenlik Tartışması
Ailenin en dikkat çekici iddialarından biri ise eve giriş süreciyle ilgili oldu. Açıklamalarda, kolluk kuvvetlerinin eşliğinde çilingir çağrılması ihtimalinin gündeme geldiği ve bunun “hukuka aykırı bir uygulama” olduğu savunuldu.
Aile, bu sürecin yalnızca tıbbi bir uygulama nedeniyle yürütülmesini eleştirerek, benzer suçlarda dahi bu ölçekte bir kolluk müdahalesi yaşanmadığını iddia etti.
Mahkeme Kararı ve Gerekçe
Dosyaya ilişkin mahkeme kararında ise, yenidoğan bebeklerde uygulanan “topuk kanı tarama programının”, çocuğun üstün yararı kapsamında değerlendirildiği ve gecikme halinde geri dönüşü olmayan sağlık riskleri doğabileceği yönündeki tıbbi görüşlere yer verildiği görüldü.
Kararda, söz konusu uygulamanın erken teşhis ve tedavi amacı taşıdığı, çocuğun sağlık hakkının korunmasının öncelikli olduğu ifade edilerek, sağlık tedbirinin uygulanmasına hükmedildiği belirtildi.
Mahkeme ayrıca, kararın infazı için ilgili sağlık birimlerine yazı gönderilmesine ve işlemlerin ilgili mevzuat kapsamında yürütülmesine karar verdi.
“Çocuğun Üstün Yararı” Vurgusu
Karar metninde, yenidoğan tarama programlarının halk sağlığı açısından taşıdığı önem vurgulanırken, erken tanı yapılmaması halinde bazı hastalıkların kalıcı sağlık sorunlarına yol açabileceği ifade edildi. Bu nedenle uygulamanın “koruyucu ve önleyici sağlık hizmeti” kapsamında değerlendirildiği kaydedildi.
Aileden Suç Duyurusu ve Tepki
Aile ise sürecin tamamına ilişkin olarak hem sağlık çalışanları hem de kolluk kuvvetleri ve yargı sürecinde görev alanlar hakkında şikâyetçi olduklarını açıkladı. Açıklamada, yaşananların “baskı ve zorla müdahale” niteliği taşıdığı ileri sürüldü.
Aile ayrıca, sürecin özellikle anne üzerinden yürütüldüğünü, baba ile iletişimin sınırlı kaldığını ve bunun aile içi dengeyi olumsuz etkilediğini savundu.
Tartışma Büyüyor
Olay, bir yandan kamu sağlığı uygulamalarının zorunluluğu ve çocukların üstün yararı ilkesi üzerinden değerlendirilirken, diğer yandan bireysel rıza, özel hayat ve müdahale sınırları konusunda tartışmaları da beraberinde getirdi.
Hukuk çevreleri ve sağlık politikası uzmanları, benzer vakaların gelecekte nasıl ele alınacağına dair daha net iletişim ve bilgilendirme süreçlerinin önemine dikkat çekiyor.
