TÜRKİYE 

TÜİK rakamları erken seçimi işaret ediyor

Sosyal Medyada Paylaş

İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, Türkiye’nin hızla yoksulluğa, sefalete ve yokluğa sürüklendiğini söyledi. Türkkan, “TÜİK rakamları erken seçimi işaret ediyor” dedi.
 
İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
 
“TÜİK RAKAMLARI ERKEN SEÇİMİ İŞARET EDİYOR”
 
Türkkan şunları söyledi:
 
* Bu hafta Meclis Genel Kurulu’nda Güvenlik Soruşturması Kanunu kabul edildi biliyorsunuz.
 
* İç tüzüğün 81’inci maddesine göre reddedilmiş bir kanunun yine iç tüzüğün 76’ncı maddesine göre ‘Aynı yasama döneminde bir yıl geçmeden görüşülemez’ hükmüne aykırı bir tutum sergilenerek kabul edildi bu kanun.
 
* 1 yıl geçmeden gündeme alınmaması gerektiğini defalarca söylememize ve itirazlarımıza rağmen ne yazık ki tekrar görüşüldü ve geçti.
 
* Bu kanun teklifi iç tüzüğün arkasından dolanarak sadece Başkanlık Divanındaki oy sayısının fazlalığına güvenerek Meclis Başkanı’nın aldığı hukuksuz bir karardır. Bu kararın Meclis Başkan Vekili tarafından uygulanması doğru olmamıştır. Milli irade yok sayılmıştır.
* 1989 yılında yapılan Beyoğlu belediye seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan seçimi kaybedince seçim kurulunu basmıştı. Bu kanunda en son yaşadığımız uygulama da bunun devamı gibi benim yaptığım olacak dercesine yapılan bir uygulamadır.
 
* 2 trilyon dolar ihracatı olan ABD ekonomisi %1.8; 1.3 trilyon dolar ihracatı olan Almanya ekonomisi %2.1 büyürken, TÜİK rakamlarına göre Türkiye 2020’de yüzde 5,9 büyümüş.
 
* Aslında büyüyen ekonomi değil, Türkiye’de 2020’de büyüyen tek şey iktidarın yalanları.
 
* Sırf yalanları ortaya çıkmasın diye haftada en az 3 kez gündem değiştirmenin, kendilerine yeni mağduriyetler yaratmanın peşindeler.
 
* Hafta sonundan bu yana olan gelişmeleri bu açıdan ele alalım. Artık ‘dış güçlerin oyunu, Türkiye’yi diz çöktürme planı, bağımsızlığımıza vurdukları darbe’ savunması inandırıcılığını yitirdi. Tüm bu kopartılan gürültü; pandemi ve ekonomik krizle sarsılan iktidara can suyu gibi geldi. Türkiye’yi 1 hafta daha oyalayacak Saray’ın gölge oyunları bunlar.
 
* Gölgede kalanları aydınlatırsak kralın çıplak olduğunu görmek hiç zor değil. TÜİK rakamları bile ‘Artık kral çıplak’ diyor. Türkiye hızla yoksulluğa, sefalete ve yokluğa sürükleniyor. TÜİK elinden geleni yapsa da felaket tablosunu gizleyemiyorlar.
 
* Tüketici fiyatlarında enflasyon yüzde 16,19’a yükseldi. Bunlar daha iyi günlerimiz. Çünkü yurt içi üretici fiyatlarındaki yükseliş yüzde 31 oldu.
 
* Sanayinin dört ana sektöründen imalatta üretici fiyatlarında Mart’ta yıllık artış yüzde 33,96 oldu.
 
* İhracatı ara malı ithalatına bağlı olan Türkiye’de doların hali ortada. Artık psikolojik eşik falan kalmadı. Dolar 8 liranın üzerinde. Sanayicimizin üzerindeki tek kara bulut artan dolar kuru değil. Ara malı enflasyonu yüzde 38’e dayandı.
 
“TÜRKİYE’Yİ ARTIK YÖNETEMİYORSUNUZ”
 
* Bunun anlamı şu, maliyetlerin artması raflardaki fiyatların pik yapması demek. Birileri sürekli gündemi değiştirmeye çalışsa da halkın gerçek gündemi olan yokluk ve yoksulluk hiç değişmiyor. Marketlere alışverişe gittiğimiz zaman halkın gerçek gündemiyle bir kez daha karşılaşıyoruz. Parası yetmediği için bir önceki vatandaşın yaptığı alışverişin indiriminden yararlananlar bunun yanında da kaşar peynirlerine, sucuklara takılan alarmlar.
 
* Bunu birileri söylese belki şaka zannedebiliriz ama bakın Gaziantep’te bazı marketler kaşar peynirine ve sucuğa çalınmasın diye alarm taktı. Böyle bir şeyi bunca yıllık hayatımda ben ilk defa duydum. Hakikaten de bunlar hayaldi, gerçek oldu. Önümüzdeki günlerde bu fotoğrafların daha da arttığını göreceğiz.
 
* Şimdi daha iyi anladınız mı uluslararası finans kuruluşlarının 2021 yılı için Türkiye’nin büyüme rakamlarını neden aşağıya çektiğini. Türkiye suni gündemlerle meşgul edilirken, yurtdışından Türkiye’nin iflas ettiğini görmek hiç zor değil.
 
* Her şey birbirine o kadar bağlı ki bu tabloyla 2021 yılı için hedeflediğiniz vergi gelirlerini yakalayamazsınız. Cari açığı ise bırakın tutturmayı en az ikiyle çarpmak zorunda kalırsınız. Devletin sağlaması gereken en temel hizmetleri bile karşılayamazsınız.
 
* Kısaca Türkiye’yi artık yönetemiyorsunuz. Tüm bunlara dur demenin, Türk milletini sefaletin ve felaketin eşiğinden döndürmenin tek bir yolu var. O da erken seçim.
Mesele sadece ekonomiyle sınırlı değil, sağlıktan eğitime, yargıya kadar her yer tel tel dökülüyor. İktidarın artık seçimden kaçmak için bahanesi yok. 2023’e kadar iktidarını yürütmeye mecali kalmadığı ortada.
 
* Ne dediyse olmuyor, ne yaptıysa dikiş tutmuyor. Doğrudan yatırım yapan, istihdam yaratan yatırımcı gelmediği gibi spekülatif amaçla gelen de kısa sürede para kazanıp çekip gidiyor. Ne yaparlarsa yapsınlar; havada sekiz takla da atsalar, faizi yüzde 19’dan yüzde 24’e de çıkarsalar, yatırımcıya kırmızı halı da serseler ekonominin toparlanma imkanı yok. Çünkü bunların yönettiği Türkiye’ye güven yok.
 
“TÜRKİYE YOLA ARTIK BU İKTİDARLA DEVAM EDEMEZ”
 
* Patlayan lastiği onarma imkanı yok. Değiştirmek gerekli. Türkiye yola artık bu iktidarla devam edemez. İlk seçimde Türkiye bu iktidardan kurtulacak. Çok kısa bir süre sonra, 2021 bitmeden bu İktidardan sandıktan bir daha çıkmamak üzere kurtulacağız.
 
* Bugün size üzerinde çok fazla durulmayan ama aslında ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan uyuşturucu gerçeğinden söz etmek istiyorum. İstanbul esrar kullanımında 10 metropol arasında ikinci sırada çıkmış.
 
* İstanbul’a mercek tutan ve 2019’da şehrin 14 atık su tesisinden alınan örnekler üzerinden yapılan araştırma şehrin esrar, eroin, kokain, Amtefetamin gibi uyuşturucu kullanımı ile ilgili verilere ulaşılmasını sağladı. İstanbul’da en fazla kullanılan uyuşturucu türü ve uyuşturucunun en yoğun kullanıldığı bölgeler tespit edildi.
 
* Örnekler Mart 2019’dan Aralık 2019’a kadar üç aylık periyotlarla, her periyot için birbirini takip eden 7 gün boyunca toplandı ve bozulmamaları için önlemler alındı. Araştırma sonucuna göre, İstanbul’da en fazla tüketilen uyuşturucu türü esrar. Onu eroin takip ediyor. Amfetamin ise şehirde en az kullanılan uyuşturucu türü.
 
* Araştırma sonuçları gösteriyor ki Türkiye’de uyuşturucu bağımlılığı tedavisi için başvuranların kullandıkları uyuşturucu türüne göre sınıflandırıldığında bağımlıların yüzde 60’ının eroin tedavisi, yüzde 11’inin esrar, yüzde 10’unun Amfetamin tedavisi için başvuru yaptığını görüyoruz.
 
* Yatarak tedavi gören hastaların ikamet ettiği iller incelendiğinde; tedaviye başvuranlarda yüzde 22,5’lik oranıyla birincilik İstanbul’a ait. Araştırmada İstanbul ile aralarında Barcelona, New York, Pekin, Berlin gibi metropollerin olduğu şehirler, kullanılan uyuşturucu türü ve oranı üzerinden karşılaştırılmış. Varılan sonuçlara göre esrar kullanımında İstanbul 10 şehrin yer aldığı listede, tüketim oranına göre Barcelona’dan sonra ikinci sırada. Ortaya çıkan çarpıcı bir diğer konu da yapılan operasyonlarla kullanılan uyuşturucu türleri arasındaki ilişki.
 
* Türkiye’de uyuşturucu taşımacılığına dönük operasyonlarda 2019’da yaklaşık 9 milyon tablet ekstazi ele geçirilmiş. Bu sayı, Avrupa kıtasının genelinde ele geçirilen ekstaziden çok yüksek. Benzer biçimde 2016-2019 arasında yapılan operasyonlarla ele geçirilen Amfetamin oranında da ciddi artış var. Yalnızca 2019’da Türkiye’de 1042 kg. Amfetamin ele geçirilmiş, bu sayı bir önceki yılın iki katı.
 
* Bakın yarın bu ucube düzenden kurtulduğumuzda ekonomiden, hukuka, hukuktan, sokaktaki günlük yaşama kadar birçok sorunu hep beraber aşabiliriz. Türkiye’nin en iyi halini inşa edebiliriz. Ama gençlerimizi, çocuklarımızı, evlatlarımızı kaybedersek, Türkiye’yi kaybederiz. Yarın güneş doğsa da geleceğimiz karanlık altında kalabilir.
 
* Burada tehlikeye dikkat çekmek istiyorum çünkü bugün Türkiye’de uyuşturucu kullanımı kontrol edilemez biçimde artmış vaziyette. AK Parti iktidarı Türkiye’yi ekonomi alanında Latin Amerika ülkelerine çevirdi derken, uyuşturucu konusunda da Latin Amerika’yla yarışır hale gelmişiz. Uyuşturucu kullanımı ve uyuşturucu kullanımına bağlı sorunlar AK Parti döneminde neden bu kadar arttı? Son yıllarda madde kullanımı ile ilişkili tedavi merkezlerine ayaktan başvuruda en az yüzde 670, yatan hasta sayısında yüzde 380, madde bağlantılı toplam ölüm sayılarında % 220 oranında artış gerçekleşti.
 
* Uyuşturucu madde bağlantılı suçlardan ceza infaz kurumlarında bulunanların sayısındaki artış oranı ise yüzde 400’ün üzerinde. Anayasayı tanımayan tek adam sisteminde doğal olarak gençleri de koruyan anayasa ve kanunlar işlevini kaybetti. Adı uyuşturucuyla anılan kişiler nasıl oluyor da korunuyor? Kim var arkalarında? İktidara ilk geldikleri zamandan beri uyuşturucu konusunda skandalları hiç bitmedi. İddiaların ardı arkası kesilmedi. İddiaya konu olan kişilerin bir kısmı bugün hayatta değil.
 
* Ölülerin arkasından konuşacak değilim. Ama Kürşat Ayvatoğlu basit bir pudra şekeri tüketicisi değil. Uyuşturucu trafiğinin, İktidar imkanları ve bir takım nüfuslu kişilerle sokaklarımızı nasıl sardığının göstergesi. Buz dağının görünen tarafı pudra şekeri, ama altında uyuşturucu baronlarına giden koridorlar var.
 
* Belediyelerden, kamu kurumlarından aldığı avantalarla kısa sürede zenginleşenleri anlatan, aslında bildiğimiz bir hikaye. Genç yaşlarına rağmen aldıkları işlerle Türkiye genelinde yüklü servetler elde eden bu gençlerin hikâyesi, inşaat-ihale yandaş temeli üzerine kurulu İktidar Partisi’ni anlatıyor aslında.
 
* Uyuşturucu batağına saplanmış genç imajı etrafında oluşturulan hikaye ise asıl konuşulması gerekeni gizlemek için söyleniyor. Kürşat Ayvatoğlu’nun genç yaşına rağmen nasıl bu kadar lüks araçlara sahip olduğu, bu serveti nasıl elde ettiği konusu acemice “uyuşturucu belasına bulaşmış genç” imajıyla kamufle edilmeye çalışılıyor. Ancak hiçbir kamufle hamlesi gerçeği örtmeye yetmiyor yetmez de. Ne diyordu Sayın Süleyman Soylu. ‘Uyuşturucu satıcılarına, teröristlere nasıl davranıyorsak, aynı, acımasızca davranmak zorundayız. Uyuşturucu satıcılarının bacaklarını kırın’ diyordu. Bakalım zaman kimi haklı çıkaracak, kaç kişinin bacakları kırılacak?
 
MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ
 
* Son günlerde iktidarın suni gündem yaratma başarısını Montrö Sözleşmesi’ni gündeme getirmeleriyle de gördük. Bakın batı emperyalizmi, Osmanlı devletine hem Mondros hem de Sevr anlaşmasında boğazların tamamen açık statüde olmasını dayatmıştır.
 
* Emperyalizmin, boğazları Türk egemenliğinden koparma girişimleri, Türk İstiklal savaşından sonra elde ettiğimiz diplomatik başarılarla bertaraf edildi.
 
* Şu unutulmasın ki Lozan Sözleşmesi’yle Türkiye’nin egemen ve bağımsız bir devlet olduğu tescil edilmiştir.
 
* Ancak Türkiye’nin Boğazlar üzerinde tam egemen ve yetki sahibi olması, Montrö Sözleşmesi’nin onaylanmasından sonra sağlanabilmiştir.
 
* Bu bakımdan Boğazların kontrolünü uluslararası komisyondan Türk devletinin egemenliğine devreden Montrö sözleşmesi, büyük bir diplomatik başarıdır ve tartışmaya açılması son derece sakıncalıdır. Türkiye’nin asıl gündemi fukaralık, işsizlik ve yoksulluk iken, gündemin merkezine Montrö ve Kanal İstanbul projesinin ısrarla taşınmak istenmesi tesadüf değildir.
 
* ABD’nin en önemli hedeflerinden biri Karadeniz’e yerleşerek Rusya’nın hareket kabiliyetini sınırlamaktır. Bunun önündeki en büyük engel ise 1936 tarihli Montrö sözleşmesidir. Çünkü Montrö sözleşmesi bölge dışı devletlerin Karadeniz’de bulundurabileceği savaş gemilerini toplam 45 bin tonaj ve 21 günle sınırlamaktadır.
 
* Tam da Ukrayna-Rusya Savaşının adım adım yaklaştığı bir dönemde, Montrö’yü etkisizleştirecek Kanal İstanbul projesinin ortaya atılması ve Montrö’nün tartışmaya açılması bu bakımdan oldukça manidardır. Dün Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Yerhov, Montrö Sözleşmesi tartışmalarına, ‘Değiştirilmesi söz konusu değil. Karadeniz’de bölgesel güvenliğin sağlanması açısından önemli bir mihenk taşıdır.’ ifadelerini kullandı.
 
* Rus Büyükelçi Kanal İstanbul’a da değinerek “Kanal İstanbul ile Montrö Sözleşmesi arasında elbette bir ilişki, karşılıklı ilişki, karşılıklı bağlantı var ancak bu direkt, doğrudan niteliğe sahip değil. Kanal İstanbul inşa edilirse, bu Montrö Sözleşmesi’nin yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz’ dedi. Bu daha başlangıç. Siz Montrö’yü tartışmaya açtığınızda Kanal İstanbul’un uluslararası statüsünü tartışmalı hale getiriyorsunuz.
 
* Kanal İstanbul, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin şimdiden milli güvenlik meselesi haline gelmiştir. Bugün açıklama yapan Rusya’ya yarın Amerika Birleşik Devletleri ve dünyanın diğer egemen güçleri dahil olacaktır. İktidar’ın rant projesi olarak gördüğü Kanal İstanbul, yarın Ukrayna-Rusya geriliminde ve olası bir savaşın eşiğinde önemli bir soruna şimdiden gebedir.
 
* Kanal İstanbul’un rant pastasını hazırlamadan önce Türkiye’nin egemen haklarını güvenceye alan stratejik bir çalışma yapmak aklınıza nedense gelmedi. Zaten böylesine önemli bir hayati meseleyi; işine geldiğinde Lozan’ı, Montrö’yü ve Türkiye’nin kurucu unsurlarını hiçe sayan sizden beklemek hata olurdu.
 
* Türkiye’yi meşgul eden her iki gündem maddesi de Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin karşısında Yunanistan ile birlikte uluslararası bir koalisyon kuran ve Türkiye’nin güney hattında bir terör devleti inşa etme çabası içinde olan ABD’nin çıkarlarına hizmet etmektedir. Bizim için asıl olan yalnız ve ancak Türk milletinin çıkarlardır.
 
* Ve bu çıkarlar çerçevesinde, Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener’in ifade ettiği gibi, diyoruz ki; ‘Aklınızdan bile geçirmeyin. Kanal İstanbul saçmalığınıza kılıf uydurmak için de, Montrö’ye göz dikmeyin’
 
“SARAY’IN VE AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ORTAK TEK BİR ZEMİNİ VAR”
 
* Dün AB liderleri ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu görüşmesi Avrupa basınında gündem oldu. İngiliz The Times gazetesi, ‘ABD, Erdoğan’a mülteci geçişini durdurmak için daha çok para teklif etti’ iddiasında bulundu. Bayram değil seyran değil, Avrupa değerleriyle kavgalı bir otokrasi yönetimiyle AB Komisyonu Başkanı ve AB Konseyi Başkanları neden bir araya geldi? Saray’ın ve Avrupa Birliği’nin ortak tek bir zemini var. O da para.
 
* Türkiye’de ekonominin iflasını fırsat bilen Avrupalı liderler Sayın Erdoğan’a para teklif ediyor. Ne için? Türkiye’den Avrupa’ya mülteci geçişini durdurmak için 6 milyar dolar karşılığında 5 yıllık bakıcılık anlaşmasını uzatmak için. Ve daha çok para vermek için.
 
* Avrupa Birliği şunu iyi bilsin ki İktidar kollarını açmış olsa da Türk Milleti Suriyelilerin bakıcısı değildir. Burası Avrupa’nın arka bahçesindeki kiralık bir bekleme salonu hiç değildir. İlk seçimde Saray yönetimiyle birlikte Suriyeliler de gidecekler.
 
* Ya kendi ülkelerine dönecekler ya da biraz da siz misafir edeceksiniz. Buradan Saray yönetimine de söylüyorum. Türkiye’nin daha fazla geleceğini çalmanıza ve elini kolunu sallayarak adeta işgalciden farksız olan Suriyelilerin kalmasına izin vermeyeceğiz. İktidar farkında değil ama yakın bir gelecekte en büyük sorunumuz Suriyeliler meselesi olacak. Terörden, demografik yapıya kadar birtakım sorunlar içeren bu meseleyi uzatma değil kapatma zamanı artık geldi de geçiyor bile.








Diğer Haberler

Yorum Yaz

shares