HAYATTAYKEN UYANABİLMEK

Fatma ELALMIŞ

Fatma ELALMIŞ

  • 14 Eylül 2026

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elalmış makalesinde; İnsan, hayatı boyunca sürekli bir şeylerin peşinden koşar. Bazen yetişmesi gereken bir yere, bazen kazanması gereken bir başarıya, bazen de kaybetmekten korktuğu bir şeye… Günler geçer, yıllar birbirini kovalar ve insan çoğu zaman durup kendine şu soruyu sormayı unutur:
“Ben gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece yaşadığımı mı sanıyorum?”
Çoğu insan gerçek uyanışın ölümden sonra gerçekleşeceğine inanır. Dünya hayatının bir rüya olduğunu, asıl hakikatin ölümden sonra ortaya çıkacağını düşünür. Belki de öyledir. Ancak daha önemli bir soru vardır:
İnsan, ölümü beklemeden uyanabilir mi?
Belki gerçek uyanış, gözlerimizi bu dünyaya kapattığımızda değil, gözlerimiz açıkken dünyaya başka türlü bakmaya başladığımızda gerçekleşir.
Hayatın içerisinde bazı şeyler vardır ki, yaşandığı anda bütün dünyamızı kaplar. Bir tartışma günlerce zihnimizi meşgul eder. Bir ayrılık hayatımızın sonu gibi gelir. Kaybettiğimiz bir iş, kaçırdığımız bir fırsat ya da söylediğimiz bir söz geceler boyunca uykumuzu kaçırabilir.
O anda yaşadığımız şey o kadar büyüktür ki, başka hiçbir şey göremeyiz.
Fakat zaman geçer…
Bir yıl sonra dönüp baktığımızda, bizi günlerce üzen o olayın artık eskisi kadar önemli olmadığını fark ederiz. Beş yıl sonra ise belki hatırladığımızda gülümseriz. Bir zamanlar dünyanın sonu sandığımız şeyin, aslında hayatımızdaki küçük bir dönemeç olduğunu anlarız.
İşte belki de uyanış tam burada başlar.
İnsan, bugün yaşadığı acıya yarının gözleriyle bakabilmeye başladığında uyanır.
Henüz zaman geçmeden, yaşadığı olayın aslında geçici olduğunu anlayabildiğinde…
Henüz kaybetmeden, sahip olduklarının değerini fark edebildiğinde…
Henüz ölüm gelmeden, hayatın gerçekten ne kadar kısa olduğunu hissedebildiğinde…
Uyanmaya başlar.
Çünkü insanın en büyük yanılgısı, yaşadığı anın hiç bitmeyeceğini sanmasıdır. Üzüntünün sonsuza kadar süreceğini, mutluluğun hiç kaybolmayacağını, sahip olduklarının hep yanında kalacağını düşünür. Oysa hayatın değişmeyen tek gerçeği değişimin kendisidir.
Bugün çok önemli olan, yarın önemini kaybedebilir.
Bugün vazgeçilmez sandığımız biri, yıllar sonra hayatımızda sadece bir hatıra olabilir.
Bugün elde etmek için bütün gücümüzle mücadele ettiğimiz şey, yarın bizi hiç heyecanlandırmayabilir.
Peki o hâlde neden bu kadar çok yoruluyoruz?
Neden başkalarının söylediklerini günlerce zihnimizde taşıyoruz?
Neden küçük kırgınlıkları yıllarca büyütüyoruz?
Neden henüz yaşanmamış şeyler için bugünü kaygıyla tüketiyoruz?
Belki de bunun sebebi, hayatın geçici olduğunu aklımızla bilip kalbimizle henüz anlayamamış olmamızdır.
UYANMAK DÜNYADAN VAZGEÇMEK DEĞİLDİR…
Uyanmak, hayatı daha derinden yaşamaktır.
Bir çiçeğin bir gün solacağını bilmek, onun güzelliğini azaltmaz. Tam tersine, onu daha değerli hâle getirir. Bir gün sevdiklerimizden ayrılacağımızı bilmek, onları daha az sevmemize değil, bugün onlara daha çok sarılmamıza neden olmalıdır.
Hayatın geçici olduğunu anlamak, hayattan kaçmak için değil; hayatı ertelememek için gereklidir.
Belki gerçek uyanış, ölümden sonra bizi bekleyen büyük bir sır değildir yalnızca. Belki uyanışın küçük parçaları her gün karşımıza çıkar.
Bir sabah uyandığımızda ve yıllardır taşıdığımız bir kırgınlığın artık anlamsız olduğunu fark ettiğimizde…
Bir gün aynaya bakıp, başkalarının ne düşündüğünden çok kendi iç huzurumuzun önemli olduğunu anladığımızda…
Sevdiğimiz bir insanın yanında otururken, o anın aslında ne kadar kıymetli olduğunu hissettiğimizde…
Uyanırız.
Bir insanın hayat boyunca yapması gereken en önemli şey, ölümü bekleyerek uyanışı beklemek değil, hayattayken uyanmayı öğrenmektir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ