Alparslan Kuytul’a Yönelik Operasyon Tartışmaları Büyüyor: “Bugün Ona Yapılan Haksızlığa Sessiz Kalırsak, Yarın Bize de Yapılır”
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı avukat Cüneyt Bülent Şeker kaleme aldığı yazıda;
Bugün Alparslan Kuytul’a, Yarın Kime?
Bazen bir meseleye nereden baktığınız, ne gördüğünüzü belirler.
Alparslan Kuytul meselesine de yalnızca Kuytul’un fikirleri, söylemleri ya da geçmişte yaşadığı tartışmalar üzerinden bakmak mümkün. Ancak benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta başka:
Bir insanın fikirlerine katılmıyor olabiliriz. Peki, ona yapılan haksızlık olduğunu düşündüğümüz bir uygulama karşısında sessiz kalmalı mıyız?
Bence hayır.
Çünkü adalet, yalnızca kendimize dokunduğunda hatırlayacağımız bir kavram değildir.
Bugün bir başkasının hakkını savunmadığımızda, yarın kendi hakkımızı savunacak birilerini bulamayabiliriz.
Sessizlik, tarafsızlık mıdır?
Toplum olarak önemli bir sorunla karşı karşıyayız.
Bir kesim, kendisine yakın gördüğü insanların uğradığını düşündüğü haksızlıklara yüksek sesle tepki gösteriyor. Ancak aynı kesim, kendisine uzak gördüğü insanların başına gelenler karşısında sessiz kalabiliyor.
Daha da ilginci, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı giderek normalleşiyor.
Oysa yılanın kime dokunacağını önceden bilemeyiz.
Bugün Alparslan Kuytul olur, yarın başka bir dini yapı olur. Bugün bir cemaat olur, yarın bir dernek, siyasi parti, gazeteci veya sıradan bir vatandaş…
Hukuk herkese eşit uygulanmıyorsa, hiç kimsenin güvende olduğunu söyleyemeyiz.
“Ama ben Kuytul’u desteklemiyorum”
Tam da burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Kuytul’u desteklemek başka bir şeydir, Kuytul’un da hukuk önünde hak sahibi olduğunu savunmak başka bir şey.
Bir insanın siyasi görüşlerini, dini yorumlarını, yöntemlerini veya söylemlerini eleştirebilirsiniz.
Hatta bunların tamamına karşı çıkabilirsiniz.
Fakat bu durum, o kişinin adil yargılanma hakkının, savunma hakkının veya temel hukuki güvencelerinin ortadan kaldırılmasını gerektirmez.
Adalet, sevdiğimiz insanlar için adalet değildir.
Adalet, sevmediğimiz insan için de adalettir.
Asıl sınav da zaten burada başlar.
Cemaatler neden susuyor?
Beni asıl düşündüren konulardan biri de dini yapılar ve cemaatlerin yaşananlara karşı tutumu.
Bugün bir cemaatin mensubu haksızlığa uğradığında diğerleri sessiz kalıyorsa, yarın aynı cemaatin başına benzer bir durum geldiğinde toplumdan destek beklemesi ne kadar anlamlı?
Birbirimizin hukukunu savunmadığımız sürece, hepimiz biraz daha yalnızlaşacağız.
“Bana sıra gelmesin” diye susanlar, günün birinde sıra kendilerine geldiğinde etraflarında kimsenin kalmadığını görebilir.
Bu nedenle mesele yalnızca Alparslan Kuytul meselesi değildir.
Mesele, haksızlık karşısında nasıl bir toplum olacağımız meselesidir.
Devlet güçlüdür, ama sınırsız değildir
Devlet elbette güçlü olmalıdır.
Kamu düzenini korumalı, suçla mücadele etmeli, vatandaşın güvenliğini sağlamalıdır.
Ancak devletin güçlü olması, sınırsız olması anlamına gelmez.
Devletin gücünü sınırlayan en önemli unsur hukuktur.
Devleti oluşturan da nihayetinde insanlardır. İnsanların hata yapabileceğini, yanlış karar verebileceğini, hatta yetkilerini kötüye kullanabileceğini kabul etmek zorundayız.
Bu nedenle “Devlet yaptıysa mutlaka bir bildiği vardır” anlayışı, sorgulamayı tamamen ortadan kaldıran tehlikeli bir noktaya dönüşebilir.
Devletin yaptığı her işlem eleştirilemez değildir.
Tam tersine, demokratik devletin gücü biraz da eleştirilebilir olmasından gelir.
Kanun ile hukuk aynı şey midir?
Üzerinde düşünmemiz gereken başka bir soru daha var:
Kanun ile hukuk aynı şey midir?
Bir düzenlemenin kanun haline gelmesi, onun her koşulda adil olduğu anlamına gelir mi?
Hukukun üstünlüğü yalnızca kanunların varlığıyla ölçülemez.
Adalet, hakkaniyet, temel haklar, ölçülülük ve insan onuru da hukuk düzeninin temel unsurlarıdır.
Bu nedenle vatandaşın görevi sadece “kanun ne diyorsa odur” demek değil, gerektiğinde “Bu uygulama adil mi?” diye sorabilmektir.
Korku bizi susturuyor
Belki de en büyük problemimiz bu.
Korkuyoruz.
Korktuğumuzu da çoğu zaman itiraf etmiyoruz.
Önümüze konulan gerekçelere sığınıyoruz.
“Devlet bilir.”
“Bir bildikleri vardır.”
“Demek ki bir şey yapmıştır.”
“Bize dokunmuyor, sorun yok.”
Böyle böyle sessizlik büyüyor.
Oysa toplumun tamamı sustuğunda, yalnızca haksızlığa uğradığını düşündüğümüz kişi yalnız kalmaz.
Toplumun kendisi de yalnız kalır.
Allah’tan başka kimseden korkmamak
İnanç sahibi insanlar için bu meselenin bir de ahlaki tarafı var.
Allah’tan başka kimseden korkmamak gerektiğini söyleyen bir inanç dünyasına sahibiz.
Peki haksızlık karşısında neden bu kadar susuyoruz?
Neden makamdan, güçten, çevreden, siyasi etkiden veya toplumsal baskıdan korkuyoruz?
Bir insanın hakkını savunmak için onunla aynı fikirde olmak zorunda mıyız?
Bence değil.
Hatta gerçek adalet duygusu tam da burada ortaya çıkar.
Kendi düşüncemize yakın olanın değil, hakkı olanın yanında durabilmek.
Bugün Kuytul, yarın başkası
Alparslan Kuytul’un düşüncelerine katılmayabilirsiniz.
Söylemlerini yanlış bulabilirsiniz.
Yaptığı açıklamaları eleştirebilirsiniz.
Bunların tamamı mümkündür.
Ama bütün bunların üzerinde duran bir mesele var:
Hukuk.
Eğer bir insan suç işlediyse, elbette hukuk önünde hesabını vermelidir. Ancak suçun ispatı, savunma hakkı, adil yargılanma ve hukuki güvenceler herkes için geçerli olmalıdır.
Çünkü hukuk kişiye göre değişmeye başladığında, artık hukuk değil, güç belirleyici hale gelir.
Ve güç bir gün mutlaka el değiştirir.
Bugün başkasını susturan güç, yarın sizi susturabilir.
Son söz
Benim derdim Alparslan Kuytul’u bir kahraman ilan etmek de değil, onu eleştirilemez görmek de değil.
Benim derdim çok daha basit:
Bir insanın hakkını savunmak için onunla aynı fikirde olmak zorunda kalmayalım.
Haksızlığa karşı çıkarken önce “Bu kişi kim?” diye değil, “Buna yapılan doğru mu?” diye soralım.
Çünkü bugün Alparslan Kuytul’a yapılan bir haksızlığa sessiz kalırsak, yarın başka birinin uğradığı haksızlık karşısında sesimizi yükseltmek için ahlaki zemini kendimizden uzaklaştırmış oluruz.
Ve unutmayalım:
Adalet, en çok sevmediğimiz insan için adalet olduğunda değerlidir.
Bugün soru şu:
Alparslan Kuytul meselesinde tarafımız belli olmak zorunda değil. Peki hukukun tarafında mıyız?
