Bir varoluş meselesi: DİL, BEYİN VE GENETİK MİRASIMIZ
İnsan hayatını bir teraziye koyduğumuzda, bir kefede biyolojik varlığımız, diğer kefede ise bizi biz yapan dilimiz durur; bu iki değer birbirini %50 oranında tamamlayan bir bütündür. Adığabze’de “konuşmak” anlamına gelen “псэлъэн” (pselen) kelimesi, “can kabı” veya “canlı olduğunun belirtisi” manasına gelir. Bu kadim tanım, dilin sadece bir iletişim aracı değil, ruhun ve yaşamın dışa vurumu olduğunu bize fısıldar.
Modern nöropsikoloji ve tıp, dilin beynimizdeki yerini anlamlandırmamıza yardımcı olan kritik veriler sunar:
Genetik Aktarım ve Alt Beyin: Atalarımızın binlerce yıllık deneyimi, bilgisi ve duyguları genetik kodlarla şifrelenerek alt beynimize aktarılır. Nükleik asit molekülleri vasıtasıyla bu bilgiler, bir miras gibi nesilden nesle taşınır.
Korteks (Üst Beyin) ve Dilin İnşası konusunda ise: Üst beyin, 2 yaşından itibaren oluşmaya başlayan ve ömür boyu kullanılan bir “bilgi depolama” alanıdır.
Zihinsel Uyum ile ilgili Muhakeme süreci alt beyinde gerçekleşir. Eğer üst beynimize yüklediğimiz dil ile alt beynimizdeki genetik kodların dili farklıysa, birey kendi iç dünyasında bir çatışma yaşayabilir. Beyin, hamileliğin altıncı ayından itibaren dil donanımını şekillendirmeye başlar. İkinci bir dilin yedi yaşından önce edinilmesi, o dilin ana dili yolaklarını paylaşmasını ve yüksek yetkinliğe ulaşmasını sağlar.
Oysa dil, Kaybolması Mümkün Olmayan Bir Mirastır.
Doğa bilimcilerin de belirttiği gibi, atmosferdeki kirlilik 80 yıl içinde temizlenebilir ancak bir dil yok olduğunda, onun taşıdığı özgün estetiği, espri kültürünü ve dünya görüşünü yeniden inşa etmek mümkün değildir. Dil, genetik olarak beynin fiziksel biçimini bile belirleyen evrimsel bir mucizedir.
Atasözlerimizin Rehberliğinde Halk bilgesi ecdadımız, dilin önemini şu derin sözlerle ifade etmiştir:
“Ana diliniz ölmeyen öz annenizdir; başka diller ise üvey anneniz.” (Bu söz, ana dilin şefkatli ve besleyici bağını vurgular.)
“Bireyin canı bedeni içinde, toplumun canı ana dilindedir.” (Bir toplumu ayakta tutan ruhun, onun lisanı olduğunu hatırlatır.)
“Dil, kişinin kendi kazandığı bir mülk değildir; onu nesline bırakmama özgürlüğü yoktur.” (Dilin bireysel bir tercihten ziyade, kuşaklar arası bir emanet olduğunu anlatır.)
“Dili olmayanın milliyeti yoktur.”
“Sözün bittiği yerde toplum biter.” (Bir Çerkes atasözü olarak dilin birleştirici gücüne işaret eder.)
“Dilini unutan, yolunu şaşırır.” (Abhaz bilgeliğinde köklerle bağın önemini vurgular.)
Her dil, tabiatın bir parçası ve yaratımın eşsiz bir rengidir. Bir dili yaşatmak, sadece o halkı değil, insanlığın ortak hafızasını korumaktır. Kendi ana dilimizi bilmek ve korumak, aslımızı muhafaza ederek dünyayı daha gür bir sesle kucaklamamıza olanak sağlar.
Gelin, atalarımızdan devraldığımız bu “can kabını” incitmeden, sevgiyle ve bilinçle gelecek nesillere taşıyalım. Çünkü bir çocuk ana diliyle büyüdüğünde, sadece bir dil öğrenmez; binlerce yıllık bir çınarın gölgesinde güvenle yürümeyi öğrenir. Çocuklarımızın güvenle yürümeleri dileğiyle…
Not:
Bu yazının yazılmasında bana yol gösteren bilgilerinden faydalandığım Cevdet Soycan Ağabeyime saygı ve minnetle.
