Kaybolan Aynada Kendimizi Arıyoruz: Edep, Saygı ve Gelenekler – Bölüm 2
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı sevgi Yıldız’ın makalesi…
Evlat, bir zamanlar edep utanmak demekti.
Ama başkasından utanmak değil sadece…
İnsanın kendi yanlışından utanmasıydı asıl mesele.
Yanlış yapınca yüzü kızaran insanlar vardı.
Büyüğün yanında ses yükseltilmezdi.
Ayak ayak üstüne atılmazdı.
Sofraya onlardan önce oturulmazdı.
Kimse bunu baskı sanmazdı.
Çünkü bunun adı terbiye idi.
Mahalle vardı o zamanlar.
Komşu vardı.
Aç olanın kapısı çalınırdı,
“Bir tas çorba iç” denirdi.
Kimse “bana ne” demezdi.
Çünkü herkes biraz birbirinin ailesiydi.
Annelerimiz, babalarımız bize sadece yemek yapmayı öğretmezdi.
Nasıl insan olunacağını da öğretirdi.
Masalla, misalle, yaşayarak…
Namus, utanma, kadınlık, erkeklik korkuyla anlatılmazdı.
Örnekle anlatılırdı.
Terbiye bağırarak verilmezdi.
Yaşayarak verilirdi.
Şimdi soruyorum sana:
Peki şimdi ne oldu?
Şimdi özgürlük var ama ölçü yok.
Cesaret var ama edep yok.
Konuşmak var ama dinlemek yok.
Utanmak ayıp sayılıyor,
utanmazlık normalleşiyor.
Eskiden “Komşu ne der?” vardı.
Şimdi “Kimse karışamaz” var.
Eskiden “Ayıp olur” vardı.
Şimdi “Ben buyum” var.
Elbette zaman değişti.
Dünle bugünü birebir kıyaslamak haksızlık olur.
Ama bazı değerler vardır evlat,
zamana göre eskimez:
Saygı eskimez.
Edep eskimez.
Haya modası geçmez.
Terbiye çağ dışı olmaz.
Bugün kaybettiğimiz şey gelenek değil aslında.
Asıl kaybettiğimiz şey denge.
Özgürlükle edep arasındaki çizgi silindi.
Hak ile had karıştı.
Cesaretle saygısızlık aynı sanılmaya başlandı.
Oysa edep şudur:
Başkalarının sınırına dikkat etmektir.
Adap şudur:
Nerede nasıl duracağını bilmektir.
Haya şudur:
Yanlışı yapmamak için içinden gelen frendir.
Terbiye şudur:
İnsanı insan yapan sessiz öğretmendir.
Şimdi durup kendimize sormamız gerekiyor:
Biz çocuklarımıza ne bırakıyoruz?
Telefon mu bırakıyoruz, terbiye mi?
Cesaret mi bırakıyoruz, edep mi?
Özgürlük mü bırakıyoruz, vicdan mı?
Toplum değişmez derler ama doğru değil.
İnsan değişir.
Ama toplum insanlardan oluşur.
Bir kişi bile edebi yaşatırsa,
o kültür ölmez.
Belki mahalleler gitti.
Ama vicdan hâlâ evde başlayabilir.
Belki sofralar değişti.
Ama saygı hâlâ öğrenilebilir.
Belki zaman hızlandı.
Ama insan olmanın hızı yok.
Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey şudur:
Yeni dünyada yaşarken,
eski insan kalabilmek.
