Topuk Kanı Vermeyen Aile Hakkında Tedbir Kararı Tartışması

  • 16 Ocak 2026
Topuk Kanı Vermeyen Aile Hakkında Tedbir Kararı Tartışması

Bursa Vatan Medya Grubu köşe yazarı Avukat Cüneyt Bülent Şeker, kaleme aldığı yazıda topuk kanı uygulaması nedeniyle yaşanan hukuki süreci kamuoyuyla paylaştı.

Edinilen bilgilere göre, topuk kanı verilmemesi gerekçesiyle Yalova İl Sağlık Müdürlüğü tarafından aile hakkında tedbir talebinde bulunuldu. Söz konusu talep, Yalova 1. Aile Mahkemesi tarafından reddedildi. Ancak İl Sağlık Müdürlüğü’nün karara itiraz ederek istinaf yoluna gitmesi üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) tarafından tedbir kararı verildi.

Tedbir kararına uymadığı iddiasıyla aile hakkında bu kez Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesi kapsamında şikâyette bulunuldu. Anılan madde, kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit kullanmayı suç olarak düzenliyor.

Ancak Avukat Şeker’in aktardığına göre, somut olayda müvekkilin cebir ya da tehdit içeren herhangi bir davranışı bulunmuyor. Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapan hemşireler tarafından tutulan tutanaklarda da, müvekkilin yalnızca topuk kanı uygulamasını reddettiği, görevli personelle tartışmaya girmediği ve herhangi bir mukavemet göstermediği belirtiliyor.

Şeker, bu durumun TCK 265 kapsamında değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığını savunarak, İl Sağlık Müdürlüğü’nün yaptığı şikâyetin iftira ve suç üretme niteliği taşıdığını ifade etti.

Olayla ilgili hukuki sürecin devam ettiği öğrenildi.

İşte o yazının tamamı…

TOPUK KANI VERMEDİĞİ İÇİN SAVCILIĞA ŞİKAYET EDİLEN, JANDAR MA İLE İFADEYE GÖTÜRÜLEN KADIN

Bu gönderi de topuk kanı vermediği için Yalova İl Sağlık Müdürlüğünce tedbir talep edilmiş, bu talebi Yolova 1.Aile Mahkemesi ret etmiş, ancak il sağlık müdürlüğünün istinaf etmesi üzerine Bursa BAM tedbir kararı vermiştir. 

Hakkında tedbir kararı verilen ve bu karara uymadığı için TCK. 265 (Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.) kapsamında haksız bir şekilde şikayet edilmiştir, ancak müvekkilin bu şekilde bir mukavemeti olmamıştır. Aile sağlığı merkezinde çalışan hemşirelerin tuttuğu tutanaktan da anlaşıldığı üzere müvekkilin tek yaptığı topuk kanı uygulamasını reddetmektir, görevliler ile muhatap dahi olmamıştır,  İl sağlık müdürlüğünün yaptığı iftira ve suç üretme kapsamında bir suçtur.
 
Ayrıca jandarma tarafından ifade vermek için arandığında; Geleceğini ancak eşinin gündüz işte olması sebebi ile çocuğunu bırakacak bir kişi bulamadığını, bunu temin etmesi halinde kısa zamanda geleceğini bildirmiş olmasına rağmen ve hiçbir acele husus olmadığı halde (Avukat arkaşlarımızında çok kere tecrübe ettiği gibi) bir çok şikayet yılı aşkın süre savcılıkta beklerken) yalova savcılığı tarafından hakkında yakalama talep edilmiş, müvekkil evinden jandarma zoru ile sabah alınmış, bu sırada ağlayarak tarafımı arayarak durumu anlatmış, çocuklarına (İşe gitmeyerek) işçi olan eşi bakmak zorunda kalmış, müvekkilin eşi patronuna karşı sıkıntı yaşamıştır. 
 
Sağlık Koruma amaçlı tedbir kararları: Çocuğun sağlığının hayatının tehlikede olduğuna dair Sosyal Hizmetler Roporuna ve en azından çocuğun tedaviyi gerektirir bir hastalığı olduğuna dair sağlık raporu veya uzman doktor raporuna dayanması gerekir, Bu yapılan isen her doğan çocuktan çok nadır birkaç hastalık için velayetten doğan tıbbi müdahaleyi (HHY m.24-1, 1219 m.70/1) ) seçme ret hakkının yok sayılmasıdır,  (6000 genetik-500 metabolik hastalık vardır, topuk kanı testleri sadece 6 hastalığı taraması yapılmakta) Sağlık Bakanlı Yendoğan Metabolik ve Endokrin Tarama programının 15. sayfasında bu testlerin kesin tanı yöntemi olmadığı, pozitif çıkmasının sadece hastalık şüphesi uyandırdığı açıkça söylenmesine rağmen, bu testler ile ön tanı yapılarak hastalıkların engelleneceği iddia edilmektedir.
 
Ancak bu hastalıklar genetiktir ve tedavisi yoktur, ilaçlar sadece konfor vaad etmekte palyatif tedavileri kapsamakta, bunlarında hastalık bulguları ortaya çıkmadan bir faydası bulunmamaktadır. Bu hastalıklardan öldüğü iddia edilen çocuklar ise test ve tedavi uygulanmış çocuklardır.
 
Ailelere bir yandan bu baskılar yapılırken, taranan 6 hastalıktan 3 tanesinin ( Fenilketönüri- SMA-Kistikfirborsiz) özelikle çocuğu SMA hastası ilan edilmiş, aileler kent meydanlarında dilendirilmektedir, yani sistem çocukların (eğer gerçek ise) tedaviye geç veya hiç uluşamaması ile ilgilenmemektedir. herkes Türk Milletini aşağılayan bu garip çelişkiyi trene bakar gibi seyretmekte ve sesiz kalmaktadır.
 
Bunların en meşhuru (SMA için kullanılan) Zolgensma adındaki bir tür fiziktedavi ilacıdır, bu ilaç da web sayfası incelendiğinde bir tedavi “Cure” vaat etmemekte, çocuğun başını 3-5 saniye tutması gibi muallak ve hastadan hastaya değişen vaatleri olmamasına rağmen 2.1000.00  (İki milyon yüzbin) gibi astronomik bir rakama satılmaktadır. Zaten ailelere yapılan bu topuk kanı baskıları da SMA’nın topuk kanı tarama testlerine eklenmesinden sonra başlamıştır. Bu işin rant koktuğu açıktır.
 
Ancak asıl tehlike artık çocuklar için yeni yeni öngürülen testlere ZORUNLU TEST denilmesidir, bu tesetler ile hasta ilan edilen çocuklara uygulanmak istenen prosedüre uygun tedavileri de otomatik olarak (TMK. 348, TCK. 233 kapsamında) zorunlu hale getirmektedir. Bu kavram yerleşmesi halinde bütün insan haklarını velayet hakkını yerle bir eden, en son hitler rejiminde görülen bir uygulamadır. Türkiye deki sağlık sisteminin ABD merkezli ilaç-tıp kartellerinin baskısı altında olduğu, uygulanacak test ve tedavi prosedür süreci bu güçlerce kontrol edildiği de gözetilir ise bu uygulamanın bir silah gibi kullanılabilceği, rahatça bu yol ile nüfus kontrolü ve nüfusun azaltımına gidilebileceği görülecektir. 
 
Çünkü hukukumuza göre aslında anne babadan olan tıbbi müdehaleyi ret, tedaviyi seçme hakkı bu süreç ile özelleşmiş-dışarıdan yönetilen sağlık sektörüne devredilmektedir ve bu sektör şu anda tamamen ticarileşmiş ve kar ve performans sistemi ile hareket etmektedir, yenidoğan çeteleri ne yenidir; ne de birkaç hastane ile sınırlıdır. Her hastane bir şekilde anneleri sezaryene teşvik edip ardından da yine bir vesile ile küveze-yoğun bakıma almaya çalışmaktadır..!
 
Kimse bedava test hizmeti sunulmasına karşı çıkmamaktadır, ailelerin çoğu t(opuktan alınmamak kaydı ile) damardan kan almasına dahi rızaları vardır. Ancak amacın çocuğun faydası değil anne-babanın velayetten doğan çocuk üzerindeki haklarını yok etmek olduğu açıkça görülmekte, damardan tüp tüp kan alınan çocuklarda dahi (Prosedür böyle) denilerek ile topuk delme inadı devam etmektedir. Bu çok tehlikeli bir gidişaattır. Bu bıçağın kemiğe dayandığı yerdir. Bu  iş bilmezlikten yapılan bir hata değildir, bu dış talimatlar ile Türk Milletine yapılan bir saldırı ve yerleşip ilerlemesi halinde geleceğini yok edebilecek bir durumudur. Bunun “Çocukların üstün yararı” gibi birkaç ucuz-klişe cümle ile süslenmesi bu gerçeğin üstünü (Görmek isteyenler için) örtemez. 
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ