“Bu Hukuksuzluğu Toleransla Karşılamayacağız!”
İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert İmar Yasası Eleştirisi…
İmar Yasası’nın uygulamasındaki gecikmelerin ve hükümetin zayıf politikalarının yaratmış olduğu kaos, artık herkesin dayanamayacağı bir noktaya geldi. İmar Yasası’ndaki bu başarısızlıkların tek sorumlusu ne belediyeler ne de yerel yönetimler. Asıl suçlu, merkezi hükümetin belirsiz ve geçiştiren yaklaşımıdır. Hükümetin merkezi planlamada eksik adımlar atması, yerel yönetimlere destek vermemesi ve bazen de yerel yönetimleri siyasi manipülasyonlarla köşeye sıkıştırması, tartışmasız bir başarısızlık anlamına geliyor.
Hacıoğlu, imar yasalarının uygulanmaması nedeniyle toplumun ekonomik ve sosyal yapısının alt üst olduğunu belirterek, bu kaosun yalnızca inşaat sektörünü değil, tüm toplumu etkileyen bir sorun haline geldiğine dikkat çekti. Plansız şehirleşme yüzünden dar gelirli vatandaşların mağduriyetinin arttığını vurgulayan Hacıoğlu, haksız kazanç sağlayan grupların bu durumdan faydalandığını belirtti. Bu kaosun, vatandaşların devletine olan güvenini zedelediğini ve siyasi istikrarsızlığa yol açtığını söyledi.
İmar Barışı ve Devletin Çelişkisi:
İmar Barışı’nı tam anlamıyla bir “aldatmaca” olarak tanımlayan Hacıoğlu, hükümetin önce vatandaşa güvence verip, sonra onları yıkım tehditleriyle karşı karşıya bırakmasının tam anlamıyla bir çelişki olduğunu söyledi. 2018’de çıkarılan ve tüm vatandaşlara umut veren bu düzenleme, devletin kendi verdiği sözü çiğnediğini gözler önüne seriyor. “Devlet yapıların yasal hale gelmesini vaat etti, para topladı, ancak bugün o aynı devlet, ‘Yıkacağım!’ diyor. Bu nasıl bir düzen?” diyerek, yıkım tehditlerine son verilmesini talep etti.
Belediyelere Sert Mesaj:
Hacıoğlu, yerel yönetimlerin imar planlarını yapmamalarının “suç” olduğunu ve yıkım kararlarının ne hukuki ne de vicdani olduğunu belirtti. Yıkımların halkı yalnızca mağdur ettiğini, toplumu daha da kutuplaştırıp, daha büyük bir huzursuzluk yarattığını ifade etti. “Yıkım kararları hukuki değil, vicdani açıdan da yanlış. Belediyeler plan yapmadan bu adımları atıyorsa, bu işin sorumluluğunu taşıyamazlar. Biz bu hukuksuzluğun peşini bırakmayacağız! Bu ülkenin vatandaşını çözümsüzlüğe mahkum eden anlayışla sonuna kadar mücadele edeceğiz!”
Siyasi Baskılar ve Belediye Bağımsızlığı:
CHP’li belediyelerin, merkezi hükümetin baskıları altında, siyasi hesaplarla hareket etmek zorunda kaldığını belirten Hacıoğlu, bu durumun “demokratik anlayışla ve halkla” tamamen çeliştiğini söyledi. Yıkım kararları almak yerine çözüm üretmeleri gerektiğini vurguladı. Hacıoğlu, belediyelerin halkın taleplerine duyarlı olmaları gerektiğini belirterek, siyasi baskılarla çözüme ulaşmanın imkansız olduğunu ifade etti. Belediyelerin bağımsız bir duruş sergilemeleri gerektiği ve halkın sorunlarına çözüm ararken, siyasi hesaplar yapmamaları gerektiği üzerinde durdu.
Toplumsal Yıkım ve Vicdanlı Çözümler:
İmar yasası ve yıkım süreçlerinin sadece hukuki değil, toplumsal bir yıkıma yol açtığını söyleyen Hacıoğlu, dar gelirli kesimlerin yıllarca yaşadıkları evlerinden edilmesinin toplumda büyük travmalara yol açtığını belirtti. Yıkımların, sadece fiziksel değil, psikolojik etkiler yarattığını ve devletin bu sorunu çözmesi için vicdani bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurguladı.
“Bu hukuksuz yıkımlar değil, çözüm istiyoruz! Ceza değil, adalet istiyoruz! Laf değil, plan istiyoruz!” diyen Hacıoğlu, belediyelere çağrıda bulunarak, yıkım yerine dönüşüm projeleri üretmeleri gerektiğini ifade etti.
Çözüm Önerileri ve Siyasi Stratejiler:
Hacıoğlu, imar sorunlarının çözülmesi için yerel yönetimlerin merkezi hükümetle iş birliği yaparak, alternatif çözüm yolları üretmesi gerektiğini belirtti. İmar sorunlarını yalnızca gündeme getirmekle kalmayıp, somut çözüm önerileri ile halkın karşısına çıkılmasının önemli olduğunu söyledi. Çözüm sürecinin, tüm toplum kesimlerine hitap eden ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir reform süreciyle başlatılması gerektiğinin altını çizdi.
İbrahim Hacıoğlu’nun açıklamaları, sadece belediyelere değil, tüm merkezi hükümete de büyük eleştiriler yöneltiyor. İmar yasalarının uygulanamaması, hukuki değil, toplumsal boyutta büyük bir felakete yol açmıştır. Belediyelerin bu sürece duyarsız kalması ve merkezi hükümetin baskılarla süreci manipüle etmesi, vatandaşların mağduriyetini artırmaktadır. Hacıoğlu, bu hukuksuzluğu sona erdirmek için adaletin sağlanmasını, hukukun üstünlüğünün korunmasını ve toplumsal barışın tesis edilmesini talep etmektedir.
