Ah Eskiden – Bölüm 1
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Sevgi Yıldız’ın kaleminden;
Eskiler…
Bir kelime ama içinde bir ömür var.
Bir soba başı, bir roman sayfası, bir mandalina kokusu gizli.
Eskiden okurduk.
Sadece kitap değil; birbirimizi okurduk.
Romanlar seri hâlinde çıkardı, bir sonrakini kaçırmamak için gün sayardık. Bankalar bile her ay kitap dağıtırdı. Kitap, lüks değil ihtiyaçtı. Okumak, ayrıcalık değil alışkanlıktı.
Akşam olunca soba yakılırdı.
Üstüne kestane konur, mandalina kabukları serilir, evin içi doğal bir kokuya bürünürdü.
Çay demlenirdi, ince belli bardaklarda yavaş yavaş içilirdi.
Sohbet koyu olurdu; laf lafı açar, saatler nasıl geçer anlaşılmazdı.
Aile ziyaretleri vardı.
Kapılar çalınırdı, ekranlar değil.
Büyüklere saygı, küçüklere sevgi vardı.
Bir arada olmanın adı “zaman geçirmek” değil, “hal hatır sormak”tı.
Kadınlar örgü örerdi, dantel işlerdi.
Eller çalışırken gönüller konuşurdu.
Erkekler gazeteyi baştan sona okur, çocuklar sobanın başında masal dinlerdi.
Sabah olunca sobanın üstünde ekmek kızartılır, kahvaltı hazırlanırdı. O ekmeğin kokusu bile bugünkü sofralara yetmezdi.
Peki ne oldu bize?
Hızlandık.
Sabırsızlandık.
Sessizliği unuttuk, beklemeyi unuttuk, okumayı unuttuk.
Artık roman beklemiyoruz,
bir videoyu bile sonuna kadar izleyemiyoruz.
Artık akşamlar sohbet değil, ekran saati.
Aynı evdeyiz ama aynı hikâyede değiliz.
Kitap çoğaldı ama değer azaldı.
İnsan çoğaldı ama yakınlık azaldı.
Zaman arttı sandık ama aslında eksildi.
Eskiler aslında sadece geçmiş değil…
Bir ölçüydü.
Bir terbiyeydi.
Bir yavaşlıktı.
Belki soba yok artık,
ama çay hâlâ demleniyor.
Belki bankalar kitap dağıtmıyor,
ama bir çocuğa masal okumak hâlâ mümkün.
Belki herkes çok meşgul,
ama “gel biraz oturalım” demek hâlâ elimizde.
Eskiler geri gelmez…
Ama eskilerin ruhu yaşatılabilir.
Bir kitabın sayfasında,
bir çayın buharında,
bir sohbetin ortasında…
Ve belki de mesele şu:
Biz eskileri özlemiyoruz sadece…
Birbirimize benzediğimiz günleri özlüyoruz.
