Ekofeminizm ve Kadın Mücadelesi: “Hayatta Kalma”dan “Özne Olma”ya

  • 05 Ocak 2026
Ekofeminizm ve Kadın Mücadelesi: “Hayatta Kalma”dan “Özne Olma”ya

Bergama, Loç ve Şenoz gibi yerlerde insanlar, antikapitalist bilinçle harekete geçmediler. Benzer şekilde, pek çok kadın da feminist teoriyle yola çıkmadı. Ellerinde manifesto yoktu, ama biri gelip “senin toprağın artık benim” dediğinde ayağa kalktılar. Kadınlar da bir başkası gelip “senin bedenin, hayatın, kararların artık benim” dediğinde itiraz ettiler. İşte o an özne oldular. Ekofeminizm bunu küçümsemez, “bilinçsiz tepki” demez. Çünkü bilir ki, çoğu zaman bilinç, hayatta kalma mücadelesinin içinden çıkar.

Nursel Demir

Kadınların Hayatta Kalma Mücadelesi

Kadınlar, şiddeti en çıplak haliyle, her türüyle yakından tanıyorlar. Şiddet, onların hayatlarında her an var. Hayatta kalmaya çalışıyorlar, ama bu cümle büyük görünebilir, ancak onların hayatında çok büyük bir anlam taşımıyor. Sabah uyanmak, işe gitmek ve akşamı sağ salim görmek demek; bir kadının yaşaması, öldürülmemek kadar temel bir mesele. Hem çalışmak, hem de çalıntı bir hayata devam etmek zorundalar. Şiddet, bazen bedende iz bırakıyor, bazen seste kalıyor, bazen de yürüyüşe ya da suskunluğa siniyor.

Kadınlar çalışmak zorundalar çünkü başka türlü yaşamları yok. Okumak, meslek edinmek, “gelecek” kurmak gibi hakları çoktan ellerinden alınmış durumda. Çevrelerinde onlara “bilinç” anlatacak kimse yok. Zaten bilinç burada çoğu zaman işe yaramıyor; karın doyurmuyor, şiddeti durdurmuyor, patrona ya da kocaya geri adım attıramıyor. Ama bu kadınlar çok şey biliyorlar. Ne zaman susulacağını, ne zaman kaçılacağını, hangi bakışın tehlike olduğunu, hangi ses tonunun şiddete döneceğini… Bu hayat bilgisi, kadınların en güçlü silahıdır.

Bazen birbirlerine bakıyorlar. O bakışta slogan yok, umut vaadi yok, uzun vadeli bir kurtuluş anlatısı yok. Sadece “buradayım” var, “yalnız değilim” var. Belki de tam bu yüzden, kimsenin adını koymadığı en politik yer burasıdır. Çünkü burada ne kahramanlık var ne de temsil iddiası. Sadece hayatta kalma iradesi var.

EŞİK Platformu ve Ekofeminizm

Ekofeminist bakış, doğayla kadın arasında romantik bir bağ kurmaz. EŞİK Platformu’nun politik hattı da benzer bir yerden konuşur. “Kadınlar kırılgandır” anlatısına yaslanmaz, merhamet talep etmez. Çok daha sert bir şey söyler: Doğaya ne yapılıyorsa, kadınlara da benzeri yapılmaktadır. Aynı hoyratlık, aynı tahakküm, aynı “ben bilirim” aklı. O yüzden mesele, birkaç ağacı kurtarmak ya da birkaç kadını korumak değil, kimin hayatının gözden çıkarılabildiğidir.

EŞİK Platformu’nun “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” derken attığı slogan sadece hukuki bir çağrı değildir. Bu slogan, kadınların yaşam hakkının pazarlık konusu olamayacağına dikkat çeker. Şiddet, bir “aile meselesi” değil, politik bir meseledir. Tıpkı ekoloji mücadelesinde olduğu gibi, suyun, toprağın, havanın “kalkınma” adına feda edilmesi nasıl politikse, kadınların hayatının da “gelenek”, “kutsal aile” ya da “ekonomi” adına feda edilmesi politiktir.

Hayatta Kalma, Bilinç ve Direniş

Kadın hareketi bunu defalarca yaşadı. 80’lerde sokağa çıkan kadınların büyük kısmı, toplumsal cinsiyet kavramını bilmiyordu belki ama dayağın, tehdidin, susturulmanın ne olduğunu çok iyi biliyorlardı. Mor Çatı’ya gelen kadınlar feminist olmak için gelmediler; yaşamak için geldiler. EŞİK’in savunduğu şey, bu deneyimlerin politik ciddiyetidir. “Kadınlar anlatıyor, biz dinliyoruz” değil, “kadınlar söylüyor, biz birlikte söz kuruyoruz” diyen bir yerde durur.

Fakat sadece yaşamak da yetmez. EŞİK’in politik hattı bunu da açıkça söyler. Deneyim çok kıymetlidir ama tek başına her şeyi taşıyamaz. Kadın hareketi yıllarca bunu yaşadı. İsyan vardı, cesaret vardı, bedel vardı. Ama ortak bir dil, ortak bir hafıza kurulmadığında, kazanımlar kolayca geri alındı. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış, bunun en somut örneklerinden biridir. EŞİK bu yüzden ısrarla “hak temelli mücadele” der. Sadece direnmek değil, direnilen şeyi tanımlamak gerekir.

Ekofeminizm ve Kadın Mücadelesi: Ortak Politik Zemin

Ekofeminizmin sevdiğim yanı ile EŞİK’in politik duruşu burada kesişiyor. Ne “önce bilinç, sonra mücadele” diye yukarıdan konuşuyorlar; ne de “her direniş zaten yeterince politik” diyerek romantizme kaçıyorlar. Diyorlar ki: İnsan çoğu zaman bilmeden başlar ama kalıcı olmak istiyorsa öğrenmek zorundadır. Hukuk, teori, politika burada sopa değildir; el feneridir. Yol göstermez ama karanlıkta neyin ne olduğunu biraz daha görünür kılar.

Ekoloji mücadelesi sadece çevrecilik değildir, kadın mücadelesi de sadece şiddete karşı çıkmak değildir. Bu mücadeleler, hayatı savunarak başlar. Ama gerçekten dönüştürücü olabilmeleri için kendilerini daha büyük bir resmin içine yerleştirmek zorundadır. EŞİK Platformu’nun yaptığı tam olarak budur: Kadınların yaşadığını küçültmeden, ama onu yalnız da bırakmadan ortak bir politik zemine taşımak.

Sonuçta ekofeminizmin de, EŞİK’in de söylediği şey aynı yere çıkar: Ne aklı putlaştıralım ne de deneyimi kutsal ilan edelim. Asıl iş, ikisinin birbirine değdiği o rahatsız, o konforsuz ama gerçek yerde durabilmek. Çünkü hem kadınların hem doğanın hayatı, tam da orada savunulabiliyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ