Güzelliği gözden kaçırmak: Kendi ülkesine yabancılaşan bir toplumun hikayesi…
Dünyayı dolaştıkça insan şaşırtıcı bir gerçeği keşfeder: Her ülkenin kendine has bir güzelliği vardır. Kimi ülkeler büyüleyici doğasıyla zihne kazınır, kimileri şehirlerinin düzeniyle hayranlık uyandırır. Farklı iklimler, farklı diller, farklı kültürler… Hepsi bambaşka bir ruh taşır. Ama ne kadar yol alınırsa alınsın, bir noktada insan fark eder ki uzaklarda aradığı pek çok şey aslında kendi evindedir. Sadece gündelik alışkanlıkların arasında görünmez olmuştur.
Ben, ülkemin her bir iline ayak basmış, dağlarına tırmanmış, vadilerinde yürümüş bir Coğrafya öğretmeni olarak bu gerçeği daha da derinden hissettim. Üstelik dünyanın dört bir yanındaki ülkeleri gezip kendi ülkemle kıyaslama fırsatı bulduğumda, zihnimde tek bir cümle belirginleşti: Türkiye, birçok ülkenin ayrı ayrı sahip olduğu doğal ve kültürel zenginliklerin çoğunu tek başına taşıyan nadir bir ülke.
Bir köşesinde masmavi kıyılar uzanır; diğer köşesinde sislerin arasında kaybolan yaylalar… Bir şehir bin yılların izini taşırken, bir başkası henüz insan eli değmemiş doğasıyla büyüler. Her bölge sanki başka bir ülke, başka bir hikâye gibidir.
Fakat beni asıl yaralayan, sahip olduğumuz bu zenginliğin büyüklüğünden çok, ona karşı duyduğumuz duyarsızlık oldu. Dünyanın başka yerlerinde hayranlıkla izlediğimiz, fotoğraf çekmek için sıraya girdiğimiz güzelliklerin çoğu burada fazlasıyla varken, biz çoğu zaman yanından kayıtsızca geçiyoruz.
Yabancı ülkelerde özenle korunan değerler, bizde kimi zaman hoyratça tüketiliyor. Bazen para hırsıyla, bazen umursamazlıkla… Ve bu durum, ülkemizin güzelliklerinden çok bizim bakış açımızla ilgili.
Çünkü eksik olan güzellik değil; eksik olan farkındalık.
Oysa birçok ülkede insanlar, sahip oldukları doğanın ve kültürün bilincinde. Dokunmaktan çekinirler, korumak için seferber olurlar, kendilerine ait olanı bir emanet gibi görürler. Bizde ise çoğu zaman sahip olduğumuz şeyin değeri, kaybetmeye başladığımızda anlaşılır.
Ülkemin yollarinda dolaşırken bir şeyi çok daha iyi anladım: Bizim toprağımız bereketli, kültürümüz köklü, şehirlerimiz eşsiz. Eksiklik yalnızca bakışımızda… Belki de kendimize yeniden dışarıdan bakmayı öğrenmeliyiz. Bir turist gibi, merakla; bir yabancı gibi, hayranlıkla; ilk kez görüyormuşçasına…
Çünkü aslında başka ülkelerde aradığımız çoğu şey bizde fazlasıyla var. Eksik olan; kabullenmek, sahip çıkmak ve korumak.
Bir gün bu duyarsızlık yerini bilinçli bir sevgiye, duyarlı bir sorumluluğa bıraktığında, eminim ki ülkemizin gerçek zenginliği sadece bizim tarafımızdan değil, bütün dünya tarafından çok daha güçlü hissedilecek.
Ve işte o zaman, her yolculuğun sonunda içimde beliren o cümle nihayet hak ettiği anlamı bulacak:
“Bu ülke hep güzeldi. Biz sadece onu yeniden görmeyi, görmenin de ötesinde yeniden sevmeyi unutmuştuk.”
Emekli ögretmen
Araştırmacı ,yazar gezgin
Fatma Elalmış
