AVARE AVARE DOLAŞMAK

  • 04 Kasım 2026
AVARE AVARE DOLAŞMAK

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde; Yarın neler yapacağımı zihnimde akşamdan planlar öyle uyurum. Bu durum öğretmenlik yıllarımdan kalan bir alışkanlığımdır. Takım elbise giyip kravat takmayı bıraksam da planlı yaşamayı bırakamadım. Günlük planımda aksamalar olduğu zamanlarda rahatsız olurum. Huzursuzca ertesi güne ertelerim.
Dün akşam plan yapmadan uyumuşum. Sabah uyandığımda ne yapacağımı şaşırdım. Olsun, bugün de avare takılayım dedim. Öğle uykumdan sonra saat 14.00’te belediye otobüsüne bindim. Heykel dediğimiz Bursa merkeze yapacak işim varsa giderdim. Şimdi hiçbir işim yok. Avare avare dolaşacağım.
Belediye otobüsü yaşlı kadın ve erkeklerle dolu. Bu saatte öğrenciler, öğretmenler okulda, gençler iş yerlerinde. Timurtaşpaşa durağında otobüsten indim. Otobüste yaşlı insanlar var da Atatürk Caddesinde yok mu? Orada da yaşlılar hâkim. İnsanların yüzlerinde yaşlılığın izleri vardı. Kimi giysileri yoksulluğun, solgun benizleri de yetersiz beslenmenin izlerini taşıyordu. Kim bilir kaç yıllık giysilerini giyiyorlardır? Belki de işportacılardan ucuz şeyler alıp giymiş de olabilirler. Bir tane bile bakımlı kadın ya da erkek göremedim. Üzüldüm tabi.
Bankamatikte sıraya girdim. Sırası gelen yaşlı adam arkasındaki başka bir yaşlıdan yardım istedi. Adam:
-Yok baba yok ben karışmam.
-Neden ki?
-Bir kere yaşlı birine yardımcı oldum. Parayı çekip eline verdim. Sen paramı çaldın demesin mi?
Araya girdim:
-Sonra ne oldu?
-Ne olacak güvenlik görevlisini çağırdım. O çekilen miktara baktı. Adamın elindeki parayı saydı. “paran tamam.” deyince bir özür bile dilemeden savuşup gitti. Bir daha kimseye yardımcı olmamaya karar verdim.
Baktım adam yardım etmeyecek ben parayı çekip adama verirken içimden geçti: İnsanlar birbirinden o kadar uzaklaşmış ki, yardım etmek bile risk sayılıyor. Belki de bu yüzden herkes kendi derdiyle baş başa kalıyor.
Oradan uzaklaşınca yaşananlardan da uzaklaşacaktım. Yürüyerek Orhangazi Meydanı’na geldim. Boş bir banka oturdum. Yine gelen giden yaşlı insanları gözlemlemeye devam ettim. Gruplar halinde gelip giden turist kafilelerindeki insanlar da yaşlılardan oluşuyordu. Turistlerin giysileri, görünüşleri bizimkilere göre iyi durumdaydı.
Bastonuna dayanarak yürüyen yaşlı bir adam bana bakarak yürüyordu. Hani otobüste yanınızda oturan insanın ineceğini hareketlerinden anlarsınız ya ben de bu adamın yanıma geleceğini anladım. Yanıma geldi.
-Yanınıza oturabilir miyim? diye sordu. Nazik bir insan olduğunu anladım.
-Tabi tabi buyurun, dememle oturdu.
-Beyefendi yaşlılık günleri çok uzaklarda gelirdi bana. Ne çabuk geldi?
-Bana da hep öyle gelirdi. Ben de şaşkınım.
-O ooh siz gençsiniz. Sorması ayıp olmazsa yaşınız kaç?
-Yetmişe merdiven dayadım.
-Ben de doksana.
-Bakın etraf yaşlı kadın ve erkeklerle dolu. Önümüzden geçen yüz insandan bir ya da ikisi ancak genç. Nedeni nedir? Bu yaşlı insanlar neden evlerinde oturmazlar?
-Beyefendi onlar evlerinde o kadar çok oturuyorlar ki sonunda bıkıp kendilerini buraya atıyorlar. Bursa’da büyüyenler için Heykel çok önemli bir yerdir. Benim gibi Bursa’nın yerlisi olanlar burada ne arıyorlar diye soracak olursanız; gençliklerini arıyorlar, derim.
-Gençliğinizde burası sizin için neden önemli bir yerdi?
-Gençliğimizde sabah kahvaltının ardından en güzel giysilerimizi giyer, saçlarımızı tarar bir de koku sürer Heykel’e gelirdik. Sade biz mi genç kızlar da gelirdi. Gençler birbirini burada görür arkadaş olurlardı. Çoğu yaşıtımız burada tanıştığı kızlarla evlenmiştir. Ben de yengenle burada tanışmıştım. Her gün burada buluşur çay bahçelerinde, hanlarda çay içer sohbet ederdik. Beş çocuğumuz oldu. Hepsi de yuvadan uçtu gitti. Bir Köroğlu bir Ayvaz misali ikimiz kaldık. Ne güzel günlerdi…
-Yengeyi neden getirmediniz?
-Yengenle de gelirdik. İki yıl önce yatalak oldu. Bir bakıcı tuttuk. O bakıyor. O da burayı çok severdi. İlk boş vaktimizde koşarcasına gelir burada gezerdik. O gördüğün yaşlılardan Bursa’da büyüyenler hep bizim gibi burada gençliklerini arıyorlar. Biliyoruz gençlik geri gelmeyecek ama hatıralarımız var. Onları düşünerek kuru tahta banklarda saatlerce otururuz.
-Hatıralar hiç yaşlanmıyor değil mi?
-Evet hiç yaşlanmıyor. Bize doğru bakarak gelen elli yaşlarından bir kadın yanımıza geldi.
-Baba benim işim bitti. Gidelim mi?
-Olur gidelim kızım. Küçük kızımdır. Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum. Hadi hoşça kalın beyefendi, derken kızına elini uzattı. Onun yardımıyla ayağa kalktı. Bacaklarının uyuşukluğu geçene kadar kızının elini bırakmadan yürüdü gitti.
Onun arkasından bakarken içimden:
“Plansız yaşamak, avare avare gezmek de güzel bir şeymiş.” diye geçirdim.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo Yüz Ağdası