Bir Ömür Kalem Tuttum: Gazeteciliğe Sitemim ve Topluma Çağrım
Gazeteci-Yazar Hasan Mesut Ekmen
İnsanın ömrünü verdiği, ekmeğini kazandığı mesleğe dair söyleyecekleri olur. Hele bu meslek gazetecilikse… Yıllarınızı habere, insanlara, sokaklara ve köylere vermişseniz, gördükleriniz de biriktirdikleriniz de kolay kolay içinizde kalmaz.
Gazetecilik benim için hiçbir zaman yalnızca bir meslek olmadı. Bu işin içinde emek var, fedakârlık var, bazen uykusuz geçen geceler, bazen de kendi derdinizi bir kenara bırakıp başkasının derdine koşmak var.
Ben bu mesleğe 1977 yılında, henüz 17 yaşındayken başladım. Siirt’in Kurtalan ilçesinde, bugünkü teknolojinin hayal bile edilemediği yıllarda attım ilk adımlarımı. Ne elimizde şimdiki gibi imkânlar vardı ne de habere ulaşmak bugünkü kadar kolaydı.
Siyah lastik ayakkabılarımı giyer, fotoğraf makinemi boynuma asar, kilometrelerce yol yürüyerek köylere giderdim. İnsanları dinler, dertlerini öğrenir, ihtiyaçlarını anlamaya çalışırdım. Sonra da onların sesini duyurabilmek için haber yapardım. Çünkü o yıllarda gazetecilik, yalnızca yaşananları yazmak değildi. Kimsenin duymadığı bir sesi duyurmak, unutulan bir sorunu gündeme taşımak, derdini anlatacak yer bulamayan insanlara bir kapı aralamaktı.
Aradan yıllar geçti. Teknoloji değişti, dünya değişti, haberin yapılış biçimi değişti. Ama insan ister istemez kendine şu soruyu soruyor: Peki, gazetecilik de olması gerektiği gibi değişti mi?
Eskiden sabah kahvaltısında gazete okumak bir alışkanlıktı. İnsanlar gazetelerini açar, manşetlere bakar, merak ettikleri haberleri okur, ülkenin gündemini oradan takip ederdi. Gazete, yalnızca basılı bir kâğıt değildi. Arkasında araştırma, emek, sorumluluk ve okuyucunun güveni vardı.
Bugün bir haber saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyor. Bilgiye erişmek hiç olmadığı kadar kolay. Ne var ki doğru bilgiye ulaşmak ve okuduğuna güvenmek de bir o kadar önemli hâle geldi. Çünkü hızın arttığı yerde bazen araştırma geri planda kalıyor; haberin doğruluğundan çok, ne kadar çabuk yayıldığı önemseniyor.
Elbette bütün gazetecileri aynı kefeye koymak doğru değil. Yıllardır dürüstçe çalışan, kalemini hiçbir çıkar uğruna eğmeyen, vatandaşın hakkını ve kamu yararını gözeten meslektaşlarımız var. Onların emeğine haksızlık etmek istemem. Ancak mesleğin itibarına zarar veren uygulamalara da sessiz kalamayız.
Gazetecilik, birilerinin gözüne girmek, makam sahiplerine yakın durmak ya da kişisel çıkar sağlamak için yapılmamalı. Gazetecinin görevi, kimin hoşuna gideceğini hesaplamak değil, doğru bildiğini araştırmak ve gerçeği olduğu gibi ortaya koymaktır.
Yanlış gördüğünü sorabilmeli, eksik bulduğunu dile getirebilmeli, iddiasını belgeyle ortaya koyabilmelidir. Bir haberin değeri, kimi övdüğüyle ya da kimi eleştirdiğiyle değil; ne kadar doğru olduğu ve topluma ne kattığıyla ölçülmelidir.
Yerel basın yaşatılmazsa vatandaşın sesi nasıl duyulacak?
Gazetecilik yalnızca büyük şehirlerde, büyük televizyon kanallarında yapılmıyor. Anadolu’nun bir köyünde, bozuk bir yolun başında, bir hastane koridorunda ya da derdini anlatacak birini arayan vatandaşın yanında da gazetecilik yapılıyor.
Ben yıllarımı bu mesleğe vermiş biri olarak yerel basının ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum. Yerel basın, bir ilçenin hafızasıdır. O bölgede yaşananları kayda geçirir; köylünün talebini, esnafın sıkıntısını, gencin beklentisini ve vatandaşın şikâyetini kamuoyuna taşır. Yapılan hizmetleri duyururken eksikleri de gündeme getirir. Kısacası halkla yöneticiler arasında bir köprü kurar.
Peki, bu köprü ayakta kalamazsa ne olur?
Vatandaş derdini kime anlatacak? Köyündeki sorunu kim gündeme getirecek? Yapılmayan bir hizmeti, çözülemeyen bir sıkıntıyı kim takip edecek?
Bunlar üzerinde düşünmemiz gereken sorular.
Bugün yerel basın ciddi ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyor. Bir gazetenin çıkması, bir internet haber sitesinin ayakta kalması sanıldığı kadar kolay değil. Personel giderleri var, baskı ve dağıtım masrafları var, teknik altyapı ve diğer işletme giderleri var. Dijital yayıncılıkta bile sahaya çıkmak, insanlarla görüşmek, araştırma yapmak ve haberi doğrulamak zaman, emek ve para istiyor.
Gazetecinin işi yalnızca bilgisayar başında oturup birkaç satır yazmak değildir. Bazen bir haberin peşinden saatlerce koşar, bazen defalarca aynı kapıyı çalar, bazen de kimsenin ilgilenmediği bir sorunun peşini bırakmaz. Bütün bunların bir karşılığı olmalıdır.
Öyleyse sormak gerekiyor: Ekonomik sıkıntılar içinde ayakta kalmaya çalışan yerel basın nasıl yaşayacak? Yıllarını bu işe veren gazetecinin emeği nasıl korunacak? Dürüst habercilik yapmak isteyen yayın kuruluşları, yayınlarını sürdürebilmek için hangi imkânlara sahip olacak?
Bu soruların cevabı yalnızca gazetecilerde değil. Yerel basının yaşamasını isteyen herkesin bu konuda sorumluluğu var.
İş insanlarımıza, esnafımıza ve kamuoyuna çağrımdır
Buradan iş insanlarımıza, esnafımıza, kurumlarımıza ve yerel basının yaşamasını isteyen bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum.
Kalemini satmadan çalışan, haberini araştıran, doğruluktan ayrılmamaya gayret eden ve vatandaşın sesi olmayı görev bilen gazeteciler yalnız bırakılmamalı.
Yerel basına destek olmak, yalnızca bir gazeteye ilan vermek ya da bir haber sitesine reklam vermek olarak görülmemeli. Bu destek, aynı zamanda yaşadığımız şehrin hafızasına, halkın haber alma hakkına ve sorunların görünür olmasına katkı sunmaktır.
Elbette her gazetecinin ve her yayın kuruluşunun da bu güveni hak etmesi gerekir. Yapılan desteğin karşılığında kimse haberlerin yönlendirilmesini beklememeli; gazeteci de aldığı destek nedeniyle gerçeklerden uzaklaşmamalıdır. Destek başka şeydir, kalem üzerinde söz sahibi olmak başka şey.
Ben 17 yaşında başladığım bu meslekte yıllar boyunca çok şey gördüm, çok insan tanıdım, nice hikâyeye tanıklık ettim. Bugün geriye dönüp baktığımda, bütün zorluklara rağmen gazeteciliğin özünde insanlara faydalı olma düşüncesinin yattığına inanıyorum.
İsteğim ne ayrıcalık ne de birilerinden özel bir ilgi görmek. İsteğim, emeğin değer gördüğü, dürüst haberciliğin ayakta kalabildiği ve gazetecinin görevini özgürce yapabildiği bir ortamın oluşması.
Çünkü yerel basın güçsüzleşirse yalnızca gazeteler eksilmez. Vatandaşın sesi de kısılır, yaşanan sorunlar daha az görünür olur, bir şehrin hafızası zamanla silinmeye başlar.
Unutmayalım: Gazetecilik, toplumun gözü ve kulağı olma sorumluluğudur. Bu sorumluluğu taşıyan insanların da ayakta kalabilmesi gerekir.
Ben bu satırları, bir ömür kalem tutmuş ve hâlâ mesleğinin değerine inanan bir gazeteci olarak yazıyorum. Belki biraz sitemim var, evet. Ama bu sitemin içinde hâlâ umut da var.
Dileğim, yıllarını bu mesleğe vermiş gazetecilerin emeklerinin karşılığını alabildiği, yerel basının yaşatıldığı ve doğru haberciliğin yeniden hak ettiği değeri gördüğü günleri hep birlikte görebilmek.
Çünkü gazetecilik yaşarsa, halkın sesi de yaşar.
