ADALET DEVLETİN TEMELİDİR DE…
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde; Adalet denince aklıma hemen mahkeme salonları, cübbe giymiş hâkimler, savcılar, avukatlar ve terazi tutan gözü bağlı tanrıçalar gelmiyor; çocukluğumda köyde yaşadığımız bir olay geliyor.
Üç arkadaş bahçeliklere doğru oynaya oynaya gittik. Mürsel’in babası köyün garibanı, Cevdet’in babası köyün zenginlerindendi. Ben de memur aylığı ile geçim mücadelesi veren bir memur çocuğu idim. O köyden olmamamdan, ailemden tembihli olmamdan olsa gerek izinsiz kimsenin bağına bahçesine girmezdim. İki arkadaşım etrafı taş duvarla çevrili bahçeye girdiler. Ben bahçe duvarının dışında onları izlemeye başladım. Elma ağacına çıkıp bir yandan yiyip bir yandan koyunlarına elma doldururlarken bahçe sahibi birden bahçeye girdi. Ağaçtan önce Mürsel atladı. Adam ona okkalı bir tokat vurup yere düşürdü. Mürsel’in yediği tokadı gören Cevdet:
“Mahmut emmi benim.”
“Cevdet sen de mi vardın? Neden bu elin sıpalarını getiriyorsun? Bana deseydin sana toplar verirdim yavrum.” diyerek saçlarını okşadı. Olanı biteni dışarıdan izliyordum. Kapıdan çıkarlarken Mürsel’e bir tekme vurup yere düşürürken.
“Sen istediğin zaman gel bu sıpaları getirme.” diye tembihini yinelemişti. Gördüklerim insanlarda adaletin olmadığını anlatmaya yetmişti.
Öğrencilik yıllarımda öğretmenlerin, meslek yaşamımda yöneticilerin benzer adaletsizliklerine tanık olmuştum.
Aynı ağaç, aynı elma, aynı yaş…
Yıllar geçti. Okuduk, büyüdük, şehirlere dağıldık. Adalet hâlâ aynı elmayı koparan iki çocuğun öyküsüne benziyor. Kimisi “hakkını aradı” diye alkışlanıyor, kimisi aynı şeyi yaptığı için “haddini aştı” deniyor. Kimisinin dosyası bir gecede kapanıyor, kimisininki yıllarca raflarda tozlanıyor. Kimisi “ben yaptım” deyip övünüyor, kimisi “ben yapmadım” diye ispat yüküyle boğuşuyor.
Adalet, kulağa hoş gelen bir sözcük. Herkes istiyor ama kendisi için. Başkası için istediğinde ise işler biraz karışıyor. “O da çeksin” diyenler çoğalıyor. “Bizim tarafın hakkı” diye başlayan cümleler, “onların hakkı”na gelince yarım kalıyor. Adalet, çoğu zaman aynaya bakmadan savruluyor.
Doğa yasaları acımasız; büyük balık küçük balığı yutuyor. İnsanoğlu buna çareler düşünmüş ve hukuk sistemini bulmuş. Onun terazisi de eşit tartmıyor. Devletler işlerine gelen katliamları izlemekle yetiniyor. Çağdaş insanlar bu haksızlık ve adaletsizliklere karşı çıkınca onlara da işkence ediliyor. Halkın büyük çoğunluğu bütün haksızlıkları izlemekle yetiniyor, harekete geçmiyor ya da geçemiyor. Büyük balık küçük balığı yutmaya devam ediyor.
Bir de “sosyal adalet” var ki o da içler acısı durumda. Liyakate dikkat edilmiyor. Üniversite bitirenler boş gezerken ve ya marketlerde çalışırken torpili olanlar, siyasette adamı olanlar parayla oynuyor.
Mahkemelerde, caddelerde, sosyal medyada, hatta evlerin içinde… Adalet, liyakat aranıyor. Bizden olana başka, bizden olmayana başka ölçü uygulanırsa adaletli olunur mu? Aynı suçu işleyen iki kişiden biri varsıl, diğeri yoksul ise ve farklı işlem görüyorsa orada adaletin terazisi doğru tartıyor denilebilir mi?
Belki de asıl mesele şu: Adaleti bir sistem olarak değil, bir ahlak olarak görmemiz lazım. Yasalar, mahkemeler, kurumlar hepsi araçtır. Asıl olan, insanın vicdanında o terazinin doğru tartmasıdır. Çünkü dışarıdaki adalet ne kadar kusursuz olursa olsun, içerideki terazi bozulmuşsa hiçbir şey düzelmez.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in temel değerlerinden biri de yurttaşların hukuk karşısında eşitliğidir. Yüz yıl geçmiş. Bu başarılabilmiş midir?
Peki, biz adaleti ne kadar önemsiyoruz?
İşimize geldiğinde adaletten yana, işimize gelmediğinde bahanelerden yana mı duruyoruz? Bizim yakınımız haksızlık yaptığında susup başkası yaptığında kıyameti mi koparıyoruz? Kendimize yapılmasını istemediğimiz bir davranışı başkasına yaparken hiç utanmıyor muyuz?
Kimse makamına, parasına, soyadına, siyasi görüşüne ya da inancına bakılarak ayrıcalık kazanmamalıdır. Kanun önünde eşitlik, yalnızca kâğıt üzerinde yazılı bir cümle olarak kalmamalıdır. İnsanlar o eşitliği yaşamlarında hissetmelidir. Hisseden var mı?
Bir toplumda insanlar haksızlığı gördüklerinde başlarını çeviriyorsa, bir gün aynı haksızlığın kendilerine de yapılabileceğini unutmuşlar demektir.
Adaletin en büyük düşmanlarından biri, kişiye göre değişen ölçülerdir.
Köydeki o elma hâlâ aklımda. Aynı ağaçtan koparılan iki elma… Biri affedildi, biri kınandı, cezalandırıldı.
Yıllar sonra anladım ki asıl hırsızlık elmayı çalmak değil, aynı suçu farklı tartmaktı.
Adalet…
Ya herkese eşit uygulanır, ya da hiçbirimize kalmaz.
