Avukat Cüneyt Bülent Şeker’den Topuk Kanı Tedbir Kararlarına İlişkin Kapsamlı Hukuki Değerlendirme: “Usul Hataları ve Görev Sorunu Yargılamanın Merkezinde”

  • 19 Temmuz 2026
Avukat Cüneyt Bülent Şeker’den Topuk Kanı Tedbir Kararlarına İlişkin Kapsamlı Hukuki Değerlendirme: “Usul Hataları ve Görev Sorunu Yargılamanın Merkezinde”

Topuk kanı uygulamasına ilişkin aileler hakkında verilen tedbir kararları ve bu kararlara karşı izlenecek hukuki yollar uzun süredir kamuoyunda tartışılmaya devam ederken, Avukat Cüneyt Bülent Şeker tarafından yapılan kapsamlı açıklama, özellikle çocuk mahkemelerinin görev alanı, itiraz mekanizmaları ve istinaf süreçlerine ilişkin önemli değerlendirmeler içeriyor.

Şeker, yayımladığı açıklamada, çocuk mahkemelerince verilen topuk kanı tedbir kararlarına karşı hazırlanan dilekçe örneklerinin hangi aşamada kullanılacağına açıklık getirirken, mevcut yargılama sisteminde ciddi usul sorunları bulunduğunu ileri sürdü.

“Hazırlanan dilekçe yalnızca belirli aşamada kullanılmalıdır”

Avukat Şeker, söz konusu dilekçenin her dava için kullanılabilecek standart bir metin olmadığını belirterek, bunun yalnızca çocuk mahkemesinin istinaf başvurusunu reddetmesi halinde kullanılabilecek özel bir başvuru örneği olduğunu ifade etti.

Şeker’e göre ailelerin en sık yaptığı hatalardan biri, tek tip dilekçelerle bütün hukuki süreçlerin yürütülebileceğini düşünmeleri oluyor. Oysa her dosyanın kendi usulü, kendi delilleri ve kendi hukuki özellikleri bulunduğundan, her başvurunun dosyaya özgü hazırlanması gerektiğini savunuyor.

“Görevli mahkeme çocuk mahkemesi değil”

Açıklamanın en dikkat çekici bölümlerinden biri ise görevli mahkeme tartışmasına ayrıldı.

Şeker, topuk kanı tedbir taleplerinin esas itibarıyla aile hukukunu ilgilendirdiğini, bu nedenle görevli mahkemenin çocuk mahkemeleri değil aile mahkemeleri olması gerektiğini ileri sürdü.

Avukata göre;

  • Topuk kanı uyuşmazlıkları ceza hukuku kapsamında değerlendirilemez.
  • Ortada suç işlendiği iddiası bulunmamaktadır.
  • Suça sürüklenen çocuk söz konusu değildir.
  • Koruma altına alınmasını gerektiren ihmal veya istismar vakası bulunmamaktadır.

Bu nedenle uygulanacak yargılama usulünün ceza muhakemesi değil, medeni yargılama usulü olması gerektiğini savunan Şeker, mevcut uygulamanın görev kurallarına aykırılık oluşturduğu görüşünü dile getirdi.

“Kararlar aile dinlenmeden veriliyor” iddiası

Şeker’in açıklamasında en sert eleştirilerden biri de tedbir kararlarının verilme şekline ilişkin oldu.

Avukat Şeker, çocuk mahkemelerinin birçok dosyada;

  • aileleri dinlemeden,
  • uzman doktor raporu almadan,
  • sosyal hizmet uzmanı incelemesi yaptırmadan,
  • ayrıntılı gerekçe oluşturmadan

tedbir kararları verdiğini ileri sürdü.

Şeker’e göre mahkemeler çoğu zaman yalnızca ailelerin imzaladığı topuk kanı reddi formlarını ve ilgili idarenin başvurusunu esas alarak karar vermektedir.

İtiraz mekanizmasına yönelik eleştiriler

Şeker’in değerlendirmelerinde üzerinde durduğu bir diğer konu ise itiraz sisteminin işleyişi oldu.

Açıklamaya göre çocuk mahkemesinin verdiği tedbir kararlarına yapılan itirazlar, aynı yerde bulunan başka bir çocuk mahkemesi tarafından inceleniyor.

Örneğin;


    1. Çocuk Mahkemesinin kararını 2. Çocuk Mahkemesi,
  • başka çocuk mahkemesi bulunmayan yerlerde ise en yakın il veya ilçedeki çocuk mahkemesi değerlendiriyor.

Şeker, bu sistemin etkili bir denetim mekanizması oluşturmadığını savunarak, birçok dosyada itirazların ayrıntılı değerlendirme yapılmaksızın reddedildiğini öne sürdü.

“Kopyala-yapıştır kararlar” eleştirisi

Avukat Şeker, uygulamada karşılaştığını belirttiği bazı mahkeme kararlarına ilişkin dikkat çekici iddialarda da bulundu.

Kendisine göre bazı kararlarda;

  • önceki dosyalara ait aile bilgilerinin yeni kararlara yanlışlıkla yazıldığı,
  • farklı ailelerin bilgilerinin birbirine karıştığı,
  • önceki çocuklara ilişkin bilgilerin yeni dosyalarda yer aldığı

gibi hatalar görülüyor.

Şeker, elinde bu tür usul hataları içerdiğini belirttiği çok sayıda mahkeme kararı bulunduğunu ifade ederek, bunun kararların yeterince bireyselleştirilmeden hazırlandığını düşündürdüğünü savundu.

“İtirazla birlikte istinaf yoluna da başvurulmalı”

Şeker’in önerileri arasında en dikkat çeken hususlardan biri ise hukuki başvuru stratejisi oldu.

Açıklamasına göre aileler yalnızca itiraz dilekçesi vermekle yetinmemeli, aynı anda istinaf başvurusunu da yapmalı.

Şeker’in önerdiği yönteme göre;

  • önce itiraz ve istinaf birlikte yapılmalı,
  • çocuk mahkemesi istinaf istemini reddederse,
  • bu ret kararı da ayrıca istinaf edilmelidir.

Bu yöntemle mevcut uygulamada oluştuğunu ileri sürdüğü “kısır döngünün” aşılabileceğini savunan Şeker, özellikle ilçe mahkemelerinde usule ilişkin çeşitli sorunlar yaşanabildiğini de ifade etti.

Kanun yararına temyiz ve bireysel başvuru hatırlatması

Şeker, ailelerin başvurabileceği hukuki yolların yalnızca itiraz ve istinafla sınırlı olmadığını belirtti.

Bunlar arasında;

  • Kanun yararına temyiz,
  • Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru

imkânlarının da bulunduğunu söyledi.

Şeker, bireysel başvurunun kararın kesinleşmesinden sonra ve kararın öğrenilmesini izleyen yasal süre içerisinde yapılabileceğini hatırlattı.

“Hazır dilekçeler tek başına yeterli değil”

Açıklamasının sonunda sosyal medya ve dayanışma gruplarında sıkça paylaşılan hazır dilekçe örneklerine de değinen Şeker, tek tip dilekçelerin bütün davalar için çözüm olmayacağını belirtti.

Her mahkemenin farklı usul hataları yapabileceğini, farklı bölge adliye mahkemelerinin konuya farklı yaklaşabildiğini ifade eden Şeker, bu nedenle her dosyanın kendi özelliklerine göre hazırlanmış hukuki başvurular yapılmasının önem taşıdığını vurguladı.

Kendi hazırladığı yaklaşık 17 farklı dilekçe örneği bulunduğunu belirten Şeker, bunların yedisinin istinaf dilekçesi olduğunu, ancak bunların dahi bütün ihtimalleri kapsamadığını söyledi.

Avukattan ailelere çağrı

Şeker, açıklamasını ailelere yönelik bir tavsiye ile tamamladı.

Topuk kanı tedbir kararlarına ilişkin yargı süreçlerinin teknik ve usule ilişkin ayrıntılar içerdiğini belirten Şeker, hak kaybı yaşanmaması için ailelerin mümkün olduğunca alanında uzman bir avukat aracılığıyla itiraz, istinaf ve diğer kanun yollarını kullanmasının önem taşıdığını ifade etti.

xxxxxxxxxxxxxxxxxx

DİLEKÇE HAKKINDA AÇIKLAMA;

Bu dilekçe çocuk mahkemesinin ailenin istinaf talebinin reddi halinde kullanılır.

Çocuk mahkemeleri aslında topuk kanı tedbir davaları konusunda görevsiz mahkemelerdir, bu görev Aile Mahkemelerine ve onların olmadığı yerde Asliye Mahkemelerine aittir, çünkü bu konular Medeni Hukuk içindeki Aile Hukuku ile ilgilidir ve uygulanacak usul de hukuk usulüdür.

Çocuk Mahkemeleri ise CEZA MAHKEMELERİDİR, Topuk kanı reddinde ise ortada ne bir suç, ne de suça itilmiş çocuk vardır. Ortada bakımı ve sağlığı ihmal edildiği için bir sosyal hizmetler veya sağlık kurumuna yatırılması gereken bir çocuk da yoktur. Çocuk mahkemeleri ise topuk kanı tedbir istemlerinde aileyi dinlemeden ve hiçbir doktor ve sosyal hizmetler raporuna dayanmadan, yani gerekçesiz olarak topuk kanı tedbir kararlarını vermektedirler. Bu kararların (güya) gerekçesi; ailenin imzaladığı topuk kanı reddi formları ve idarenin (bilimsel olarak hiçbir somut kanıt içermeyen) topuk kanı talebidir.

Buradaki asıl sorun; çocuk mahkemelerince verilen bu tedbir kararlarına yapılan itirazların en yakın çocuk mahkemesine yapılmasıdır. (Örneğin; 1. Çocuk mahkemesi karar vermiş ise bu itiraz 2. Çocuk mahkemesine gitmekte, o yerde başka çocuk mahkemesi yoksa itiraz en yakın il-ilçedeki çocuk mahkemesine gitmektedir.) Çocuk mahkemesi kararlarına yapılan itirazın sonucu verilen karar kesin kabul edildiğinden, bu itiraza bakan çocuk mahkemesi; (itiraz edilen kararda son derece ağır usul hataları olsa dahi) dilekçeyi okumadan (kopyala yapıştır yöntemi ile) itirazları ret etmektedir.  

Bu mahkemeler o kadar rahattır ve bu kopyala yapıştır işini o kadar özensiz bir şekilde yapmaktadır ki; bir önceki karardaki aileye ait bilgilerin yeni kararda yer alması veya ailenin önceki çocuğu-çocukları hakkında karar verilmesi gibi hatalar sıradan hatalar haline gelmiştir. Ne yazık ki elimde bu gibi hatalarla dolu bir sürü mahkeme kararı var.

Bu kısır döngüyü kırmak için; İTİRAZ İLE BİRLİKTE İSTİNAF MAHKEMESİNE GİDİLMELİ, YANİ İKİ DİLEKÇE BİRLİKTE VERİLMELİ, EĞER ÇOCUK MAHKEMESİNCE İSTİNAF TALEBİ RET EDİLİR İSE BU İSTİNAFIN REDDİNE İLİŞKİN KARAR DA İSTİNAF EDİLMELİDİR. Tabi bu başvuruların bir avukat ile vasıtası ile yapılmasın da fayda vardır, bu başvurularda (özellikle ilçe mahkemeleri) sıkıntı çıkartabilmektedir.

Ayrıca KANUN YARARINA TEMYİZ de bu davalarda gidilecek yollardan bir tanesidir. (Bu dilekçe örneği de Gıda Hareketi sitesinde vardır.)

Elbette bu kararlara karşı (Kararın kesinleşmesinden itibaren ve ailenin bunu öğrenmesinden 1 ay içinde) ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU yoluna da gidilebilmektedir.

Şu hususu da belirtmekte fayda vardır; bu dilekçe örnekleri yeterli değildir, her mahkeme farklı usul hatası yapmakta, her istinaf bölgesi topuk kanı sorununa farklı bir şekilde bakmaktadır. Bu sebeplerle ailelerin bir avukat vasıtası ile bu istinaf ve itiraz vs. haklarını kullanmasında büyük fayda vardır.

Dayanışma guruplarında topuk kanı tedbir kararı verilen ailelerin (Sanki bir adet matbu dilekçe ile her konu hallediliyormuş gibi) “Kararı istinaf edeceğim örnek dilekçe var mı?” diyerek istinaf dilekçesi aradığını görmekteyim, bu doğru bir yaklaşım değildir, mahkemeler zaten topuk kanı reddi yapanların genel söylemlerini (yeni göreve başlamamışlar ise) bilmektedir, eğer dilekçe o karara özel olarak hazırlanmayacak ise açıklama kısmına; “Kararı usul ve kanuna uygun bulmadığım için istinaf-itiraz ediyorum” şeklinde kısa bir dilekçe de işinizi pekiyi ala görebilir.

Ben topuk kanı konusunda 17 civarında dilekçe örneği yayınladım, bunlardan 7 tanesi istinaf dilekçesi örneğidir, bununla ailelerin en azından temel farklı durumlara göre dilekçe vermesini amaçladım, ancak gerçek şu ki bunlar da yetersizdir, mahkeme sayısınca ve bu mahkemeler de davası görülen aile sayısının mahkemeler ile çarpımı kadar dilekçe çeşidi vardır diyebiliriz, çünkü her ailenin durumu az-çok farklılık arz eder, mahkeme kendi bilgilerini yenilerse veya hâkim değişir ise yine verilecek dilekçe de buna göre yazılmalıdır.

(Not; bu yazdıklarım dilekçeye dâhil değildir, silinmesi unutulmamalıdır.)

 

           …………..BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ (    ) İLGİLİ DAİRESİNE                                                            

                                                Gönderilmek Üzere

                            ………………… ÇOCUK MAHKEMESİNE 

                 

 

DOSYA NO                            : 2026/….. D. İş

KANUN YARARINA

BOZMA TALEP EDENLER : 1-) (Anne) ………….. (T.C………..)

Adres: ………………………

                                                     2-) (Baba) …………….(T.C………..)

Adres: ………………………

 

MÜŞTEREK ÇOCUK            : …………………..(TC……………….)

Adres: ……………………………………

 

TEDBİR TALEP EDEN        :  ……… İl-İlçe Sağlık Müdürlüğü.

 

  1. KARARIN T. TARİHİ   : ………….

 

KONU                                    : Her ne kadar mahkeme istinaf talebinin reddine ilişkin karara karşı 14 gün içinde …………. Çocuk Mahkemesine karşı itiraz yolunu göstermiş olsa da 1.Çocuk Mahkemesinin itiraz makamı olarak gösterdiği …..Çocuk Mahkemesi kararı veren mahkeme ile aynı statüde bir mahkemedir, KARARIN İSTİNAF’A (Kendi incelemesine) TABİ OLUP OLMADIĞINI DEĞERLENDİRME YETKİSİ İSTİNAF MAHKEMESİNİN KENDİSİNE AİTTİR. (Yar.2.HD, 17.12.2014  2013/17174 E. 1014/2960) İş bu sebep ile ……… Çocuk Mahkemesinin İSTİNAF TALEBİMİZİN REDDİNE İLİŞKİN KARARINI İSTİNAF ETMEKTEYİZ ve dosyanın ilgili BAM dairesine gönderilmesini talep ediyoruz.

.

                                                    AÇIKLAMALAR

.

A-) TOPUK KANI REDDİ HAKKINDA GÖREVLİ MAHKEMELER AİLE (Onun olmadığı yerlerde Asliye) MAHKEMELERİDİR.

İstinaf mahkemeleri ortaya çıkmadan önce bu kararlar temyiz edilmekte ve temyiz talebi ret edilmesi halinde bu ret kararları da temyiz edilmekte idi. İstinaf Mahkemelerinin ortaya çıkmasından sonra ise bu usulde bir değişiklik olmamıştır, sadece temyiz mahkemelerine yapılması gereken başvurular öncelikle istinaf mahkemelerine yapılmaya başlanmıştır, eğer karar ayrıca temyize de tabi ise temyiz mahkemesine gönderilmeye başlanılmış, temyiz ve istinaf taleplerinin reddine ilişkin kararlara yapılan itirazi başvurular ilgili yüksek mahkemeye gönderilme devam edilmiştir.

Topuk kanı ile ilgili konularda ……………. Çocuk Mahkemesi görevli de değildir. 2253 Sayılı Kanunun 6. Maddesine göre Çocuk Mahkemelerinin görevi; “18 yaşını bitirmeyen küçükler tarafından işlenen ve genel mahkemelerin görevlerine giren suçlar ile ilgili davalara bakmak” ve bu çocuklar ile ilgili “2253 Sayılı kanunda yazan (Madde 13 vd.) koruma amaçlı sağlık tedbirleri…” hakkında karar vermektir. Yani Çocuk Mahkemeleri bir ceza mahkemesidir.

Müşterek çocuk bir suça itilmiş bir çocuk değildir, ortada hastalığı sebebi ile bir sağlık kuruluşuna yerleştirilmesi yahut ağır şekilde bakımı ihmal edildiği için bir sosyal hizmetler kurumuna yerleştirilmesi gereken bir çocuk da mevcut değildir. Topuk kanı vermenin bir faydası olduğu ve vermemin bir ihmal olduğu kabul edilebilse dahi (ki böyle değildir) bu konu yine de aile mahkemelerinin görev alanına girmektedir.

Kaldı ki topuk kanı testi konusundaki kararlar büyük ekseriyet ile Aile Mahkemeleri tarafından (Aile Mahkemesinin olmadığı yerlerde aile mahkemesi sıfatı ile asliye mahkemelerince) verilmekte olup, verilen bu tedbir kararı konusu ile çocuk mahkemelerinin verdiği tedbir kararı konusu arasında hiçbir fark da yoktur, bunlar şablon dosyalardır. Aile (ve Asliye) mahkemesi kararları ise istinaf’a tabidir.

Ayrıca çocuk mahkemesi bulunan yerlerde dahi bu kararlar aile mahkemelerince verilmekte ve istinaf’a tabi olmaktadır. Yani (İl Sağlık Müdürleri vekillerini iddia ettiği gibi) çocuk mahkemelerinin olmadığı yerlerde aile mahkemelerinin bu davalara bakması gibi bir durum da söz konusu değildir. Durum tam tersidir. Eğer çocuk mahkemesi bu davalara (Aile-Asliye Mahkemesinin olmadığı yerlerde yahut suça itilmiş çocuklar hakkında) aile mahkemesi sıfatı ile bakıyor ise bu kararlar yine istinaf’a tabidir, ayrıca Çocuk Mahkemeleri bu durumda mutlaka duruşma açmalı ve çocuğun sağlık durumuna ilişkin bir rapor (ve gerekli hallerde) sosyal hizmetler raporuna dayanmalıdır, yani bu kararları verirken aile mahkemelerinin uyguladığı hukuk usulüne göre yargılama yürütülmelidir, ancak bunların hiç birisi yapılmamaktadır.

Bu gün Türkiye de bütün çocuk, aile ve Asliye Mahkemeleri topuk kanı tedbir taleplerine bakmakta, ancak bunlar çok farklı usuller ile yargılamayı yürütülmektedirler. Yukarıda da belirttiğimizi gibi çocuk mahkemeleri ceza mahkemeleridir, dolayısı ile bu mahkemelerde uygulanacak muhakeme usulü Ceza Muhakemeleri Kanunudur (CMK), Aile-Asliye Mahkemeleri ise Medeni Kanuna göre karar vermekte ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa (HUMK) göre yargılamayı yürütmektedir.

Gözlemimize göre çocuk mahkemelerinin bu konuda verdiği tedbir kararlara (En yakın-sıradaki) çocuk mahkemelerine yapılan itirazlar incelenmeden ret edilmektedir. İtiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu kanısı ile çok bariz usul hatalarının dahi itiraz edilen çocuk mahkemelerince incelenmediği, kopyala yapıştır yöntemi ile karar verildiği görülmektedir. Hatta önceki dosyaya ilişkin bilgilerin yeni karara karışması, aileni önceki çocuğu hakkında tedbir kararı verilmesi sıradan hale gelmiştir.

 

B-) TOPUK KANI TESTLERİNİN REDDİ AİLENİN VELAYETTEN DOĞAN TIBBİ MÜDAHALEYİ SEÇME-RET KAPSAMINDAKİ BİR TIBBİ MÜDAHALEDİR. VERİLEN TEDBİR KARARLARI HUKUKİ VE TIBBİ DAYANAKTAN YOKSUNDUR.

Halbuki adına topuk kanı denilen bu testler;

1-) Kesin tanı yöntemi değildir, testin pozitif çıkması sadece bir şüphe verir.(Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Metabolik Endokrin Tarama Programı Sf. 15)

2-) Hastalıklar genetiktir ve iyileştirici bir tedavisi yoktur.Vaat edilen palyatif (Rahat ettirici) ve semptomatik (Belirti baskılayıcı) tedavilerin ise hastalık belirtileri ortaya çıkmadan uygulanması ve fayda sağlaması söz konusu değildir, yani ortada erken tanı ile bu hastalıklarıni ortaya çıkması, mortalitenin, kamu zararının engellenmesi gibi bir durum mevcut değildir. Zaten böyle olsa idi 1986 yılından beri uygulanan bu testler ile ilgili hastalıkların nerede ise ortadan kalkması gerekirdi… (Opr. Dr. Uğur Yılmaz/ Doç.Dr. Cüneyt Konuralp, Prof. / Çocuk Hastalıkları ve İmminoloji uzmanı Dr. Alişan Yıldıran makaleleri)

              3-) Üstelik testler yanlış sonuç verebildiğinden, (doğru sonuç verse dahi) testler hastalık taşıyıcısı ile hasta olacak çocuğu ayırt edemediğinden (ki çocuğun taşıyıcı olması ilerde hasta olacağı anlamına gelmemektedir; Opr.Dr.Uğur Yılmaz/ Doç.Dr. Cüneyt Konuralp, Prof. / Çocuk Hasatlıkları ve İmminoloji uzmanı Dr. Alişan Yıldaran makaleleri) yanlış tanı sonucu uygulanan ilaç ve tedaviler ile çocuğun zarar görmesi-ölmesi ise günümüzde sık rastlanan bir durumdur, hatta topuk kanı testi sonucu uygulanan tedaviden ölen bir çocuk haberi yakın zamanda basına yansımıştır. (EK-2)

4-) Ayrıca bu palyatif (rahat ettirici-konfor sağlayıcı) ve semptomatik (belirti baskılayıcı) tedavileri içeren hastalıklardan önemli olan 3 tanesine ilişkin (SMA, Kistikfibrosiz. Fenilketönuri) Sağlık Sektörünce önerilen tedavileri Devlet ve SGK tarafından ödenmemektedir. Bu sebeple topuk kanı ile taranan hastalıklar için, özellikle iyileşme vaat etmeyen, (hastalık başlamış ise) ilerlemesini durdurduğu iddia edilen SMA ilacı Zolgensma için (İlacın bir doz fiyatı 2.100.00 Dolar.) aileler kent meydanlarında, sosyal medyada (Valilik izni ile) dilendirilmektedir. Yani Devlet (?) bir yandan bu testleri vermediği için aileleri-lohusa anneleri mahkemelere dikmekte, bu ailelere psikolojik olarak işkence etmekte, diğer yandan da bu testle hasta ilan edilen çocukların ailelerini de ilaç parası için dilendirmektedir, bu Milleti için var olan bir Devletin yapacağı iş değildir!

Sağlık Bakanlığına bu husus sorulduğunda kısaca “Ailenin tercihi” şeklinde yanıt vermektedir? Bakanlığın ailenin tercihine gösterdiği bu saygı gözleri yaşartmaktadır, ancak ailenin sağlık sektörünce bu ilaca (Zolgensma) mecbur edildiği de bilinmektedir. Burada bir samimiyetin olmadığı, korunan yararın çocuğun üstün yararı değil, “Global Sağlık Sektörünün” üstün yararı olduğu açıktır.

5-) Bu testlerin zarar vermediği (Sağlık Bakanlığının iddiasının aksine) doğru değildir, bir şey hakkında araştırma yapılmaması, ona yok muamelesi yapılması bunun olmadığı anlamına gelmez.

a-) Doğumdan sonraki 48 Saat-bir haftalık süreçte bir bebeğin savunma sistemi henüz gelişmemiştir, kanı kolay pıhtılaşmamaktadır, normal insana göre enfeksiyon kapma riski yüksektir, ona bu dönemde dışarıdan yapılacak her müdahale risk arz etmektedir, hele hemofili veya Kombine İmmün Yetmezlik (T hücre eksikliği) gibi bağışıklık yetmezliği ile doğan bir çocuktan kan alınması sağlığını büyük bir tehlikeye atabilir. Bu rahatsızlıkları olmasa dahi topuk kanı alımından sonra rahatsızlanan, enfeksiyon kaptığı için yoğun bakım ünitesine kaldırılan çok sayıda çocuk vardır, hastaneler/aile sağlığı merkezleri yoğun hasta ziyareti (Hastane mikrobu) olan yerlerdir. (Prof. Dr. Alişan Yıldıran. http://www.gidahareketi.org/yazi-bebeklerde_topuk_kani_neden_verilmemeli-920)

                 b-) Doğumdan kısa süre sonra topuğun (Kan alınan köşe bölgenin) 3 noktadan delinmesi (İddia edilenin aksine) bebeğin canını oldukça acıtır ve plantar refleks’in tetiklenmesi nedeni ile beyinde kalıcı bazı etki ve çeşitli zararlara sebebiyet verebilmektedir. (Doç. Dr. Cüneyt Konuralp “Bağışıklığın arka bahçesi 2 kitabı; sf-105-120 ve ayrıca https://www.habervakti.com/doc-dr-cuneyt-konuralptan-ezber-bozan-topuk-kani-aciklamasi)

                 c-) Nitekim 6 hekimce yazılmış “Is heelprick as safe as wethink?” (Topuk kanı testi sandığımız kadar güvenli mi?) adlı bilimsel makalede özet olarak:

“Topuk kanı alma, yenidoğan bakımında yerleşik bir uygulamadır, etkili ve basit bir

prosedür olarak kabul edilir, ancak riskleri de vardırbu komplikasyonların gelişim olasılığını unutmamak önemlidir.Topuk kanı alma sırasında stafilo kokalino külasyondan sonra gelişen soyulmuş cilt sendromu vakaları zaten bildirilmiştir.”demektedir.

                 d-)Yine bilimsel otoritelerce saygın bir dergi kabul edilen “Pain” dergisinde

yayımlanan Evenroutine painful procedures can be harmful forthenew born” (Rutin

agrılı prosedürler bile yenidoganlar için zararlı olabilir) adlı makalede : Stresli olaylar, serbest radikal (FR) üretimi de dahil olmak üzere karmasık süreçler aracılıgıyla yenidogan beynine zarar verebilir.” Demektedir.

Topuk kanı alınmasının ise çocuk üzerinde stres meydana getirdiğini, bunun beyinde ciddi zararlara sebebiyet verdiğini belirten Türk doktor ve sağlıkçıları da vardır. (Doç. Dr. Cüneyt Konuralp/Beyza Nur Kilerciler-Topuk kanı alımında hissedilen ağrının…Yüksek Lisans Tezi)

 

C-) BU KARARLAR VELAYET HAKKINI YOK ETMEKTE, ÖZELLİKLE ANNE-BABANIN ÇOCUKLARINI SAĞLIK SEKTÖRÜNÜN HATA VE SUİSTİMALERİNE KARŞI KORUMA HAKKINI ORTADAN KALDIRMAKTADIR.

                 Bu gün çocukların bu testler ile yanlış teşhis ve tedavi ile zarar görmesi, ölmesi durumunda hiçbir sorumluğu üzerine almayan Sağlık Bakanlığı (il-ilçe sağlık müdürlükleri) emsali görülmemiş büyük bir azim ile ailelere baskı yapmaktadır, bu işkenceye “ikna” adı verilmektedir, yapılan tehdit ve baskılara boyun eğmeyen aileler ise mahkemelere sevk edilmektedir, (istisnalar hariç) mahkemelerde (adeta gözlerini kapatarak) anne babanın velayetten doğan tıbbi müdahaleyi seçme-ret etme hakkını yok eden bu (gerekçesiz) kararları vermektedir, bu gelişmeler Türk Milletinin geleceği için çok büyük bir tehlikedir.

Yarın bu iş oturduğunda istisnasız (ve ayrıcalıklı olsun olmasın) herkes zarar görecektir, çünkü bu çocuğa uygulanacak test ve tedavileri belirleme yetkisini mutlak bir şekilde, özelleşmiş ve çocuğun hasta olmasında menfaati olan (ve Global merkezlerce yönetilen) Sağlık Sektörüne devredilmek istenmektedir, bu ise test ve tedavi prosedürlerini kontrol eden gücün dolaylı olarak nüfusu kontrol edebileceği anlamına gelir, bunun bir milli güvenlik meselesi olduğuna hiç şüphe yoktur. Böyle sınırsız bir tıbbi müdahale yetkisi ancak; asla çıkarına göre davranmayan, asla rüşvet almayan, asla ihanet etmeyen, asla etki ve tehditlere boyun eğmeyen, asla yanılmayan, mutlak bilgi ve kudret sahibi bir güce ait olabilir. Yani bu sistem Tanrı değilse böyle bir hakka sahip değildir.

Topuk kanı (Sair test) vermenin zorunlu olduğu iddiası “Çocuğun üstün menfaati” kuramına dayandırılmaya çalışılmaktadır, ancak burada menfaatlerin çatışması, hakların yarışması kuramları da dikkate alınmalıdır. Kimse çocuğun üstün menfaatinin korunması gerektiği konusunda tereddüt etmemektedir, buradaki asıl tartışma konusu; “çocuğa yapılacak tıbbi müdahale konusunda” son sözü kimin söyleyeceğidir. Çocuğa yapılacak tıbbi müdahaleler konusunda son sözün ailesine ait olmasının onun üstün menfaatine daha uygun olduğu bilinen bir gerçektir.

Devletin çocuklara yapılacak tıbbi müdahaleler konusunda öncelikli karar hakkına sahip olduğu iddiası Türkiye de çok yeni bir iddiadır ve nedense “Sağlıkta Dönüşüm Sürecinin” tamamlanması, Sağlık Sisteminin tamamen özelleşmesi ve Devletin sağlık hizmeti vermekten tamamen çekilmesinden sonra (Özellikle SMA hastalığının topuk kanı listesine eklenmesinden sonra) gündeme getirilmiştir. Daha öncesinde kanunda yazılı hallerde dahi tedbir kararı verildiğini gören hukukçu sayısı çok sınırlıdır.

Yetki ancak sorumluluk ile birlikte mevcut olabilir. Çocuğu doğuran, ona gece gündüz bakan, ondan hukuki-sosyal ve mali olarak sorumlu olan anne baba olduğu, ama çocuğa yapılacak tıbbi müdahaleler- testler ve tedaviler konusunda hiçbir sorumluluğu üzerine olmayan Devletin (Sağlık Bakanlığını ve Sağlık Sektörünün talebini harfiyen uygulayan mahkemelerin) söyleyebileceği iddia edilmektedir? Bu ancak “ailenin devletin kulu” olması halinde mümkündür. Bu yapılan Devletin (daha doğrusu günümüzde Devlet büyük oranda özelleştiği ve sağlık hizmeti vermekten çekildiği için “Sağlık Sektörünün”) Tanrılığının ilan edilmesidir.

Bu gelişmeler karşısında “Devletin” ne olduğunun tekrar hatırlanmasında fayda vardır; Devlet toplumsal bir sözleşmedir, Devletin amacı kamu hizmetlerinin organize edilmesi, Millete ve dolayısı ile onun en küçük birimi olan aileye hizmet etmektir, dolayısı ile hadim olan Devletin aileye çocuk hakkında müdahalesi istisnai ve Türk Milletinin gelenek ve taleplerine uygun olmalıdır. Türk Milleti ise velayet hakkının ortadan kaldırılmasını, sudan bahaneler ile sağlıklı çocuklarına el koyulmasını, çocuğunun kobay gibi test edilmesini, orasının burasının delinip, kan­/doku örneğinin izinsiz alınmasını kimseden talep etmemiştir.

Testlerin zorunlu kabul edilmesi otomatik olarak tedavi-ilaç uygulamalarını da zorunlu hale getirmektedir. Bugüne kadar kanunlar ile güvence altına alınmış (İstisnai durumlar hariç) anne-babaya ait olan tıbbi müdahaleye karar verme yetkisi, (ticarileşmiş-dışa bağımlı) sağlık sektörüne devredilmek istenmekte, böylece sektörün düzenli müşteri temini hedeflenmekte, amacı belirsiz (!) bir kan-doku örneği toplama faaliyeti yürütülmekte (Çünkü söz konusu testlerin yapılması için topuğun 3 yerinden delinerek kan ve doku örneği alınmasına gerek yoktur, venöz (damardan) kan alımı, hatta idrar-ter-tükürük örneği bu testlerin yapılması için yeterlidir), iyileştirme vaat etmeyen çok pahalı ilaçlara müşteri aranmakta ve Türk Milletinin-SGK’nın parası yurt dışındaki ilaç şirketlerine aktarılmaktadır.

Bu derece şüpheli bir test’i ret ettiği için lohusa anneler (çocuklarının elinden alınması ile) tehdit edilmekte, mahkeme korkusu ile lohusa kadınların psikolojilerinin bozulup sütten kesilmelerine sebep olunmakta, ailenin huzuru bozulmakta ve Milletin Devlete güveni imha edilmektedir, bu yapılanların (bazı kesimlerin kısa vadeli çıkarları için) Milletin ve Devletin altının oyulması anlamına geldiği açıktır. Bu işten asıl zarar görenler ise idare ve mahkeme baskısından korkarak bu testler ile hasta ilan edilen ve yanlış teşhis-tedavi sebebi ile zarar gören çocuklar ve bunların ebeveynleridir. (EK-2)

Çocuk mahkemelerinin hiçbir delile dayanmadan ve ailenin haberi dahi olmadan verdiği bu kararlar bizce bir mahkeme hükmü niteliğinde de değildir, bunlar esasen idari kararlardır, hukuki olarak icrası mümkün olmayan genelgeler-idari emirler sanki ortada bir dava konusu varmış gibi mahkeme önüne götürülmekte ve hâkimlere onaylattırılıp, “mahkeme kararı” etiketi ile aileleri korkutmakta kullanılmakta ve aile (şüpheli bulduğu-zarar vereceğini düşündüğü) topuk kanı veya başka testleri çocuğuna yaptırmaya zorlanmakta veya güvenmediği bir doktora çocuğunu muayene ettirmeye, (klinik bulgusu olmayan hastalıklar için) tedaviye-ilaç kullanmaya zorlanmaktadır. Bu derce ağır sonuçları olan bir tedbir kararının İSTİNAF incelemesinden mahrum olması ise hukuka aykırıdır.

 

NETİCE VE TALEP:  1-) Öncelikle istinaf talebimizin reddine ilişkin …….. Çocuk Mahkemesi kararını istinaf etmekteyiz, Kararın kendi incelemesine tabi olup olmadığının değerlendirme yetkisi istinaf mahkemelerine aittir.

                                         2-) Çocuk Mahkemelerinin görevsiz olduğu hususu başta olmak üzere, Sayın Başkanlıkça resen takdir edilen ve daha önce mahkemeye verdiğimiz istinaf dilekçemizde arz ettiğimiz sebepler ile İSTİNAF TALEBİMİZİN KABULÜ İLE KARARIN BOZULMASINI,

                                     3-) Topuk kanı tedbir kararlarının kamu yararı amacı ile verildiği iddia edildiğinden ve “5395 sayılı Kanunun 43/1 maddesinde, “Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının giderleri Devletçe ödenir.” şeklinde düzenleme yapıldığı, harç ve vekâlet ücretinin de yargılama giderlerinden olduğu, (HMK m.323/1-ğ) gerekçesi ile yargılama giderlerinin hazine üzerine bırakılmasını talep etmekteyiz. Tarih:

 

(Anne) ………………………                                                (Baba) …………………..

 

 

 

 

 

 

 

EK; 1- ) İlgili yüksek mahkeme kararları

2- ) https://www.iha.com.tr/mersin-haberleri/ikinci-kez-evlat-acisi-yasamamak-icin-topuk-kani-aldirmayinca-mahkeme-tedbir-karari-verdi-291590295

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ