Cumhuriyetle Güçlenen Kadın, Yaşamak İstiyor
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hayrettin Bulut makalesinde;
Aslında söze Ana ile başlamak istiyorum ,çünkü insanın ilk ogretmeni,ilk doktoru ve sevgi şevkat kaynağı annesidir.
Ana herşeydir büyütüp acabilirsiniz
Her yıl 8 Mart geldiğinde sadece bir günü değil, bir mücadeleyi hatırlarız. Bu tarih, yalnızca bir kutlama günü değil; emeğin, eşitliğin ve insan onurunun sembolüdür. Kadınların yüzyıllardır verdiği var olma mücadelesinin, hak arayışının ve özgürlük yürüyüşünün adıdır.
Türkiye’de kadınların toplumsal hayattaki güçlü varlığının en önemli dönüm noktalarından biri, hiç kuşkusuz Cumhuriyetin ilanıyla başlayan dönüşümdür. Kurtuluş sırasında cephede mermi taşıyan, tarlada üretimi sürdüren, evde çocuklarını büyütürken aynı zamanda ülkenin kaderine omuz veren kadınlar; Cumhuriyetle birlikte hak ettikleri saygın konuma doğru büyük bir adım atmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde gerçekleştirilen reformlar, kadınların yalnızca aile içinde değil toplumun her alanında var olmasının önünü açmıştır. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmış, kadınlar meslek sahibi olabilmiş, toplumsal hayatta görünür hale gelmiştir. 1934 yılında kadınlara tanınan seçme ve seçilme hakkı ise pek çok Avrupa ülkesinden bile önce gerçekleşmiş, Türk kadınının demokratik yaşamda söz sahibi olmasını sağlamıştır.
Ancak tarih bize şunu da gösteriyor: Kazanılan haklar, onları koruyacak toplumsal bilinçle anlam kazanır.
Kadın, toplumun vicdanıdır. Bir annenin eğittiği çocuk, yarının toplumunu şekillendirir. Bir öğretmenin dokunduğu hayat, bir neslin kaderini değiştirir. Aile içinde sevginin, sabrın ve dayanışmanın en güçlü taşıyıcılarından biri çoğu zaman kadındır. Bu nedenle kadına verilen değer aslında toplumun kendine verdiği değerdir.
Ne var ki bugün hâlâ içimizi yakan bir gerçekle karşı karşıyayız: Kadın cinayetleri.
Her kaybedilen kadın, yalnızca bir insanın değil; bir annenin, bir kız evladın, bir kardeşin, bir hayalin yok oluşudur. Bir kadının hayatının yarıda kesilmesi, aslında bir toplumun vicdanında açılan derin bir yaradır.
Hiçbir gerekçe, hiçbir öfke, hiçbir bahane bir kadının hayatından daha değerli değildir.
Kadınların korkmadan yaşayabildiği, sokakta yürürken tedirgin olmadığı, evinde güvende olduğu bir toplum hayal değil; olması gereken en temel insan hakkıdır. Çünkü kadın yaşarsa toplum yaşar. Kadın güçlü olursa gelecek güçlü olur.
8 Mart bize sadece geçmişte kazanılan hakları hatırlatmak için değil, aynı zamanda bugün sahip çıkmamız gereken değerleri hatırlatmak için vardır. Eğitimde, iş hayatında, ailede ve toplumda kadının eşit, saygın ve güvenli bir yaşam sürmesi hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bugün bir kez daha yüksek sesle söylemeliyiz:
Kadınlar ölmesin.
Kadınlar korkmasın.
Kadınlar özgürce yaşasın.
Çünkü bir toplumun gerçek uygarlık ölçüsü, kadınlarının ne kadar özgür ve güvende olduğuyla anlaşılır.
8 Mart’ta yalnızca çiçek vermek değil, zihniyet değiştirmek gerekir. Kadını hayatın merkezinde gören, eşitliği savunan, şiddeti reddeden bir toplum inşa etmek hepimizin görevidir.
Ve unutmayalımki :
Kadın yaşarsa, hayat var ,ve yaşam okadar yaşanır hale gelir.
Bir kadın gulumserse,dünya değişir haydi kadınlar ,ölmesin gülümsedim dünyamız değişsin.
“Rahmete gitmiş Annem ve tüm anaları rahmetle anıyor ,Dünya kadınlar gününü en içten sevgilerimle kutluyorum “
