Kutsal Topraklarda Tepki Çeken Görüntüler: “Bu Kalabalık İbadetin Ruhuna Uygun mu?”
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Sevgi Yıldız kaleminden;
Kutsal topraklarda gerçekleştirilen umre ve ziyaret ibadetlerinde kaydedilen bazı görüntüler, kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı. Mekke’de belirli bölgelerde kadın ve erkeklerin birbirine temas edecek şekilde, adeta üst üste yığılarak ibadet etmeye çalışması, “Bu nasıl bir ibadet anlayışı?” sorusunu beraberinde getirdi.
Birçok ülkede ibadet edilen camilerde kadınlar ve erkekler için ayrı alanlar, ayrı bölümler ve hatta ayrı odalar bulunurken; İslam dünyasının kalbi olarak kabul edilen kutsal topraklarda bu hassasiyetin yeterince gözetilmemesi dikkat çekiyor. Vatandaşlar, “Kendi ülkelerimizde mahremiyet bu kadar önemsenirken, en kutsal mekânlarda bunun göz ardı edilmesi büyük bir çelişkidir” sözleriyle tepkilerini dile getiriyor.
Görüntülerde, insanların ibadet etmek için birbirini adeta iterek, ezerek ilerlemeye çalıştığı görülüyor. Kadınların erkeklerin arasında sıkıştığı, nefes almakta zorlandığı ve mahremiyetin tamamen ortadan kalktığı anlar, ibadetin manevi huzurundan çok fiziksel bir mücadeleye dönüştüğünü ortaya koyuyor. Oysa ibadet, huşu içinde, saygı ve sükûnetle yapılması gereken bir görevdir. Bu şartlar altında gerçekleştirilen bir ibadetin ruhuna ne kadar uygun olduğu ise ciddi şekilde tartışılıyor.
Uzmanlar, bu tür yoğunlukların sadece manevi değil, aynı zamanda fiziksel riskler de taşıdığına dikkat çekiyor. Daha önce yaşanan izdiham faciaları hatırlatılarak, kontrolsüz kalabalıkların can güvenliği açısından da büyük tehlike oluşturduğu vurgulanıyor. Özellikle yaşlılar, çocuklar ve kadınlar için bu ortamların ciddi bir risk barındırdığı ifade ediliyor.
Tepkilerin odağında ise organizasyon ve düzen eksikliği bulunuyor. Vatandaşlar, “Bunca teknolojik imkâna rağmen, milyonlarca insanın geldiği kutsal mekânlarda neden hâlâ sağlıklı bir alan düzenlemesi yapılamıyor?” sorusunu yöneltiyor. Kadın ve erkeklerin daha düzenli alanlarda ibadet edebileceği sistemlerin kurulması, kalabalığın kontrollü şekilde yönlendirilmesi ve belirli saat dilimlerine göre giriş-çıkışların sınırlandırılması gerektiği dile getiriliyor.
İbadet için binlerce kilometre yol kat eden insanlar, kutsal topraklara huzur bulmak için geldiklerini ifade ediyor. Ancak karşılaştıkları manzara, birçok kişi için hayal kırıklığına dönüşüyor. “Biz buraya ruhumuzu arındırmaya geldik, birbirimizi itmeye değil” diyen ziyaretçiler, bu görüntülerin İslam’ın özündeki edep ve mahremiyet anlayışıyla bağdaşmadığını savunuyor.
Yaşananlar, kutsal mekânlarda ibadetin sadece sayı ile değil, düzen ve bilinçle yapılması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Manevi değeri en yüksek olan bu alanlarda, insanların birbirini ezdiği, kadın-erkek ayrımının tamamen ortadan kalktığı ve mahremiyetin yok sayıldığı sahnelerin yaşanması, hem dini hem de vicdani açıdan derin bir sorgulamayı zorunlu kılıyor.
Kamuoyunun beklentisi ise açık: Kutsal topraklarda ibadet, görüntülerdeki gibi bir karmaşaya değil; düzen, saygı ve huşuya yakışır bir şekilde gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde bu manzaralar, ibadetin anlamını zedeleyen ve Müslümanların vicdanında derin yaralar açan bir tablo olarak hafızalara kazınmaya devam edecektir.
