Sessiz Çöküş: Dünyayı Saran Felaket.
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elalmış, son makalesinde toplumsal çöküşlerin ani felaketlerle değil, uzun sürece yayılan sessiz bir çözülmeyle gerçekleştiğini savundu.
Çöküş “sessiz” başlar
Elalmış, dünya toplumları incelendiğinde büyük yıkımların gürültüyle başlamadığını belirterek, çöküş süreçlerinin adım adım ve fark edilmeden ilerlediğini ifade etti. Yazısında, toplumsal bozulmanın ilk olarak dil ve iletişim alanında ortaya çıktığını vurgulayan yazar, insanların konuşmak yerine bağırmayı tercih ettiğini, hakikatin yerini kişisel görüşlere bıraktığını kaydetti.
Sosyal medyanın kamusal tartışma alanı olmaktan çıkarak linç kültürüne zemin hazırladığını dile getiren Elalmış, görüşlerin algoritmalar tarafından şekillendirildiğini öne sürdü.
Vicdan ve empati zayıflıyor
Makalesinde toplumsal duyarlılığın giderek azaldığını ifade eden Elalmış, savaş, açlık ve şiddet gibi olayların sıradanlaştığını, insanların acılara kısa süreli tepki verip hızla gündem değiştirdiğini belirtti. Ölüm ve yoksulluğun istatistiklere indirgenmesinin merhamet duygusunu zayıflattığını savundu.
Yalnızlaşma ve bağların kopuşu
Yazar, kalabalıkların arttığı ancak insani bağların zayıfladığı bir döneme dikkat çekerek, aynı ev içinde yaşayan bireylerin dahi birbirine yabancılaştığını ifade etti. Dostlukların yüzeyselleştiğini ve gerçek iletişimin yerini çevrimiçi etkileşimin aldığını kaydetti.
Korku ve güvenlik vurgusu
Elalmış, toplumsal güvensizlik ortamının yönetim aracı hâline geldiğini ileri sürerek, bireylerin güvenlik kaygısıyla özgürlüklerinden vazgeçebildiğini belirtti. Gücün haklılığın önüne geçtiğini ve sessizliğin itaat olarak yorumlandığını dile getirdi.
Ekonomi ve ahlaki çözülme
Makalesinde ekonomik eşitsizliklere de değinen Elalmış, zengin ile yoksul arasındaki uçurumun derinleştiğini, orta sınıfın zayıfladığını ve emeğin değer kaybettiğini ifade etti. Bu sürecin ahlaki çözülmeyle paralel ilerlediğini savundu.
Bilgi kirliliğine de dikkat çeken yazar, uzman görüşleri ile temelsiz iddiaların aynı düzlemde değerlendirilmesinin toplumsal aklı zayıflattığını belirtti.
“Normalleşme” uyarısı
Yazısının sonunda en tehlikeli aşamanın “normalleşme” olduğunu vurgulayan Elalmış, adaletsizliklerin ve olumsuzlukların sıradanlaşmasının toplumsal teslimiyete yol açtığını ifade etti. Günlük hayatın olağan akışı sürerken değer kaybının fark edilmediğini belirten yazar, medeniyetlerin ilgisizlik ve küçük tavizlerle çöktüğünü savundu.
Elalmış, makalesini “İnsanlık yok edilmedi, yavaş yavaş vazgeçti” sözleriyle tamamladı.
İşte o yazı…
Sessiz Çöküş: Dünyayı Saran Felaket.
Dünya toplumları incelendiğinde, büyük çöküşlerin hiçbir zaman gürültüyle başlamadığını görürüz.
Ne sirenler çalar,ne gökyüzü yarılır,ne de insanlar bir sabah “bugün dünya çökecek” diye uyanır.
Çöküş sessiz gelir.Adım adım.Fark edilmeden.
İlk önce kelimeler tükenir.
İnsanlar konuşmayı bırakır, sadece bağırır. Dinlemek zahmetlidir artık. Herkes haklıdır ama hiç kimse diğerini anlamaya çalışmaz. Sosyal medya meydan olur, meydan linç alanına dönüşür. Hakikat yerini görüşe bırakır. Görüşler de algoritmalara teslim edilir.
Sonra vicdan yorgun düşer.
Bir çocuğun açlığına, kötü muameleye uğramış olmasına üç saniye bakılır, sonra ekran kaydırılır. Bir bombanın düştüğü şehir “uzakta” olduğu sürece sorun değildir. Ölüm istatistiğe dönüşür. İnsanlar rakam olur. Merhamet lüks sayılır.
Ardından yalnızlık yayılır.
Kalabalıklar artar ama bağlar kopar. Aynı evde yaşayanlar birbirine yabancı olur. Herkes meşguldür, kimse yakın değildir. Dostluklar çevrimiçi, ilişkiler yüzeyseldir. İnsan, insanı anlamayı unutur.
Sonra korku yönetimi başlar.
Güvensizlik pazarlanır. Tehditler çoğaltılır. İnsanlar özgürlüklerinden vazgeçmeyi güvenlik sanır. Güç, haklılığın yerine geçer. Sessizlik itaat sayılır.
Ekonomi çökerken ahlak da çöker.
Zengin daha zengin olur. Fakir hayatta kalmaya çalışır. Orta sınıf buharlaşır. Emek değersizleşir. İnsanlar ideallerini değil faturalarını düşünür. Hayaller ertelenir, hayat zorlaşır, bilgi kirlenir…
Gerçek ile yalan aynı cümlede yürür. Uzman ile şarlatan eşitlenir. Bilim şüpheli, cehalet cesur görünür. Komplo teorileri akıllarda hızla yayılır.
Ve en tehlikelisi gelir:
Normalleşme.
İnsanlar karanlığa alışır.
Savaş haberleri arka plan gürültüsüne dönüşür. Adaletsizlik sıradanlaşır. Yolsuzluk kanıksanır. “Böyle gelmiş böyle gider” cümlesi kolektif teslimiyet olur.
Artık çöküş tamamlanmıştır.
Ama kimse fark etmez.
Çünkü hâlâ alışveriş merkezleri açıktır.Hâlâ diziler yayınlanır.Hâlâ insanlar kahve paylaşımı yapar.
Medeniyetler işte böyle ölür.
Depremlerle değil.Salgınlarla değil.Savaşlarla bile değil…
İlgisizlikle ölür.
Küçük tavizlerle.Sessiz kabullenişlerle.“Ben ne yapabilirim ki” cümlesiyle.
Ve tarih bir kez daha şunu yazar:
İnsanlık yok edilmedi.Yavaş yavaş vazgeçti…

Nasıl bir zamana denk geldik , demek işin en kolayı, kalbimiiz taşlaşarak kendini korumaya almak zorunda kaldı, ürkütücü bir şekilde susuyoruz , sadece kendi yankımızı duyuyoruz, temas yok, gürültü yok toplum yok
Canım Fatmacığım okurken ürktüm gerceğimizden, tokat yiyoruz ama, sesimiz çıkmıyor