21. Yüzyılın İlk Çeyreğinde Küresel Cinnet: Malign Narsisizm İktidar Sahnesinde
Gazeteci: Esma Müjgan Çelikkol
Prof. Dr. Ahmet Saltık, 21. yüzyılın ilk çeyreğini kapatırken insanlığın içine sürüklendiği siyasal ve toplumsal tabloyu, tıp, hukuk ve siyaset bilimi perspektiflerini buluşturan çarpıcı bir analizle ele aldı. Saltık’ın 15 Ocak 2026 tarihinde kaleme aldığı yazı, yalnızca bir akademik değerlendirme değil; aynı zamanda insanlığın içine yuvarlandığı “küresel cinnet hâli”ne dair güçlü bir teşhistir.
Saltık, Erich Fromm’un kavramsallaştırmasıyla “Malign Narsisizm”i (habis özsevicilik), günümüz küresel iktidar ilişkilerinin merkezine yerleştiriyor. Yazıda, ABD eski Başkanı Donald Trump’ın uluslararası hukuku ve barışı hiçe sayarak Venezuela’da egemen bir devlet başkanını adeta “paketleyip götüren” yaklaşımı, nekrofil yani ölüm ve yıkım seviciliğiyle tanımlanıyor. Bu tutum, insanlığın karşı karşıya kaldığı en ağır psikopatolojik siyasal davranış biçimi olarak nitelendiriliyor.
Türkiye Fotoğrafı: Yoksullaştırma, Biat ve Akıl Felci
Saltık’ın analizinin Türkiye ayağı ise en az küresel tablo kadar sarsıcı. Carl Jung’un kitle psikolojisi yaklaşımından hareketle, AKP iktidarının sistematik ve acımasız bir yoksullaştırma politikasıyla halkın yalnızca refahını değil, yaşam hakkını dahi tehdit eder hâle geldiği vurgulanıyor. Karizmatik liderlik, büyü ve biat kültürüyle desteklenen bu siyasal düzenin, kitlelerin ussal (akılcı) karar verme yetisini felce uğrattığı ifade ediliyor.
Teşhis son derece net:
Halkın aklı felce uğratıldı.
Narsist liderler, bastırılmış öfke ve hırslarını politik yakıta dönüştürerek saldırgan bir güç üretmekte; öyle ki 3. Dünya Savaşı’nı dahi göze alabilmektedir. Devletler hukuku ve uluslararası hukuk ise bu açık haydutluk karşısında işlevsiz ve felç olmuş durumdadır. İnsanlık bugün, vicdanın ve muhakemenin demokratikleşmesi sorunuyla boğuşmaktadır.
Üç Disiplinden Tek Teşhis
Prof. Saltık yazısında çözüm arayışını üç temel bakış açısıyla ele alıyor:
1. Hekim Gözüyle:
Patolojik liderler, toplumda kitlesel bir “uyarılmış psikoz” yaratır. Çözüm, kitlelerin bu hipnoz hâlinden çıkarılması ve rasyonel muhakeme yetisinin geri kazandırılmasıdır. Bu görev, örgütlü siyasal muhalefetin öncelikli ve hayati sorumluluğudur. Ne var ki bugün örgütlenme, sistematik biçimde engellenmektedir.
2. Hukukçu Gözüyle:
Sorumluluk ve hesap verebilirlik, en tepedeki siyasal irade için mutlak olmalıdır. Hukuk, narsistin keyfiliğini sınırlayan tek barajdır. Ancak mevcut tabloda hukuk sistemi, bu gücün elinde bir oyuncak hâline gelmiş; bumerang etkisiyle toplumu vurmaktadır.
3. Siyaset Bilimci Gözüyle:
Liyakatin yerini sadakatin, aklın yerini dogmanın alması, narsisizmin en büyük besin kaynağıdır. AKP’li bir vekilin “utanmıyoruz” ifadesi, bu çürümenin tipik ve yüz kızartıcı örneği olarak kayda geçmiştir. Ekonomi ise “nas” anlayışıyla uçuruma sürüklenmiştir.
Kurtuluş Reçetesi: Sandık Yetmez
Saltık, yazısını güçlü ve net bir sonuçla bağlıyor:
Kurtuluş yalnızca sandık değildir.
Bilimin rehberliğinde, hukukun üstünlüğüne dayalı, laik ve ussal bir toplumsal düzenin inşası zorunludur. Eğitim ise sorgulamayı, eleştirel düşünceyi ve en önemlisi empatiyi esas almalıdır. Aksi hâlde bir narsist gider, diğeri gelir.
Gazze’de yaşanan insanlık suçu, Venezuela’daki ABD haydutluğu ve İran’daki çağdışı molla rejimi bu habis döngünün ibretlik örnekleridir. Türkiye’nin bu cehennemden “tek adam rejimi” ile çıkması mümkün değildir. Devlet aklı kurumsal olmasa bile işletilmeli; TBMM zemininde, ülke-ulus bütünlüğü temelinde tüm partiler iş birliği içinde seferber olmalıdır. Durum, göründüğünden çok daha kritiktir.
Dört Yıl Önceden Gelen Uyarı
Bu yazıyı okurken, dört yıl önce kaleme aldığım “Hâlâ O Parti Bu Parti!” başlıklı yazımı yeniden hatırlatmak isterim. O gün de vurgulamıştım: Muhalefetin birleşmesi gerekiyordu. Altılı Masa deneyimini yaşadık ve ağır bir hayal kırıklığıyla karşılaştık.
Bugün artık “kim suçlu?” sorusuyla zaman kaybetme lüksümüz yok. Asıl suç, bugün iktidardan kurtulma mücadelesi verenlere el uzatmayanlardadır. Muhalefet, tüm ayrıcalıklarını ve ideolojik bagajlarını bir kenara bırakarak birleşmek zorundadır. Öncelik hayatta kalmaktır.
Aksi hâlde, kurtarılacak bir ülke kalmayacaktır.
Esma Müjgan Çelikkol
16.01.2022 – 2026 değerlendirmesi
