Gıda Teröristleri ve Plastik Tabak Dönemi
Bursa Vatan Medya Gurubu Köşe Yazarı Saye Yılmaz kaleme aldığı makalede; 2026’ya girdik. Kimse “hoş geldin” demedi ama gıda fiyatları bizi kapıda tokatladı.
Resmî rakamlar ne diyor? Yüzde 20–42 bandında artış.
Sokak ne diyor? “Aynı paraya daha az, daha kötü, daha şüpheli.”
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Fiyat artınca ne olur?
Kalite düşer.
Kalite düşünce ne olur?
Hile başlar.
Hile başlayınca da ortaya yeni bir meslek çıkar: gıda teröristliği.
Eskiden sahte rakı vardı, şimdi sahte her şey var.
Zeytinyağı desen motor yağıyla akraba.
Peynir desen plastikle kuzen.
Sucuk desen et görmemiş ama etiket çok ikna edici.
Bir tost düşün. 80 liraya yiyorsun.
Ekmek “ekmek” değil, daha çok sünger.
Kaşar “kaşar” değil, eriyen bir kimyasal deney.
Sucuk?
O otomobil iç lastiğiyle aynı fabrikadan çıkmış olabilir, şaşırmam.
Bu bir abartı mı? Keşke.
Bugün piyasada 3 boyutlu plastikten türeyen gıda katkı maddeleri dolaşıyor.
Adını bilmediğimiz, okuyamadığımız, okusak da anlamadığımız maddeler.
E kodları artık vitamin değil, bilmece.
İşin acı tarafı şu:
Orijinal ürün yüzde 35 azalıyor.
Sahte olan yüzde 25 zamlanıyor.
Yani hem daha pahalı, hem daha kötü, hem daha tehlikeli.
Bu bir ekonomi meselesi değil artık.
Bu doğrudan sağlık meselesi.
Çocuklarımıza ne yediriyoruz?
Sabah okula giden çocuğun beslenme çantasında gıda mı var, plastik mi?
Biz “doyduk” sanıyoruz ama aslında yavaş yavaş zehirleniyoruz.
Ve sonra şaşırıyoruz:
Neden mide sorunları arttı?
Neden bağışıklık çöktü?
Neden herkes yorgun, halsiz, bitkin?
Çünkü soframız laboratuvara döndü.
Burada kim suçlu?
Sadece merdiven altı üretici mi? Hayır.
Denetlemeyen, görmezden gelen, “nasıl olsa tüketiliyor” diyen herkes bu zincirin parçası.
Ucuz gıda diye bir şey yok.
Ucuzsa bedelini ya sağlığınla, ya geleceğinle ödüyorsun.
Bu yüzden mesele “bugün ne yedim” değil,
yarın nasıl bir ülkede yaşayacağız meselesi.
Gıda teröristleri bomba kullanmaz.
Etiket kullanır.
Ambalaj kullanır.
“Doğal”, “köy ürünü”, “anne eli değmiş” yazar.
Ve biz inanırız.
Artık uyanma zamanı.
Çünkü bu iş böyle giderse sofrada tabak kalacak,
içinde gıda değil, plastik olacak.
Ve biz hâlâ “afiyet olsun” diyeceğiz.
