“Venezuela Aynasındaki Türkiye: Uluslararası Hukuk Çöküyor”
Bursa Vatan Medya Grubu – Köşe Yazarı Hasan Kaya
2026 yılına barış, mutluluk ve huzur dilekleriyle girdik. Ancak ABD’nin Venezuela’ya yönelik hukuk dışı askeri müdahalesi, bu umutları daha ilk günden boşa çıkardı. Dünya, egemen devletlerin egemen liderlerini sınırları dışında yakalama ve tutuklama gibi tarihte nadiren görülen bir eyleme tanıklık ediyor.
ABD güçleri, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’i ülkedeki konutundan ele geçirerek New York’a götürdü. Çift, Manhattan federal mahkemesinde “narco-terörizm” ve uyuşturucu ticareti suçlamalarıyla hâkim karşısına çıktı. Maduro ve Flores suçlamaları reddetmesine rağmen, ABD onları gözaltına alarak Южные savunma ağırlıklı bir tutuklama merkezine sevk etti.
ABD Başkanı Donald Trump, operasyon sonrası yaptığı açıklamalarda, Venezuela’yı “belirli bir süre biz yöneteceğiz” ifadelerini kullanarak, operasyonun amacının sadece hukuki işlem değil, fiilen ülke yönetimi üzerinde kontrol sağlamak olduğunu belirtti.
[11:26, 07.01.2026] Yapay Zeka: Uluslararası toplumdan gelen tepkiler sert oldu. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, bu askeri müdahaleyi uluslararası hukukun ihlali ve egemenlik hakkına saldırı olarak nitelendirdi. BM sözcüsü, bu tür tek taraflı eylemlerin dünya güvenliğini tehlikeye attığını ve Venezuela halkının kaderini kendi seçimiyle belirlemesi gerektiğini vurguladı.
Bu olay sadece Venezuela’nın değil, uluslararası hukuk düzeninin de çivisinin çıktığını gösteren ağır bir testtir. Devlet başkanlarının yatak odalarından çekilip başka bir ülkede yargı önüne çıkarılması, modern devletler hukukunda benzeri az görülen bir eşiğe işaret ediyor.
Venezuela aynasında Türkiye’ye bakıldığında da görülen manzara, güçlerin hukuk yerine çıkarlar doğrultusunda hareket ettiği bir dünya düzenidir. Hukuk dışı müdahaleler, ulusların bağımsızlığına saygı gösterilmemesi, güçlü olanın zayıfın üzerinde baskı kurabileceği bir uluslararası ortam; bunun yansımaları tüm dünyada, sadece Latin Amerika’da değil, her coğrafyada hissedilecektir. Uluslararası hukukun bu tür ihlallerle karşı karşıya kaldığı bir dönemde, egemenlik ve hak mücadelesi daha da önemli bir konu haline geliyor. [1]
Hasan Kaya – Bursa Vatan Medya Grubu
Venezuela Aynasındaki Türkiye
2026 yılına barış, mutluluk ve huzur dilekleriyle girdik. Ancak ABD’nin Venezuela’ya yaptığı hukuk dışı emperyalist müdahale bu umutları daha ilk günden yok etti.
Çivisi çıkmış günümüz dünya düzeninde, orman kanununun hüküm sürdüğü bir çağda barış, mutluluk ve huzur gibi böylesi güzel temennilerin yalnızca birer iyi dilek olarak kalacağını acı bir şekilde gördük ve tecrübe hanemize yazdık.
ABD güçleri elini kolunu sallayarak destursuz olarak girdikleri Venezuela’da Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşini yatak odasından kaldırıp, kelepçeli şekilde dünyanın gözlerine sokarcasına canlı yayın eşliğinde New York’a götürdü. Maduro ve eşini zincire vurup tüm dünyaya teşhir etti. Yetmedi, ABD Başkanı Donald Trump “Ülkeyi bir süre biz yöneteceğiz” açıklamasını yaptı.
Seçim sistemini adaletli bulmadığı için seçilmiş devlet başkanını meşru görmeyen, demokrasi, hak hukuk diye nutuklar atan Venezuela halkının muhalif kesimi, kendilerini yönetmesi için bir seçim yapmadıkları ve tercihlerini Trump yönünde kullanmadıkları halde Trump’ın bu sözlerine nasıl tepki verecek? Kendilerini yönetmesine izin mi verecekler? Yoksa direnecekler mi, kabul mü edecekler? Veya kendileri de yönetime talip olduklarını açıklayıp ABD’ye bağlılıklarını mı bildirecekler…
Güney Amerika’nın kuzey ucunda, Türkiye’den biraz daha geniş topraklara yayılmış ama nüfusu otuz milyon civarında seyreden Venezuela, petrol kuyularının derinliğiyle uzun yıllardır enerji siyasetinde ağırlık koyan bir ülke.
Dünün otobüs şoförü, sendika kürsülerinin gür sesi olan Nicolás Maduro, Bolivarcı sosyalizmin güncel temsilcisi olarak 2013’te yüzde 50,6 oyla başkanlık koltuğuna oturdu. 2018’de yüzde 67,9 ile iktidarını pekiştirdi. 2023’te ise muhalefetin boykot ettiği seçimlerde yüzde 82,7 ile gücünü korudu.
Maduro’nun seçim başarıları ve halkın iradesi, ABD’nin müdahalesiyle askıya alındı. Uzun lafın kısası, milli birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmediğinden topraklarının zenginliğini halkına refah olarak yansıtamayan Venezuela, kendi yağıyla kavrulmaya çalışan bir ülke gibiydi. Halkı açlık ile yokluk arasında yaşamını sürdürürken, en azından kendi seçtiği kişiler tarafından yönetilmenin iradesini ve bağımsızlığını korumaya çalışıyordu.
2026’nın başında yaşanan gelişmeler, geçmişten ve bugünden ibret alınmazsa tarihin tekerrür edeceğini bir kez daha hatırlattı.
Yüzyıllar önce Amerika kıtasının yerli halkı Kızıldereliler öz yurtlarından uzun bacaklı, soluk benizli beyazlarca nasıl çıkarılmışlarsa bugün de Güney Amerika’nın kuzey ucundaki Venezuela halkı da farklı bir işgal versiyonuyla akrabaları Kızıldereliler ile aynı kaderi yaşıyor.
Bizim kuşağımız fonlanan basın yayın ile basılmış çizgi romanlarda Kızılderilileri okudu ve Kızıldereliler cahil ve vahşiler olarak öğretildi. Z kuşağı ise bu hikâyeyi canlı ve kanlı bir şekilde izliyor. Çizgi roman sayfalarında tanıdığımız Kızılderililer, bugün ekranlarda Venezuela halkının yüzünde yeniden beliriyor.
Aslında senaryo karmaşık gibi dursa da Ortadoğu’daki, Balkanlardaki, Kafkaslardaki senaryo ile birebir aynı…
İşgalci emperyalistler, yerli işbirlikçiler, demokrasi getirmek vadiyle işgal edilen ülkeler, ülkelerin yağmalanan zenginlikleri… Boynu bükük, yuvasız, anasız babasız çocuklar… Harap edilmiş yerler yurtlar…
Hafızalara kazınmış görüntüler…
Afganistan’ın işgali sona erdikten sonra çekilen işgalcilerle birlikte ABD’ye gidebilmek için Kabil Havaalanına doluşan ama uçağa alınmayan yerli işbirlikçiler… Suriye’deki terör taşeronlarının, ABD Suriye’den gitmesin diye yaktığı ağıtlar… hep kulaklarda.
Unutmamak için hatırlamak ve kıyaslama yapmak içinde aynaya bakmak gerekiyor; çünkü tarih tekerrür etmesin diye yaşananları unutmamak, ibret almak, dersler çıkarmak ve tedbir almak şart.
Her nedense bu satırları yazarken zihnimde spot ışığı gibi: 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı sırasında Jön Türkler ’in, İstanbul’a yeni gelen İngiliz Büyükelçisi Gerard Lowther’in arabasının atlarını söküp kendi kollarıyla çekenlerin resmi netleşiyor…
Venezuela’nın petrol kuyuları, aslında bizim hafıza kuyularımızı hatırlatıyor. Onların zenginliği enerji üzerinden baskıya dönüşürken, bizde hafıza ve tarih üzerinden baskılar yaşandı.
Bir sabah tankların gölgesinde uyanan Türkiye halkı, kendi seçtiği iradenin nasıl askıya alındığını, düzmece köpek ve bebek suçlaması davalarla başbakan ve bakanların darağacında nasıl idam edildiğini, Müslüm-Fadime tiyatrosu ve laiklik nutukları ile demokrasiye nasıl balans ayarı yapılmaya çalışıldığını defalarca gördü.
Bugün Venezuela halkı aynı şaşkınlığı yaşıyor. Z kuşağı, Venezuela’daki müdahaleyi sosyal medya ve ekranlarında izlerken aslında kendi geleceğinin ipuçlarını da görüyor. Çünkü küresel güçlerin alışkanlıkları, vahşilikleri kıtalar arası yolculuk yapıyor; dün Latin Amerika’da, bugün Ortadoğu’da, yarın başka bir yerde… Venezuela aynasında gördüğümüz, aslında kendi yüzümüz.
Petrol kuyuları Venezuela için bir nimet gibi görünür. Ancak bu zenginlik, kötü yönetim ve dış baskılarla birlikte bir çıkmaz hâline gelmiştir. Petrol kuyuları Venezuela’ya nimet gibi sunuldu; fakat her damla halkın refahına değil, yeni bir gerilime dönüştü.
Türkiye’de ise hafıza kuyuları benzer bir işlev görür. Toplumun geçmişinde biriken darbeler, kültürel yozlaşmalar ve terör saldırıları bu kuyulara atılan taşlar gibidir. Her taş, hafızanın derinliğinde yeni bir kırılma yaratır.
Sonuçta Venezuela’nın petrol kuyuları ile Türkiye’nin hafıza kuyuları yan yana geldiğinde, iki ülkenin kader çizgileri arasında dikkat çekici paralellikler belirir. Aynalar yalnızca karşıdakini değil, bakana da kendi yüzünü ve gerçeğini gösterir.
Böylesi zamanlarda aynaya dikkatli bakmak gerekir ki; kıyıda köşede ABD’ye yerli işbirlikçi olmak için selektör yapan gayretkeşler ile vatan millet bayrak nutukları atıp ABD’de çifte vatandaşlık için dümen çevirenler gözünden kaçmasın.
Seçim öncesi ABD’ye gidip döner yemek için arabadan indiğinde yolunu şaşırıp saatlerce ortadan kaybolanlarda unutulmasın.
Bugünkü yaşananlar toplum hafızasına net olarak kazınmalı ki, yarın birileri yaptıklarını unutup/unutturup sonrada hiçbir şey olmamış gibi dönüp İngiliz Büyükelçinin arabasını çeken Jön Türkler gibi vatan, millet, bayrak kavramlarıyla millete ders vermeye kalkmasın…
