TEKNOLOJİ 

Tarihin Derinlerine Saklandım…

Sosyal Medyada Paylaş

Eğitimci Yazar Zeki Baştürk’ün kaleminden; “İki yüz yıllık bir ev. Hasan Eşref Efendi Konağı denilen bu ev on odalı ve iki sofalı. Yetmişli yıllara dek barındırmış aileleri. Ailenin İstanbul’a göç etmesinden sonra müze haline getirilmiş. Geleneklerimizi yaşatmak, kuşaktan kuşağa uzanan yaşanmışlıkları anımsamak ve anıları canlı tutmak için. Adına da Bursa Yaşam Kültürü Müzesi denmiş. Sosyal ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapması için yeniden düzenlenmiş.

Bahçe kapısından içeri girdiğinizde geniş bir bahçe ve görkemli bir yapı ile karşılaşıyoruz. Uzun uzun binanın dış görünüşünü ve mimarisini inceledikten sonra merakla içeri giriyoruz. Girişte solda danışma, sağda bekleme salonu var. Güleç yüzlü görevliler karşılıyor. Enise Şağbaner adlı görevli rehberimizle müzeyi gezmek için eyleme geçiyoruz.

Geleneklerimizi yaşamaya başlıyoruz. Ayakkabılarımızı çıkarıp terliklerimizi giyiyor ve tahta merdivenleri aşarak bir üst kata çıkıyoruz.

Geniş bir sofa. Yerler halı döşeli. Kenarlarda koltuklar . Tavanda görkemli bir avize. Dört bir yana açılan kapılar. Her bir odanın işlevi ayrı. Mutfaktan başlıyoruz. Odun ateşinde pişen yemeklerin servis yapıldığı kalaylı bakır kaplar. Duvarda her amaca hizmet edecek sahanlar, tencereler, tahta kaşıklar, kepçeler… İki konuk odası. Birinde erkeklerin diğerinde kadınların ağırlandığı odalar. Buralarda konuklara soğuk şerbet ve lokum ikram edilirmiş.

Bu güzellikleri doyasıya gözlemleyerek ikinci kata çıkıyoruz. Yine bir sofa. Bu kez bir sanat şölenine eşlik etmek için toplantı salonu haline getirilmiş. Dekoru bozmayacak biçimde sandalyeler konulmuş. Etkinlik başlayana dek biz gezmeyi sürdürüyoruz. Daha ilginç kültürlerle karşılaşıyoruz. Odanın biri sünnet odası olarak düzenlenmiş. Sünnet çocuğunun yatağı, giysileri ile ilgili eşyalar. Bir başka oda gelin odası. Kayınvalide odası ile evin beyine ait odalar ayrı ayrı donatılmış. Hamam odası ise ayrı bir dünya. Kurnası , tası, tarağı, takunyası ve havlularının yanında bir de dinlenmek üzere düzenlenmiş bir kanape. Her şeyi en ince ayrıntısıyla düşünülmüş ve tasarlanmış. Geleneklerimizi, kültürümüzü yansıtan fotoğraflar, bilgiler de var. Gezek kültürü, bayram eğlenceleri, mutfak kültürü, ikramlar, hamam vb. her şey var.

Tarih kokan bu ortamda yapıldı etkinlik. Her onbeş günde yinelenen BİR KUPLE ŞİİR BİR KUPLE NAĞME adlı etkinlik, saz ve ses sanatçılarının seslendirdiği ‘’Safalar getirdiniz, safa geldiniz dostlar’’ şarkısıyla başladı. ‘’Zamana adadığım sözlerim var’’ dedi bir yorumcu. ‘’Başım gözüm üstüne ‘’diye yanıtladı öbür yorumcu. Biri ‘’ Kimi Sevsem Sensin’’ diye başladı şiirine, öbürü ‘’Şarkılar kal diyor , dudakların git’’ diye karşılık veriyor. ‘’Ben seni her şeyden çok sevdim’’ diyene ; ‘’ Bir yağmuru sevmiştim bir de gözlerini ‘’ diyor bir başka yorumcu. ‘’Özledim’’ diyene ‘’Kaç takvim yaprağı kopardınız?’’ diye soruyor sunucu.

Sevgi, ayrılık, hüzün, özlem, mutluluk temaları işleyen şiirlere doğadan esintiler eşlik ediyor. Yağmur, ağaç, çiçek temalı şiirlerin yanında yaşamın kendisi olan sosyal içerikli şiirler de yorumlanıyor. Her bir yorumcu, üstün özgüveniyle duygularını katarak yorumluyor şiirini. Şiirlere fon müziği yapan, ses sanatçılarına eşlik eden kemanın sesi yüreklerimizin ta derinliklerine işliyor. Gönül tellerimizi titretiyor.

Kadife sesli ses sanatçıları ise okudukları şarkılarla ayrı bir renk katıyor etkinliğe. Şiir ve müzik birleşiyor, bir görsel şölene dönüşüyor. Bu yılı , sanat şöleniyle, keyifle, zevkle bitirdik. Aynı istek ve mutlulukla, aynı güzellikte yeniyıla girmeyi diliyorum.

Emeklerinize, yüreklerinize sağlık sanatçı dostlar.”









Diğer Haberler

Yorum Yaz

shares