TEKNOLOJİ 

Soykırım Masalı İle Dünyayı Kandırdınız!

Sosyal Medyada Paylaş

SOYKIRIM YALANI VE TÜRKİYE GERÇEĞİ

Soykırım hukuki bir terimdir. Yani bir olayın soykırım olup olmadığı konusu, gerçekleşen olayın belli hukuki formlara uygun olmasıyla ilgilidir.  Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen tanımla soykırım: “Irk, canlı türü, siyasal görüş, din, sosyal durum ya da başka herhangi bir ayırıcı özellikleri ile diğerlerinden ayırt edilebilen bir topluluk veya toplulukların bireylerinin, yok edicilerin çıkarları doğrultusunda, bir plan çerçevesinde ve özel bir kastla yok edilmesi dir.”

Bu tanımla baktığımızda Osmanlı Devleti’nin Ermeni tebaya karşı uyguladığı tehcir kararının soykırım olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü tehcir sürecinde pek çok kanlı olay yaşansa da, pek çok Ermeni vatandaş hayatını kaybetse de bunlar, bir kavmi topluca yok etmek amacına dönük, devlet destekli, planlı eylemler değildir. Ayrıca tehcire yol açan eylemlerin emperyal devletlerin kışkırtmasıyla Ermenilerce başlatıldığı da belgelidir.

Bu konu hakkında, Türkiye’den çok yabancı devletlerin arşivlerinde binlerce sayfalık belge vardır. Türkiye her seferinde “Arşivleri açalım, bu konuda bilim adamları karar versin.” anlamında açıklamalarla savunma konumunda yer almaktadır. Buna ek olarak ileri sürdüğümüz bir diğer mekanizma da sömürgeci ülkelere;”Siz kendi kanlı tarihinize bakın!” diye cevap vermektir.
Söz konusu bu bilgi ve belgelerden sızanlar da Türkiye’nin haklılığını göstermektedir. Böyledir de amaç gerçeğin ortaya çıkması değil, Türkiye’nin kafasının üstünde sopa sallamak olduğu için, kimse arşivleri incelemeye yanaşmamaktadır.

Durum budur da neden dünyadaki pek çok ülke 1915 olaylarını inatla siyasi alana taşımakta, meclislerinde “soykırım”olarak tanımakta ısrar etmektedir? Buna; ”Türkiye Müslüman ülkedir, büyük ülkedir, bizi çekemiyorlar.” türünden alışılagelmiş cevaplar verilebilir. Ancak bunlar, gerçeği görmemizi engellemekten öte bir işe yaramaz. Çok uzağa gitmeye gerek yok. ABD başta olmak üzere hemen tüm Avrupa ülkelerinin tarihi, kanla yazılmış sayfalarla dolu. İsrail halen katliamlara devam ediyor. Çin’in Doğu Türkistan halkına uyguladığı zulümler, kıyımlar, artarak sürmekte. Daha dün veliaht Selman’ın talimatıyla Suudi Arabistan İstanbul konsolosluğunda bir gazeteci yok edildi.

Bunlarla ilgili o insan hakları meraklısı, Türkiye’yi mahkum edici ülkelerin mahkemelerinden, parlamentolarından çıkmış bir aleyhte karar var mı? Elbette ki yok. Ve üstelik bu devletlerin başkanları, başbakanları, katillerle el ele sırıtarak poz vermekten geri durmadılar. “Peki ama neden?” sorusunun cevabı, nutuklarda, yağcı gazetelerin sayfalarında değil de gerçekten büyük ülke olmakta yatar. İsrail toprağı küçük, nüfusu az bir ülkedir; ama kuyruğu uzundur, dünya sermayesine hakimdir. Nikleer silahı vardır. Bu yüzden üzülerek söylemeliyim ki büyük ülkedir. Bu yüzden yediği her halt meşru görülür. Suudi Arabistan, toprağı büyük, nüfusu az ama petrol, parası çok bir ülkedir. Bu yüzden büyüktür. Bu yüzdendir ki dünya liderleri, katil veliahtının yanında, ağızları kulaklarında poz verirler.  Çin, hem toprak hem nüfus hem de üretim gücü olarak bir dünya devidir. Bu yüzden iktidar bile ‘kredi alırım’ umuduyla bu devletin Uygurlara yaptığı insanlık dışı uygulamalara susmaktadır.

TÜRKİYE GERÇEĞİDİR, BÜTÜN BUNLARIN NEDENİ

Türkiye toprak olarak, nüfus olarak, konum olarak gerçekten de hiçbir dünya devletinin görmezden gelemeyeceği kadar büyüktür. Büyüktür de sesi gür, sözü güdük, sarayı, uçağı, arabası, koltuğu büyük; ama ufku küçük yöneticileri nedeniyle küçültülmüş, küçük düşürülmüştür.  Nüfusumuz, muhtaç vatandaşlar çoğunluğudur. Krediler, kredi kartlarıyla, gelecek on yılları bile ipoteklidir. Bu yüzden susmak zorundadır. Devlet daha zor durumdadır. Vatandaş A bankasından çekip B bankasındaki borcunu ödemeye çalışırken devlet de borcu ödemek için borç dilenmektedir.
Türkiye 1980’lerden başlayarak sürdürülen bilinçli bir politikayla artık üretmeyen bir ülkedir.

Kendini doyurmaktan öte, hayvanlarını doyurmak için bile dışarıya el açan bir devlet konumundadır. Bu yüzdendir ki daha önce, pek çok Avrupa ülkesinin sözde soykırımı tanıma kararlarına karşı hiçbir etkili tavır konulamadı. Boykot tehditlerimizi kimse ciddiye almadı. Bu yüzdendir ki bizi yönetenler bolca gürleseler de bir türlü yağamazlar. Bu yüzdendir ki ayakta kalmak, koltuğu korumak için, seçmenlerini elde tutmak için, durmadan yeni düşman yaratmak ve ona parmak sallamak zorundadırlar.  Eğer gerçekten dünya bizi ciddiye alsın diyorsak yapmamız gereken ilk iş yeniden bir üretim seferberliği başlatmaktır. İsrafı terk etmek, itibarı süste, gösterişte değil üretimde aramaktır. Bunları yapmadıkça bolca esip gürlemekten, yoksul vatandaşın gazını alıp güncel rahatlama sağlamaktan öte hiçbirşey yapamayız. Yerimizde sayarken, hatta geri giderken bile yoruluruz.

MEHMET MAHMUT YILDIZ-ŞAHLANIŞ HAREKETİ GENEL BAŞKANI









Diğer Haberler

Yorum Yaz

shares