MUTLULUK, ZAMAN KARANLIĞINDA SÖNMEZ BİR DAMLA IŞIK OLABİLMEKTİR.

  • 05 Ekim 2026
MUTLULUK, ZAMAN KARANLIĞINDA SÖNMEZ BİR DAMLA IŞIK OLABİLMEKTİR.

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Mutluluk nedir?
Çoğu zaman onu büyük sevinçlerde, kalabalık sofralarda, güzel haberlerde, uzun tatillerde, cebimize giren parada ya da yüzümüzde beliren bir gülümsemede ararız. Oysa mutluluk, yalnızca güneşli günlerin armağanı değildir. Asıl mutluluk, gökyüzünün karardığı, yolların sisle kaplandığı, insanın kendisiyle baş başa kaldığı zamanlarda ortaya çıkar. Çünkü karanlıkta herkes ışığa gereksinim duyar. Belki de mutluluk, karanlığın hiç olmaması değil; karanlığın içinde küçücük de olsa bir ışık olabilmektir.

“Mutluluk, zaman karanlığında sönmez bir damla ışık olabilmektir.”
Ne güzel bir söz…
Bir damla ışık düşünün. Koca bir karanlığın içinde küçücük… Belki bir yıldız kadar uzakta, belki bir mum alevi kadar yakın. Karanlığı bütünüyle yok edemez. Ama karanlığın mutlak olmadığını gösterir. “Burada hâlâ umut var.” der.

İşte insan da böyle olmalı.
Yaşam her zaman istediğimiz gibi gitmez. Bazen hastalıklar çıkar karşımıza, bazen ayrılıklar, bazen kayıplar… Dost bildiklerimiz uzaklaşır, güvendiğimiz insanlar bizi şaşırtır. Emek veririz, karşılığını alamayız. Söylediğimiz sözler anlaşılmaz, yaptığımız iyilikler unutulur. Bazen de hiçbir sebep yokken içimiz kararır. İşte yaşamın bütün gizi de burada başlar.

Karanlıkta ışık olmak…
Bir dosta telefon etmek olabilir bu. “Nasılsın?” diye sormak… Bir öğrencinin yıllar sonra öğretmenini anımsaması olabilir. Bir çocuğun başını okşamak, yaşlı bir insanın elini tutmak, kırgın olduğumuz birinin gönlünü almak, yalnız bir insanın yanında birkaç dakika oturmak olabilir.

Bazen bir gülümsemedir mutluluk. Bazen içten söylenmiş bir “Geçmiş olsun…” Bazen “Ben yanındayım.” diyebilmektir. Bazen de hiçbir şey söylemeden bir insanın acısına ortak olmaktır.
İnsan, başkasının karanlığına bir damla ışık bırakabildiğinde kendi karanlığını da aydınlatır.
Çünkü mutluluk yalnızca almakla değil, vermekle çoğalır.

Bir mum başka bir mumu yaktığında kendi ışığından hiçbir şey yitirmez. Aksine, karanlık biraz daha azalır. İnsan sevgisi de böyledir. Bir iyilik başka bir iyiliği doğurur. Bir umut başka bir umudu besler. Bir güzel söz, günlerce unutulmayan bir anıya dönüşebilir. İşte bu yüzden yaşamda bıraktığımız en değerli izler, sahip olduklarımız değil; başkalarının yüreğinde bıraktığımız ışıklardır.

Yıllar geçer.
Evler değişir, kentler değişir, insanlar yaşlanır. Fotoğrafların renkleri solar. Bazı isimler belleğimizden silinir. Ama bir insanın yaşamımıza kattığı güzellik kolay kolay yok olmaz. Bir öğretmenin öğrencisinin yüreğine bıraktığı ışık gibi… Bir dostun zor günümüzde uzattığı el gibi…Bir annenin çocuğuna verdiği güven gibi… Bir babanın sessizce gösterdiği sevgi gibi… Bir yol arkadaşının yıllar sonra bile anımsanan güzel sözü gibi… Bunların tümü zamanın karanlığında sönmeyen küçük ışıklardır.

Yaşam belki de bize sürekli şunu öğretmeye çalışıyor: Karanlığı değiştiremiyorsan, ışığını değiştir. Dünyanın bütün kötülüklerini ortadan kaldıramayabilirsin. Bütün haksızlıkları düzeltemeyebilirsin. Bütün acıları dindiremeyebilirsin. Ama bulunduğun yerde bir insanın yüreğine dokunabilirsin. Bir kişinin yüzünü güldürebilirsin. Bir çocuğun umudunu büyütebilirsin. Bir dostunun yalnızlığını paylaşabilirsin. Bir ağaca su verebilir, bir çiçeği ezilmekten kurtarabilirsin.Bir kuşa yem bırakabilirsin.

Bunların hiçbiri dünyayı bir anda değiştirmez. Ama dünyanın daha yaşanabilir olmasına küçük bir katkıdır. Ve bazen mutluluk, tam da bu küçük katkıların toplamıdır. Belki de insanın dünyaya bırakabileceği en güzel miras, ardında kocaman bir servet değil; birkaç güzel anı, birkaç iyi söz, birkaç dostluk ve birkaç insanın kalbinde yanan küçük bir ışıktır.

Öyleyse mutluluğu hep uzaklarda aramaya gerek yok. Bir çay bardağında tüten dostlukta olabilir.
Bir sofranın etrafındaki kahkahada olabilir. Denize karşı içilen sessiz bir kahvede olabilir.
Yıllar sonra karşılaştığımız bir öğrencinin “Sizi hiç unutmadım öğretmenim.” demesinde olabilir.
Bir dostun omzumuza dokunmasında…
Bir çocuğun gözlerindeki ışıltıda…
Gün batımının kızıllığında…
Bir ağacın gölgesinde…
Bir şarkının sözlerinde…
Bir şiirin dizesinde…
Ve belki de insanın kendi içinde, bütün yorgunluklarına karşın hâlâ iyiliğe, güzelliğe ve umuda inanabilmesinde… Çünkü yaşamın karanlığı ne kadar koyu olursa olsun, insanın içinde taşıdığı ışık sönmediği sürece umut vardır.

Mutluluk, her gün gülmek değildir.
Mutluluk, hiç acı çekmemek de değildir.
Mutluluk; acının içinden geçerken sevgiyi, umutsuzluğun içinde umudu, karanlığın içinde ışığı koruyabilmektir. Ve belki de en büyük mutluluk, yalnızca kendi yolumuzu aydınlatmak değil, yolunu kaybetmiş bir başkasına da biraz ışık olabilmektir. Çünkü gün gelir, zaman karanlığa dönüşür.

Gün gelir, geceler uzar.
Gün gelir, insanın gökyüzünde yıldız kalmadığını düşündüğü anlar olur. İşte o zaman küçücük bir ışığın değeri anlaşılır. Bir damla ışık bile yeter.
Yeter ki sönmesin. Yeter ki insan, içindeki iyiliği karanlığa teslim etmesin.

Mutluluk, belki de tam olarak budur:
Zamanın karanlığında, bir başkasının yolunu gösterecek kadar ışık; kendimizi yitirmeyecek kadar umut; sönmeyecek kadar sevgi olabilmek…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo