Hacı Filik: “Çerçeve Yasa Çıktı; Şimdi Asıl Soru, O Çerçevenin İçine Ne Konulacağı”

  • 19 Ağustos 2026
Hacı Filik: “Çerçeve Yasa Çıktı; Şimdi Asıl Soru, O Çerçevenin İçine Ne Konulacağı”

Çerçeve Yasa yürürlükte: Türkiye şimdi yeni bir siyasi ve hukuki dönemin eşiğinde

Zafer Partisi Çayırova İlçe Başkanı Hacı Filik, kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak adlandırılan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunun yasalaşmasının ardından Türkiye’nin önündeki yeni döneme ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Filik, tartışmanın yalnızca Meclis’ten geçen 12 maddelik düzenlemeyle sınırlı tutulmaması gerektiğini belirterek, asıl siyasi tartışmanın bundan sonra başlayacağını savundu.

Filik’e göre bugün sorulması gereken temel soru, kanunun hangi hükümleri içerdiğinden daha geniş bir anlam taşıyor:

“Bugün önümüzde 12 maddelik bir kanun var. Asıl soru, bundan sonra bu hukuki çerçevenin içine hangi düzenlemelerin yerleştirileceğidir.”

“Terörsüz Türkiye” sürecinin hukuki altyapısını oluşturmak amacıyla hazırlanan düzenleme, 5 Ağustos 2026’da TBMM Başkanlığına sunulmuş, Adalet Komisyonunda görüşülmüş ve 10 Ağustos’ta Genel Kurulda kabul edilerek yasalaşmıştı. TBMM kayıtlarında teklifin esas numarası 2/3793 olarak yer alıyor.

Genel Kurul oylamasında 468 milletvekili kabul, 88 milletvekili ret, 6 milletvekili çekimser oy kullandı. Böylece toplam 562 milletvekilinin katıldığı oylamada düzenleme geniş bir Meclis çoğunluğuyla kabul edildi.

Filik ise özellikle bu geniş oy tablosunun yalnızca bugünkü kanun bakımından değil, gelecekte ortaya çıkabilecek siyasi ve anayasal tartışmalar bakımından da dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.


“Kanun çıktı; artık taslak tartışmıyoruz”

Filik’in değerlendirmesinin merkezinde, Türkiye’nin artık bir kanun teklifini değil, yürürlüğe giren bir hukuki düzenlemeyi tartışıyor olması bulunuyor.

Çerçeve Yasa olarak bilinen düzenleme 12 maddeden oluşuyor. Kanunun temel amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bağlantılı oluşumların fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi, bu tespitin Millî Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından belirli soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçleri bakımından uygulanacak hukuki mekanizmaları düzenlemek.

Dolayısıyla düzenleme, kanunun yayımlanmasıyla bütün sonuçların otomatik biçimde ortaya çıktığı bir sistem öngörmüyor.

Başka bir ifadeyle, kanunun yürürlüğe girmesi ile kanunun öngördüğü mekanizmaların işletilmesi aynı şey değil.

Güvenlik kurumlarının tespiti, MGK teyidi ve Resmî Gazete’de yayımlanacak karar, sistemin önemli eşiklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Filik’in “çerçeve” vurgusu da tam bu noktada önem kazanıyor.

Ona göre kamuoyu artık yalnızca mevcut maddeleri değil, bu düzenlemenin oluşturduğu hukuki zeminin ilerleyen dönemde hangi yeni siyasi ve hukuki adımlar için kullanılabileceğini de sorgulamalı.


12 maddelik düzenleme ne getiriyor?

Kanun, ağırlıklı olarak PKK/KCK ile bağlantılı belirli suçlar bakımından soruşturma, kovuşturma ve cezaların infazının ertelenmesine ilişkin hükümler içeriyor.

Düzenlemenin kapsamına; örgütü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgüt propagandası yapma, örgütün faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlar ve örgüt lehine işlenen terörizmin finansmanına ilişkin suçlar giriyor.

Bununla birlikte düzenlemenin kapsamı sınırsız değil.

Örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçu ile bazı ağır suçlar kapsam dışında tutuluyor. Ayrıca belirli suçlar bakımından tarih ve ceza türüne göre istisnalar bulunuyor.

Kanunda ayrıca soruşturma ve kovuşturmaların belirli koşullarda 5 veya 10 yıl süreyle ertelenmesine, tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin yeniden değerlendirilmesine ve bazı kesinleşmiş cezaların infazının ertelenmesine ilişkin mekanizmalar yer alıyor.

Düzenleme aynı zamanda sürecin takibi amacıyla Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında bir Kurul oluşturulmasını ve TBMM bünyesinde izleme mekanizmasının işletilmesini öngörüyor.

Silah, mühimmat, patlayıcı ve benzeri malzemelerin teslim edilmesi ve kayıt altına alınması da kanunun önemli başlıkları arasında.


Filik’in dikkat çektiği asıl nokta: 468 oy

Hacı Filik’in değerlendirmesinde en çok öne çıkan başlıklardan biri ise Meclis’teki oylama sonucu.

Çerçeve Yasa, 468 kabul oyuyla TBMM Genel Kurulundan geçti.

Filik, bu tabloyu yalnızca bir kanunun kabul edilmesi olarak görmüyor.

Türkiye’de anayasa değişiklikleri bakımından 360 ve 400 milletvekili eşikleri kritik önem taşıyor. 468 sayısı bu iki eşikten de yüksek.

Bu durum, elbette 468 milletvekilinin gelecekte herhangi bir anayasa değişikliğine otomatik olarak destek vereceği anlamına gelmiyor.

Ancak Filik’e göre siyasi açıdan ortaya çıkan tablo yine de dikkatle izlenmeli.

“468 milletvekili aynı düzenleme üzerinde birleşebiliyorsa vatandaşın sorması gereken soru şudur: Bundan sonraki düzenlemelerde hangi noktada bu mutabakat sona erecek? Hangi maddede o eller inecek?”

Filik’in sorusu böylece doğrudan geleceğe yöneliyor.


“Bugünkü 12 madde, yarının tamamı değildir”

Filik’in siyasi değerlendirmesinde “Çerçeve Yasa” ifadesi özel bir anlam taşıyor.

Bir çerçevenin kendisi ile o çerçevenin içine yerleştirilecek içerik birbirinden farklı.

Bugünkü kanunun doğrudan vatandaşlık tanımı, ana dilde eğitim, yerel yönetimlerin yapısı veya yeni anayasa gibi başlıkları düzenlemediği açık.

Dolayısıyla bu başlıkların mevcut kanunun içinde yer aldığı yönünde bir iddia ortaya koymak hukuken doğru olmayacaktır.

Ancak Filik’in itirazı da tam olarak burada şekilleniyor:

“Bugün kanunda olmayan hangi başlıklar yarın başka düzenlemelerle gündeme gelecek?”

Filik bu kapsamda kamuoyunun özellikle şu başlıkları yakından takip etmesi gerektiğini savunuyor:

  • Vatandaşlık tanımı
  • Yerel yönetimlerin yetki ve yapısı
  • Ana dilde eğitim tartışmaları
  • “Umut hakkı”
  • Yeni anayasa
  • Üniter devlet yapısı
  • Cumhuriyetin temel nitelikleri
  • Devletin egemenlik anlayışı
  • Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının hukuki tanımı

Filik, bu başlıkların bugün yürürlükteki Çerçeve Yasa tarafından düzenlendiğini söylemiyor.

Ancak bunların ilerleyen siyasi süreçte gündeme gelip gelmeyeceğinin kamuoyuna açık biçimde açıklanmasını istiyor.


“Terörün sona ermesine kim karşı çıkabilir?”

Filik’in açıklamalarında dikkat çeken bir başka nokta ise terörün sona ermesine ilişkin yaklaşımı.

Filik, terörün bitirilmesine karşı olmadığını özellikle vurguluyor.

“Terörün sona ermesine kim karşı çıkabilir? PKK silah bıraksın, kendisini feshetsin, Türkiye terörden kurtulsun.”

Ancak Filik’e göre silah bırakma ile Türkiye Cumhuriyeti’nin temel devlet yapısına ilişkin olası siyasi talepler birbirinden ayrılmalı.

Filik şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Ancak bunun karşılığında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esasları, üniter devlet yapısı veya millet egemenliği tartışmaya açılamaz.”

Bu yaklaşım, Zafer Partisi cephesinden sürece yönelik temel siyasi itirazın güvenlik meselesinden ziyade, terörün sona ermesi karşılığında herhangi bir siyasi veya anayasal taviz verilip verilmeyeceği sorusunda yoğunlaştığını gösteriyor.


“Silah bırakmak başka, siyasi hedeflerden vazgeçmek başka”

Filik’in değerlendirmesindeki temel ayrımlardan biri de bu.

Bir terör örgütünün silahlı faaliyetini sona erdirmesi ile geçmişte savunduğu siyasi hedeflerden tamamen vazgeçmesi aynı hukuki ve siyasi sonuçları doğurmayabilir.

Bu nedenle Filik, kamuoyunun yalnızca “silahlar bırakılıyor mu?” sorusuna değil, daha geniş bir soruya cevap araması gerektiğini belirtiyor:

“Silah bırakıldıktan sonra hangi siyasi talepler gündeme gelecek?”

Bu soru özellikle yeni anayasa tartışmaları açısından önem taşıyor.

Çünkü terörle mücadele sürecinin sona ermesi, Türkiye’de uzun yıllardır tartışılan kimlik, vatandaşlık, yerel yönetimler, demokratikleşme ve anayasal düzen başlıklarının yeniden siyasal gündeme gelmesi ihtimalini de beraberinde taşıyor.

Filik ise bu başlıkların herhangi birinin Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını ve millî egemenlik anlayışını zedeleyecek biçimde düzenlenmesine karşı çıkıyor.


Meclis neden kritik?

Çerçeve Yasa tartışmasının bir başka boyutu ise yasama organının rolü.

Kanun, yaklaşık bir yıl boyunca çalışmalarını sürdüren Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu sürecinin ardından Meclis gündemine geldi. TBMM kayıtlarına göre komisyon ilk toplantısını 5 Ağustos 2025’te yaptı; kanun teklifi ise 5 Ağustos 2026’da TBMM Başkanlığına sunuldu.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da süreci, farklı siyasi anlayışları ortak bir zeminde buluşturan bir çalışma olarak değerlendirdi ve düzenlemenin “Terörsüz Türkiye” hedefi bakımından önemli bir aşama olduğunu ifade etti.

Bu açıdan bakıldığında Çerçeve Yasa, yalnızca 12 maddelik bir hukuk metni değil; yaklaşık bir yıllık Meclis çalışmasının sonucunda ortaya çıkan siyasi sürecin önemli kilometre taşlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Filik ise tam bu noktada Meclisin daha fazla şeffaflık sağlaması gerektiğini savunuyor.


“Millet neyin kabul edildiğini bilmeli”

Filik’e göre TBMM’nin görevi yalnızca kanun çıkarmak değil, bu kanunların hangi siyasi hedef doğrultusunda hazırlandığını da topluma anlatmak.

Filik bu nedenle sürecin kapalı siyasi görüşmeler yerine kamuoyunun bilgisi dahilinde yürütülmesini istiyor.

Onun yaklaşımına göre vatandaş şu soruların cevaplarını açık biçimde görmeli:

Silah bırakma sürecinin nihai hedefi nedir?

PKK/KCK’nın tamamen tasfiye edildiğinin ölçüsü nedir?

Silahların tamamının teslim edildiği nasıl doğrulanacak?

MGK’nın tespiti hangi kriterlere dayanacak?

Çerçeve Yasa kapsamında kaç kişi hangi hukuki sonuçlardan yararlanabilecek?

Sürecin denetimi nasıl yapılacak?

TBMM İzleme Komisyonunun yetkileri ne olacak?

Bundan sonraki hukuki düzenlemeler hangi başlıkları kapsayacak?

Yeni anayasa gündeme gelecek mi?

Vatandaşlık tanımında herhangi bir değişiklik öngörülüyor mu?

Yerel yönetimlere ilişkin yeni bir model tartışılacak mı?

Ana dilde eğitim konusunda yeni bir düzenleme gündeme gelecek mi?

“Umut hakkı” konusunda nasıl bir hukuki yaklaşım izlenecek?

Filik’e göre Türk milletinin bu soruları sorması siyasi gerilim yaratmak değil, demokratik denetim hakkını kullanmak anlamına geliyor.


“468 oy, geleceğin garantisi değildir”

Filik, 468 kabul oyunun önemine dikkat çekerken bir noktaya özellikle vurgu yapıyor:

Bugünkü oy tablosundan yarının anayasa oylamasına ilişkin kesin sonuç çıkarılamaz.

Siyasi partiler farklı konularda farklı tutumlar alabilir.

Bugün aynı kanunu destekleyen partiler yarın başka bir düzenlemede birbirinden tamamen farklı pozisyonlarda bulunabilir.

Bu nedenle 468 sayısının matematiksel anlamı ile siyasi anlamını birbirinden ayırmak gerekiyor.

Matematiksel olarak 468, anayasa değişiklikleri bakımından önemli eşiklerin üzerindedir.

Siyasi olarak ise bu sayı, belirli bir konuda çok geniş bir parlamenter mutabakatın oluşabildiğini gösteriyor.

Filik’in itirazı da bu ikinci noktada yoğunlaşıyor.

“Bugün 468 milletvekili aynı noktada buluşabiliyorsa, yarın Türkiye’nin anayasal yapısını ilgilendiren bir konuda aynı eller yeniden kalkacak mı? Asıl mesele budur.”


“Hangi maddede o eller inecek?”

Filik’in siyasi açıklamasının ana sloganına dönüşen soru bu.

Bugün:

468 kabul.

Yarın başka bir kanun.

Daha sonra başka bir anayasal düzenleme.

Ve belki yeni anayasa tartışması.

Filik, vatandaşın bu süreci parça parça değil, bütün halinde izlemesi gerektiğini düşünüyor.

Çünkü ona göre siyasi değişikliklerin etkisi tek bir kanunun maddeleriyle sınırlı olmayabilir.

Bir kanun başka bir kanunun önünü açabilir.

Bir yasal düzenleme başka bir anayasa değişikliği tartışmasının zeminini oluşturabilir.

Bir siyasi mutabakat başka bir konuda yeni bir uzlaşmanın başlangıcı olabilir.

Bu nedenle Filik, “Çerçeve Yasa” ifadesinin kendisinin kamuoyu açısından önemli bir uyarı taşıdığını savunuyor.


Sevr tartışması: Filik’in tarihsel referansı

Filik değerlendirmesinde Türkiye’nin yakın tarihine de gönderme yaparak Sevr Antlaşması üzerinden tarihsel bir karşılaştırma yapıyor.

Burada hukuki bir ayrımın altını çizmek gerekiyor:

Bugünkü Çerçeve Yasa, Sevr Antlaşması değildir.

Sevr, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan bir uluslararası antlaşmaydı.

Bugünkü düzenleme ise Türkiye Cumhuriyeti’nin yasama organı tarafından kabul edilen bir iç hukuk düzenlemesidir.

Dolayısıyla iki metnin hukuki niteliği birbirinden tamamen farklıdır.

Filik’in “İkinci Sevr” tartışması ise doğrudan hukuki özdeşlik iddiasından ziyade siyasi bir benzetme ve uyarı niteliği taşıyor.

Filik’in temel sorusu şu:

“Bir yüzyıl önce askerî ve diplomatik yollarla dayatılan siyasi sonuçların, bugün farklı siyasi ve hukuki mekanizmalar üzerinden ortaya çıkması ihtimali var mı?”

Filik bu ihtimalin reddedilmesi için hükümetten ve Meclisten açık güvenceler istiyor.


“Üniter devlet tartışma konusu olamaz”

Filik’in kırmızı çizgisinin başında Türkiye’nin üniter devlet yapısı geliyor.

Filik’e göre terörün sona ermesi konusunda toplumun geniş bir mutabakatı bulunabilir.

Ancak bu mutabakatın devletin temel yapısına ilişkin değişikliklerin başlangıç noktası hâline gelmemesi gerekiyor.

Filik özellikle:

üniter devlet,

millî egemenlik,

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esasları

ve

devletin bütünlüğü

başlıklarının pazarlık konusu yapılamayacağını savunuyor.

Bu yaklaşım, Zafer Partisi’nin süreç karşısındaki muhalefet çizgisinin de temel unsurlarından birini oluşturuyor.


Yeni anayasa tartışması neden önemli?

Türkiye’de uzun süredir yeni anayasa tartışmaları devam ediyor.

Çerçeve Yasa sonrasında bu tartışmanın yeniden hız kazanıp kazanmayacağı ise önümüzdeki dönemin önemli siyasi sorularından biri.

Yeni anayasa gündeme gelirse tartışmanın yalnızca yönetim sistemi veya yargı düzeniyle sınırlı kalıp kalmayacağı da ayrı bir soru olacak.

Vatandaşlık tanımı, temel haklar, yerel yönetimlerin yetkileri, dil politikaları, devletin nitelikleri ve anayasanın değiştirilemez hükümleri gibi başlıklar Türkiye’nin siyasi gündeminin en hassas alanları arasında bulunuyor.

Filik ise şimdiden bu başlıklara dikkat çekerek, “Çerçevenin içine ne konulacağı” sorusunun gelecekte daha da önemli hâle geleceğini savunuyor.


Muhalefet cephesindeki farklılıklar da dikkat çekiyor

Çerçeve Yasa konusunda Mecliste ortaya çıkan tablo, Türkiye’deki siyasi partilerin süreç karşısındaki pozisyonlarının tamamen aynı olmadığını da gösterdi.

Kanun geniş bir oyla kabul edilmiş olsa da 88 milletvekili ret oyu kullandı ve 6 milletvekili çekimser kaldı.

Dolayısıyla “Meclis tamamen aynı görüşte” demek doğru değil.

Ancak 468 kabul oyu, düzenlemenin siyasi olarak çok geniş bir destek tabanına ulaştığını gösteriyor.

Filik’in sorusu da bu noktada tekrar gündeme geliyor:

Bu geniş mutabakat yalnızca terörün sona erdirilmesiyle sınırlı mı kalacak, yoksa ileride başka siyasi ve anayasal başlıklara da taşınacak mı?


Şimdi gözler uygulama aşamasında

Kanunun kabul edilmesiyle süreç sona ermiş değil.

Tam tersine, şimdi uygulama aşaması başlıyor.

Düzenlemenin temel mekanizmalarının işletilebilmesi için PKK/KCK’nın fiilî varlığının sona erdirildiğinin ve silahların teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bunun MGK tarafından teyit edilmesi gerekiyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde özellikle şu başlıklar yakından izlenecek:

  1. Güvenlik kurumlarının tespiti
  2. MGK değerlendirmesi
  3. MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanması
  4. Kanunda öngörülen Kurulun çalışmaları
  5. TBMM izleme mekanizmasının işleyişi
  6. Silah ve mühimmatın teslimine ilişkin kayıt ve doğrulama süreci
  7. Başvuruların değerlendirilmesi
  8. Soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin hukuki işlemler
  9. İnfaz erteleme kararları
  10. Sürecin sonraki hukuki ve siyasi adımları

Dolayısıyla Çerçeve Yasa’nın kabulü, sürecin son noktası olmaktan çok yeni bir aşamanın başlangıcı niteliğinde.


Hacı Filik: “Vatandaş gelecekte ne olacağını bilmek istiyor”

Filik’e göre Türkiye’nin önündeki en önemli sorunlardan biri, sürecin gelecekte hangi noktaya ulaşacağının kamuoyuna yeterince açık anlatılmaması.

Filik, vatandaşın yalnızca bugün kabul edilen maddeleri değil, yarın gündeme gelebilecek başlıkları da bilmek istediğini belirtiyor.

“Vatandaşın bilmek istediği şudur: Bugün ne kabul edildi ve yarın bunun arkasından ne gelecek?”

Filik’e göre devlet, hükümet ve Meclis bu soruya açık biçimde cevap vermeli.

Çünkü Türkiye’nin devlet yapısını ilgilendiren düzenlemelerin yalnızca siyasi kulislerde konuşulması, toplumdaki güven sorununu daha da büyütebilir.


“Meclis milletin iradesini temsil ediyor”

Filik açıklamasında TBMM’nin anayasal konumuna da vurgu yapıyor.

Ona göre Meclis yalnızca siyasi partilerin temsil edildiği bir kurum değil; Türk milletinin egemenlik yetkisini kullandığı temel yasama organı.

Bu nedenle Filik, bundan sonraki sürecin Meclis çatısı altında, açık tartışmalar ve kamuoyunun bilgisi dahilinde yürütülmesini istiyor.

“Meclis yalnızca siyasi partilerin değil, Türk milletinin iradesini temsil eder. O nedenle Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren düzenlemeler kapalı kapılar ardında değil, milletin gözü önünde tartışılmalıdır.”

Filik’e göre toplumun bilgilendirilmesi, yalnızca siyasi partilerin değil devletin de sorumluluğu.


Şehitler, gaziler ve toplumsal hafıza

Çerçeve Yasa tartışmasının en hassas boyutlarından biri de Türkiye’nin terörle mücadelede verdiği insanî bedel.

Filik, terörün sona ermesini desteklediğini belirtirken, geçmişte hayatını kaybeden asker, polis ve vatandaşların hatırasının da siyasi kararların dışında tutulmaması gerektiğini savunuyor.

Ona göre kalıcı barış yalnızca silahların susmasıyla değil, toplumun adalet duygusunun korunmasıyla mümkün olabilir.

Bu nedenle yapılacak düzenlemelerde şehit ailelerinin ve gazilerin hassasiyetlerinin de dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.


Önümüzdeki dönemde hangi senaryolar konuşulabilir?

Çerçeve Yasa sonrasında Türkiye’nin önünde birkaç farklı siyasi senaryo bulunuyor.

Birinci senaryo: Süreç güvenlik boyutunda tamamlanır

PKK/KCK’nın silahlı varlığının sona erdiğinin tespit edilmesi, silahların teslim edilmesi ve kanunun öngördüğü hukuki mekanizmaların işletilmesiyle süreç ağırlıklı olarak güvenlik ve yargı boyutunda tamamlanabilir.

Bu senaryoda yeni anayasa veya vatandaşlık gibi başlıklar ayrı bir siyasi gündem olarak kalabilir.

İkinci senaryo: Süreç demokratikleşme paketine dönüşür

İktidar ve sürece destek veren partiler, silah bırakma sonrasında demokratikleşme alanında yeni yasal düzenlemeleri gündeme getirebilir.

Bu durumda ifade özgürlüğü, siyasi katılım, yerel yönetimler ve benzeri başlıklar daha fazla tartışılabilir.

Üçüncü senaryo: Yeni anayasa süreci hızlanır

Çerçeve Yasa sonrasında siyasi partiler daha kapsamlı bir anayasa değişikliğini gündeme getirebilir.

Bu durumda vatandaşlık, temel haklar, yerel yönetimler ve devletin anayasal yapısı gibi başlıklar doğrudan Meclisin gündemine gelebilir.

Dördüncü senaryo: Meclisteki geniş mutabakat dağılır

Bugün 468 milletvekilinin destek verdiği düzenlemenin ardından, gelecekteki her düzenlemede aynı siyasi ortaklığın korunması zorunlu değil.

Partilerin kırmızı çizgileri farklılaşabilir.

Dolayısıyla Çerçeve Yasa sonrasında ortaya çıkacak en önemli siyasi göstergelerden biri de hangi partilerin hangi başlıklarda birlikte hareket edeceği olacak.


“Asıl soru şimdi başlıyor”

Hacı Filik’in açıklamasının ana fikri, Çerçeve Yasa’nın kabul edilmesiyle tartışmanın sona ermediği yönünde.

Tam tersine Filik’e göre asıl siyasi tartışma şimdi başlıyor.

Çünkü artık ortada Meclis tarafından kabul edilmiş 12 maddelik bir hukuki zemin var.

Bundan sonra önemli olan:

Bu zemin nasıl uygulanacak?

Hangi yeni düzenlemeler hazırlanacak?

Hangi siyasi talepler gündeme gelecek?

Meclisteki 468 kişilik geniş mutabakat hangi konularda devam edecek?

Ve en önemlisi:

“Hangi maddede o eller inecek?”


Filik’ten Meclis’e çağrı: “Geleceğin yol haritasını açıklayın”

Zafer Partisi Çayırova İlçe Başkanı Hacı Filik, açıklamasının sonunda Meclis ve hükümete açık bir çağrıda bulunuyor.

Filik’e göre Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren süreçlerin topluma parça parça değil, bütün olarak anlatılması gerekiyor.

Filik’in talep ettiği açıklık başlıkları ise şöyle sıralanıyor:

PKK/KCK sürecinin nihai hedefi nedir?

Silah bırakmanın kesin ölçüsü nedir?

Sürecin hangi aşamada tamamlandığı nasıl belirlenecek?

Çerçeve Yasa sonrasında yeni hangi yasal düzenlemeler hazırlanacak?

Umut hakkı gündeme gelecek mi?

Vatandaşlık tanımında değişiklik yapılacak mı?

Yerel yönetimlerin yetkileri yeniden düzenlenecek mi?

Ana dilde eğitim konusunda yeni bir adım atılacak mı?

Yeni anayasa hazırlanacak mı?

Üniter devlet yapısı konusunda herhangi bir değişiklik tartışılacak mı?

Filik, bu soruların cevaplarının siyasi kulislerde değil, doğrudan Türk milletinin önünde verilmesi gerektiğini savunuyor.


Son söz: “Çerçevenin içindeki resmi millet görmek istiyor”

Hacı Filik’in değerlendirmesinde temel vurgu, Türkiye’nin yeni bir siyasi döneme girdiği ve bu dönemin yalnızca bugünkü kanun maddeleri üzerinden okunamayacağı düşüncesinde birleşiyor.

Çerçeve Yasa 12 maddelik bir hukuki düzenleme olarak Meclisten geçti.

468 milletvekili kabul oyu verdi.

88 milletvekili ret oyu kullandı.

6 milletvekili çekimser kaldı.

Şimdi ise uygulama aşaması başlıyor.

Ancak Filik’e göre Türkiye açısından asıl önemli soru bundan sonraki aşamada ortaya çıkacak.

Çerçevenin içine ne konulacak?

Bu sorunun cevabı; vatandaşlık, yerel yönetimler, ana dil, yeni anayasa, umut hakkı ve devletin anayasal yapısı gibi başlıkların gelecekte gündeme gelip gelmeyeceğiyle doğrudan bağlantılı olacak.

Filik, terörün sona ermesine karşı olmadığını bir kez daha vurgularken, silahların bırakılmasının Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerinin tartışmaya açılmasının gerekçesi hâline getirilmesine karşı olduğunu ifade ediyor.

Ve sözlerini şu soruyla noktalıyor:

“468 milletvekili bugün aynı noktada buluşabildiyse, yarın Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren başka bir düzenleme önlerine geldiğinde hangi noktada ‘Buraya kadar’ diyecekler? Hangi maddede o eller inecek?”

Filik’e göre artık Türk milletinin yalnızca kabul edilen kanunu değil, o kanunun ardından çizilecek siyasi yol haritasını da bilme hakkı bulunuyor.

Çünkü tartışma artık yalnızca “Çerçeve Yasa çıktı mı?” sorusu değil.

Asıl tartışma şimdi başlıyor:

O çerçevenin içine ne konulacak?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ