OKULU KORUMAK MI, OKULU GÜVENLİ KILMAK MI?
60 bin okula 30 bin güvenlik görevlisi alınacağı söyleniyor.
İlk bakışta kulağa güven verici geliyor.
Okullarımızın kapısında güvenlik görevlileri olacak. Giriş çıkışlar denetlenecek. Şüpheli durumlara müdahale edilecek. Belki okulun kapısından içeriye silah, uyuşturucu ya da tehlikeli bir madde sokulmasının önüne geçilecek.
Bunların elbette önemi var.
Ama asıl sorulması gereken başka sorular da var:
Bu 60 bin okul nasıl belirlenecek? Hangi ölçütler kullanılacak? Öğrenci sayısı mı? Okulun bulunduğu bölgenin sosyoekonomik koşulları mı? Daha önce yaşanan şiddet olayları mı? Okul çevresindeki riskler mi?
Ve daha önemlisi:
Bir güvenlik görevlisi okulun güvenliğini gerçekten sağlayabilir mi?
Çünkü okul güvenliği yalnızca okul kapısından girip çıkanları denetlemekten ibaret değildir.
Bir çocuk arkadaşının şiddetine maruz kalıyorsa…
Akran zorbalığı nedeniyle her sabah okula gitmekten korkuyorsa… Bir öğretmen sınıfta öğrencisinden tehdit görüyorsa…Öğretmenler görevlerini yaparken saldırıya uğruyor, hatta yaşamlarını yitiriyorsa… Okul bahçesinde, sınıfta, koridorda, servis aracında ya da okul çıkışında şiddet yaşanıyorsa…
Bütün bunları yalnızca kapıda bekleyen bir güvenlik görevlisi nasıl önleyecek?
───
Okul dört duvardan ibaret değildir.
Okulun bir kapısı vardır ama güvenliği kapının dışında da başlar. Okul yolu vardır. Servis güzergâhı vardır. Okulun çevresindeki sokaklar vardır. Parklar, internet ortamı, sosyal medya, arkadaş grupları vardır. Çocuğun ailesi, öğretmeni, arkadaşları ve içinde yaşadığı toplum vardır. Dolayısıyla okul güvenliğini yalnızca okul binasının içine yerleştirilmiş bir güvenlik görevlisiyle çözmeye çalışmak, sorunun yalnızca görünen bölümüne müdahale etmektir.
Asıl sorun daha derindedir.
Çünkü şiddet çoğu zaman kapıdan girmez; davranış biçimi olarak içimizde dolaşır.
Çocuklar şiddeti yalnızca okulda öğrenmezler. Evde, sokakta, televizyonda, sosyal medyada, dijital oyunlarda, yetişkinlerin birbirleriyle konuşma biçimlerinde de görürler.
Çocuklar yalnızca birbirlerine vurmayı değil, birbirlerini aşağılamayı, dışlamayı, küçümsemeyi, tehdit etmeyi de öğrenebilirler. Akran zorbalığı bazen bir yumruk kadar görünürdür. Bazen de bir çocuğun sınıf grubundan dışlanmasıdır. Bir fotoğrafının sosyal medyada paylaşılmasıdır.
Bir arkadaşının sürekli aşağılanmasıdır. Bir çocuğun her gün teneffüste yalnız bırakılmasıdır.
Ve bazen bütün bunlar yetişkinlerin gözünün önünde gerçekleşir; fakat kimse fark etmez.
İşte burada güvenlik görevlisinin yapabileceğinin sınırları başlar.
Güvenlik başka şeydir, güvenli okul başka.
Güvenlik görevlisi gerekli olabilir. Ama tek başına yeterli değildir. Güvenli okul; çocuğun kendisini değerli hissettiği okuldur. Öğretmenin saygınlığının korunduğu okuldur. Çocuğun korkmadan soru sorabildiği, hata yapabildiği, kendisini ifade edebildiği okuldur. Zorbalığa uğrayan öğrencinin sesinin duyulduğu okuldur.
Şiddet uygulayan öğrencinin yalnızca cezalandırılmadığı, davranışının nedenlerinin de araştırıldığı okuldur. Öğretmenin yalnız bırakılmadığı okuldur. Rehberlik servislerinin işlevsel olduğu, psikolojik danışmanların öğrenci ve öğretmenlerle gerçekten çalışabildiği okuldur.
Ailelerin okulun yalnızca karne günü hatırlamadığı okuldur.
Peki çocukları şiddetten uzaklaştırmanın başka yolları yok mu?
Var elbette. Hem de çocukların dünyasına çok daha fazla dokunan yollar…
Sanat!
Spor!
Tiyatro!
Müzik!
Edebiyat!
Çocuğa “Sus!” demek yerine kendisini ifade edebileceği alanlar açmak…
Öfkesini yumrukla değil, sporla dışa vurmasını sağlamak…
Duygularını kavga ederek değil, tiyatro sahnesinde anlatmasına olanak vermek…
Kendisini bağırarak değil, müzikle ifade etmesini sağlamak…
Bir başkasını dışlamak yerine birlikte üretmenin mutluluğunu yaşatmak…
Bunlar da okul güvenliğinin bir parçası değil midir?
Bir çocuğun eline top, fırça, nota, kitap ya da tiyatro metni verdiğimizde yalnızca ona bir etkinlik sunmuş olmayız. Ona başka bir dünya kurma olanağı veririz.
───
Okullarımızda spor salonları, müzik odaları, tiyatro sahneleri, resim atölyeleri, kütüphaneler ve yaratıcı etkinlik alanları çoğaltılmalı. Çocukların yalnızca sınavlara hazırlanmadığı; hayata hazırlandığı okullar oluşturulmalı.
Çünkü eğitim yalnızca matematik problemi çözmek değildir.
Eğitim aynı zamanda öfkeyi yönetmeyi öğrenmektir. Bir başkasının hakkına saygı göstermektir. Farklı olana tahammül etmektir.
Kaybettiğinde yeniden denemektir. Takım arkadaşına güvenmektir. Sahnedeki arkadaşını alkışlamaktır. Bir kitabın dünyasına girmektir.
Bir müzik eserini birlikte seslendirmektir.
Kısacası insan olmayı öğrenmektir.
Bir başka önemli konu da öğretmenlerdir.
Öğretmenin saygınlığı ve güvenliği sağlanmadan okul güvenliğinden söz etmek eksik kalır.
Öğretmen sınıfa girdiğinde arkasında devletin, okul yönetiminin, velilerin ve toplumun desteğini hissetmelidir. Öğretmene saygı yeniden toplumsal bir değer hâline gelmelidir.
Çünkü öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir. Çocuğun okulda karşılaştığı ilk yetişkin rol modelidir. Öğretmenin otoritesi baskıyla değil, mesleki saygınlıkla kurulmalıdır.
Öğretmeni güçlendirmeden öğrenciyi koruyamayız. Öğrenciyi korumadan da öğretmeni koruyamayız. Bu ikisini birbirinden ayırmak olası değildir.
───
Bir de okulun çevresi var.
Çocuk sabah evinden çıkıp okula ulaşıncaya dwj kim tarafından korunacak?
Okuldan çıktıktan sonra ne olacak?
Servislerde kim denetim yapacak?
Okul çevresindeki başıboş alanlarda, parklarda, internet kafelerde, sokaklarda çocukların güvenliği nasıl sağlanacak?
Bir okulun kapısında güvenlik görevlisi bulunurken, okulun yüz metre ötesinde çocukların şiddete maruz kalması bize nasıl bir güvenlik anlayışı sunuyor?
Okulun kapısını korumak yetmez; çocuğun yaşam alanını korumak gerekir.
Elbette güvenlik görevlileri okullarda bulunabilir.
Elbette fiziksel güvenlik önlemleri alınmalıdır.
Kameralar, kontrollü giriş çıkışlar, okul çevresinde gerekli denetimler ve güvenlik önlemleri önemlidir. Fakat bunların hepsi bütünün yalnızca bir parçasıdır. Çünkü çocuklarımızı yalnızca güvenlik görevlileriyle koruyamayız.
Onları;
iyi öğretmenlerle,
güçlü rehberlik hizmetleriyle,
ilgili ailelerle,
nitelikli eğitimle,
sanatla,
sporla,
kültürle,
adalet duygusuyla,
sevgiyle
ve saygıyla da korumak zorundayız.
Bir çocuğun okulda kendisini yalnız, değersiz ve dışlanmış hissettiği bir ortamda kapıya on güvenlik görevlisi koysanız ne değişir?
Asıl güvenlik, çocuğun kendisini güvende hissetmesiyle başlar.
Belki de şu soruyu sormalıyız:
Biz okullarımızı korumaya mı çalışıyoruz, yoksa çocuklarımızı koruyacak okullar mı kuruyoruz?
İkisi aynı şey değildir.
Birincisi kapıya bakar.
İkincisi çocuğa.
Birincisi tehlike ortaya çıktığında müdahale eder.
İkincisi tehlikenin ortaya çıkmasını önlemeye çalışır.
Birincisi güvenliği sağlar.
İkincisi güven kültürü oluşturur.
İşte bizim gereksinimimiz olan tam da budur.
Çocuklarımızın korkmadan gittiği, öğretmenlerimizin kaygı duymadan ders verdiği, sanatın ve sporun yaşamın doğal bir parçası olduğu, farklılıkların zenginlik kabul edildiği, zorbalığın görmezden gelinmediği, şiddetin normalleştirilmediği okullar…
Çünkü güvenli okul, kapısında güvenlik görevlisi bulunan okul değildir. Güvenli okul; içinde çocukların kendisini değerli, öğretmenlerin saygın, eğitimin nitelikli ve herkesin birbirine karşı sorumlu hissettiği okuldur.
30 bin güvenlik görevlisi alınabilir.
Ama 30 bin güvenlik görevlisinin sağlayacağı güvenliğin çok ötesinde bir şeye gereksinmemiz var:
Çocuklarımız için güvenli bir eğitim kültürüne.
Ve bunun yolu yalnızca güvenlik kapısından değil;
eğitimden, sanattan, spordan, rehberlikten, aileden, öğretmenden ve toplumdan geçiyor.
Zeki BAŞTÜRK
