Sarı Tilki ve Ortadoğu’nun Hikâyesi

  • 04 Mart 2026
Sarı Tilki ve Ortadoğu’nun Hikâyesi

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde;

Sabahları erken uyanırım. Penceremin önünde çayımı yudumlarken karşı evin etrafında dolaşan sarı bir tilkiyi izlerim. Köydeki azgın köpekleri umursamadan gezinir durur. Köpekler karda bata çıka ilerlerken o, hafifliğinin avantajıyla patikadan çıkar, karın üstünde batmadan koşar.

Kurnazlığı mı, cesareti mi bilinmez… Ama belli ki şartları iyi okuyor. Bazen durur, etrafı dinler. Sonraki gün yine gelir. Küllüklerde kalan yiyecekleri toplar.

“Ayyar tilki art ayağından tutulur” der atalarımız. Yani hileyle iş gören, bir gün mutlaka yakayı ele verir.

Dünyanın siyaset sahnesine baktığımda, bu sarı tilki bana küresel güç mücadelelerini hatırlatıyor. Küçük tilki yiyecek kokusunu alıp köye inerken; büyük tilkiler de çıkar kokusunu alıp coğrafyaların üzerine çöküyor. Petrolün, enerjinin, stratejik geçiş yollarının olduğu yerde bir hareketlenme başlıyor.

Bu durum bana eski bir gülmeceyi hatırlatır:

Tilki, ağaca asılmış bir geyik budu görür ama bunun tuzak olduğunu anlar ve geri çekilip bekler. Kurt gelir, buda saldırır ve tuzağa yakalanır. Son nefesinde tilkiye “Hani oruçluydun?” diye sorar. Tilkinin cevabı manidardır: “Az önce top patladı, duymadın mı?”

Güçlü olanın oyunu kurduğu, zayıf olanın tuzağa düştüğü bir düzen…

Bilim ve teknoloji çağında yaşıyoruz. Güç artık yalnızca kas gücü değil; bilgi, teknoloji ve strateji gücü. Bilimde ileri olan ülkeler oyunu kuruyor, geri kalanlar çoğu zaman oyunun figüranı oluyor. Silahı satan da öğreten de aynı merkezler olunca, bağımlılık zinciri daha da ağırlaşıyor.

Eğitim; bilime, akla ve üretime dayanmadıkça bu döngü kırılmıyor.

Bu sabah benim sarı tilki yine geldi. Pencerenin önünden geçerken kafasını kaldırıp baktı. Umursamaz bir edayla yoluna devam etti. Yakında pırasalı Arnavut böreği vardı. Bir parça koparıp karın üzerine attım. Kısa süre sonra geri döndü, afiyetle yedi. Sanki “Ömrümde böyle güzel bir şey yemedim” der gibiydi.

Telefonumu alıp video çektim. Pırasayı sevmesine bakarak, “Acaba dedeleri Balkanlardan mı göçtü?” diye gülümsedim.

Derken bir kangal peşine düştü. Kangal, kara saplanarak ilerlerken tilki hafifliğiyle uzaklaştı. Tepeye çıkıp geriye baktı. Aşağıda köpek hâlâ debeleniyordu.

Güç dengesizliği tam da böyle bir şeydi.

Yazıyı bir başka gülmeceyle bitireyim:

Aslan bir gün “Artık avlanmayacağım, avlar ayağıma gelsin” der. Günlerce bekler, kimse gelmez. Açlıktan bitkin düşer. Tilkiyi çağırır, karşıdaki eşeği kandırıp getirmesini ister. Tilki plan yapar, eşeği kandırır. İlk hamlede eşek kurtulur ama tilkinin sözlerine yeniden inanıp geri döner. İkinci sefer aslan onu parçalar.

Aslan beynini bulamayınca tilkiye sorar. Tilkinin cevabı ibretliktir:

“Eğer onda beyin olsaydı ilk tuzaktan sonra bir daha gelmezdi.”

Tarih de bazen böyle işler. Aynı hatalara tekrar tekrar düşen toplumlar, bedel ödemeye devam eder.

Sarı tilkiler hep olacak. Önemli olan; karın üzerinde batmadan yürüyebilmek değil, tuzağı kuranı ve tuzağa düşeni doğru okuyabilmek. Bilimle, akılla ve üretimle güçlenmeyen toplumlar, başkalarının oyun alanı olmaktan kurtulamaz.

Gerisi ise ibretlik hikâyeler olarak anlatılmaya devam eder.

SARI TİLKİ
Sabahları erken uyanırım. Penceremin önünde çayımı içerken sarı bir tilkinin karşı evin etrafında dolaştığını görürüm. Köydeki azgın köpekleri umursamadan dolaşır. Köpekler karda battığı için patikalardan yürümeyi tercih ederler. Tilki hafif olduğundan patikadan çıkıp kar üzerinden batmadan koşabiliyor. Kurnaz bu durumu öğrendi de ondan mı korkusuzca köyde geziyor bilemiyorum. Kimi zaman oturup etrafı dinliyor. Sonraki günlerde de hep geldi. Küllüklerde kalan yiyecekleri yiyor. “Ayyar tilki art ayağından tutulur.” diye bir atasözü var. İşini hile ile yürütmekte olan kişi, bir zaman gelir ki kurnazlığını kullanamaz; yakayı ele verir anlamına geliyor.
Dünyayı ateşe veren Amerikan Sarı Tilkisi Tramp, bakalım ne zaman yakayı ele verecek?
Yiyecek kokusunu alan benim Sarı Tilki köpeklerin kardan koşamadıklarından yararlanıp köye iniyor. Amerikan sarı tilkisi de petrol kokusunu alıp devletlerin tepesine biniyor.
Günümüze uyan, din ile aldatanları güzel anlatan güzel bir gülmece:
Tilki ormanda gezerken, ağaç dalına asılı bir geyik budu görür. İştahla ağaca yönelir ama anlar ki bu bir tuzaktır. Geri çekilip yatar ve beklemeye başlar. O sırada bir Kurt gelir. Geyik budunu ve tilkiyi görür. Tilkiye;
“Sen burada ne yapıyorsun” diye sorar.
“Hiç” der tilki, “yatıyorum.”
Kurt bunun üzerine “ama orada bir geyik budu var, neden onu yemiyorsun?” der.
Tilki umursamaz bir tavırla;
“Bugün oruçluyum, ondan dolayı yemiyorum” diye cevap verir.
Bunun üzerine Kurt: “Eh o zaman ben yiyeyim” deyip iştahla ileri atılır. Pençeleriyle geyik buduna dokunur dokunmaz müthiş bir patlamayla beraber kan revan içinde 10 metre ileri fırlayıverir. Son dakikalarını sayarken, gözü afiyetle butu yemeye başlayan tilkiye ilişiverir. Kafasını zorlukla kaldırarak;
“Hain Tilki hani sen oruçluydun” deyince Tilki cevabı yapıştırır;
“Az önce top patladı, duymadın mı?”
Amerikan Sarı Tilkisi, petrol zengini Venezüella devlet başkanı Maduro’nun korumalarını manyetik alan oluşturarak etkisiz hale getirip kaçırması, İran’ın halkını acımasızca katleden molla Hamaney’i ve etrafındaki diğer mollaları nokta atışıyla katletmeyi bilim ve teknoloji ile başardı. Bilim ve teknolojide ileri olmanın çok çok önemli olduğu bu olaylarla iyice anlaşıldı. Eğitim bilime akla ve teknolojiye ayarlı olmalı ki Sarı Tilkiler ülkemizi basmasın.

Benim Sarı Tilki bu sabah penceremin önünden geçti. Kafasını kaldırıp bana baktı. Pek umursamadan kar patikadan yoluna devam etti. Yakında pırasalı Arnavut Böreği vardı. Hemen bir parçayı pencereden karların üzerine attım. Birkaç saniye sonra geri dönüp böreği yemeye başladı. Bitince; “Ne kadar güzelmiş! Ömrümde böyle güzel bir şey yemedim.” der gibi baktı. Hemen koşup telefonumu aldım. Böreği görüş alanına atıp video çekmeye başladım. Börek bitene kadar çekim yaptım. Bu tilkinin dedelerinin balkanlardan göçmüş olabileceğini pırasa sevmesinden dolayı tahmin ettim.
Teknolojide ileri olan büyük ve küçük Sarı Tilkilerin ülkeleri birleşip Ortadoğu’yu kana buluyor. Bilimden uzak akılsız, hırsız, onlara göbeğinden bağlı bölge yöneticilerinin sesleri çıkmıyor. Çıksa ne olacak ki; silahları Sarı Tilkiler satmış. Kullanmayı onlardan öğrenmişler. Bir vidasını yapmaktan acizler. Sarı Tilkiler, o ülke insanlarını, işe yaramaz böcekler olarak görüp öldürüyorlar. Onlar ise hala akıllanmıyor, aynı hatalarda ısrar ediyorlar.
Benim Sarı Tilki, hızla kaçtı. Bir süre patikadan gitti. Sonra ardına düşen kangal köpeği sapıtıp karlara çıktı. Kangal da bir metrelik kara çıktı. düşe kalka ilerliyor. Yetişmesinin olanağı yok. Sarı Tilki tepeye çıkıp ta aşağılardaki kangala baktı güldü. O hala Ortadoğu ülkeleri gibi debelenmekteydi…
Bir gülmece ile yazıya son vereyim;
Dağların kıralı aslan bir gün kendi kendine şöyle bir karar alır; “Bugüne kadar hep ben avladım, yakaladım, yedim. Önce ben kendi karnımı doyurdum, sonra diğer hayvanlar da benden arta kalanlarla doydular. Bundan sonra avlayacağım hayvanlar yuvama kadar gelmedikçe onları avlanmayacağım.”
Aslan, yuvasında bir gün bekler gelen yok, iki gün gelen yok, üç gün bekler gelen yok… Açlıktan artık neredeyse yerinden kalkamayacak duruma gelir. O güne kadar aslanın artıklarıyla beslenen tilki de; “Aslan bir şey yakalasa da kıyısından köşesinden karnımı doyursam” diye oralarda beklemektedir.
Aslan tilkiyi yanına çağırır. Tilki aslandan korktuğu için pek yanaşmak istemez ama onu daha fazla kızdırmamak için yanına gider. Aslan ona şöyle der:
“Korkma sana bir şey yapacak değilim. Bugüne kadar ben sizi doyurdum, bugün de siz beni doyuracaksınız. Şu karşıda otlayan eşeği kandır yanıma getir. Sonra onu beraberce yeriz.”
Tilki kurnaz bir plan hazırlar ve bunu hayata geçirmek için eşeğe yaklaşır. Selam verir üzülmüş bir pozisyon alarak ona şöyle der:
“Kardeş, dağların kıralı aslan çok hastalandı, ölüm döşeğinde… Sana selamı var, herkesle helalleştim bir tek eşek kaldı onunla da helalleşeyim, diyor. Geçmişte senin akrabalarını yediği için çok üzülüyor.”
Eşek düşünür taşınır “peki gidelim” der. Aslanın yanına yaklaşınca zaten üç gündür aç olan aslan birden bire eşeğin üzerine atlar. Eşek bir hamleyle geriye zıplar, pençesinden kurtulur ve uzaklaşmaya başlar,
Bu hali gören tilki hemen onun yanına gider ve ona şöyle der:
“Eşek kardeş aslandan korkmana gerek yok. O sana duyduğu özlemle sarılmak için üzerine atladı. Yoksa bir art niyeti yoktu.”
“Peki” der eşek ikinci sefer bir daha yaklaşır aslanın yanına. Bu sefer aslan onu bir pençede yere serer. Parçalayıp yemeye başlar. O sırada tilki eşeğin beynini gizliden midesine indirir.
Aslan biraz sonra en çok hoşuna giden beynini yiyecekken, onun yerinde olmadığını görür. Hemen tilkiye doğru kükrer ve beyni ne yaptığını sorar.
Tilkinin cevabı çok ibretlidir:
“Kralım” der; “Eğer onda beyin olsaydı bana inanmazdı. Hadi bana inandı diyelim, bir defa düştüğü tuzağa ikinci kere düşmezdi.”
Amerikan Sarı Tilkisini ikinci kez seçen Amerikan halkına gitsin bu gülmece.
Sen o kadar bilimde teknolojide ileri ol; seçilemeyince senatoyu bastıran birini tekrar seç. Akıl alacak şey değil. Şimdi de aklı başında insanlar onu nasıl indirelim diye kara kara düşünüp duruyorlar.
Ahmet KOÇAK

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ