HASAN ALİ YÜCEL VE KÖY ENSTİTÜLERİ ÜZERİNE BİR AYDINLANMA ANIMSATMASI
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;
Kimi kişiler vardır; bir dönemi değil, bir anlayışı simgeler. Hasan Âli Yücel, işte o kişilerden biridir. Onu anmak, yalnızca geçmişe saygı duruşunda bulunmak değil; aynı zamanda bugünle hesaplaşmak, yarına ilişkin bir söz söylemektir. Bursa’da düzenlenen anma etkinliği de tam olarak bunu yaptı: Belleklerimizi tazeledi, vicdanımıza dokundu, aklımızı yokladı.
Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği (YKKED) Bursa Şubesi’nin öncülüğünde, Osmangazi Belediyesi tarafından kente kazandırılan Osmangazi Kültür Merkezinde yapıldı. Hasan Âli Yücel Kütüphanesi’nin gezilmesiyle gerçekleştirilen etkinlik; mekânıyla, içeriğiyle ve ruhuyla anlamlıydı. Bir kütüphanede Yücel’i anmak… Kitapla, düşünceyle, çeviriyle ve kültürle özdeşleşmiş bir eğitim bakanını en çok yakıştığı yerde anımsamak… Bu bile başlı başına simgesel bir duruştu.
Açılış konuşmalarında dile getirilen ortak vurgu şuydu: Eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değildir; insan yetiştirmektir. YKKED Bursa Şube Başkanı Jülide Akköprülü’nün sözleri, Köy Enstitülerinin yalnızca bir okul modeli değil, bir aydınlanma atılımı olduğunu bir kez daha anımsattı. Yerel yöneticilerin ( Gemlik Belediyesi Başkanı Şükrü DEVİREN ile Osmangazi Belediyesi Başkanı Erkan AYDIN ‘in) konuşmaları da, geçmişten bugüne uzanan bu eğitim mirasının değerini teslim eden bir çerçeve sundu.
Ardından sahne alan mandolin ekibi, salona sadece müzik değil, bir dönem ruhu taşıdı. Mandolin… Köy Enstitülerinin simge enstrümanlarından biri. Çok sesli müziğe geçişin, kolektif üretimin ve estetik eğitimin aracı. Dilek Görgülü yönetimindeki topluluk, Kerimoğlu Zeybeği ile başladığında aslında Anadolu ile evrensel olanın nasıl buluştuğunu da gösteriyordu. Bayrak Marşı, Öğretmen Okulları Marşı, Ziraat Marşı… Bunlar yalnızca ezgi değil; bir ideali, bir emeği, bir inancı simgeliyordu.
Günün konuşmacısı Dr. Alper Akçam’ın değerlendirmeleri ise etkinliğe düşünsel bir derinlik kattı. Bursa’yı “çınarlı kent” olarak tanımlaması boşuna değildi. Çınar, köklülüğü ve sürekliliği simgeler. Hasan Âli Yücel’in temsil ettiği aydınlanmacı anlayış da böyledir: Kökü bu topraklarda, ufku evrenseldir.
Akçam’ın “Dünyanın en büyük sorunu aydın sorunudur” saptaması üzerinde durmaya değer. Çünkü sorun yalnızca okuma yazma oranı değildir; sorun düşünen, sorgulayan, vicdan sahibi insan yetiştirebilmektir. Günümüz dünyasında inanan–inanmayan, biz–onlar ayrımları üzerinden kurulan siyasal dil; aklı ve ortak insanlık değerlerini geri plana itmektedir. Oysa Hasan Âli Yücel’in hümanist bakışı, tam da bu ayrımların ötesinde bir kültür anlayışı sunuyordu.
Onun bakanlığı döneminde başlatılan çeviri hamlesi, dünya klasiklerini Türkçeye kazandırarak yalnızca kitap raflarını değil, zihinleri de zenginleştirdi. Köy Enstitüleri ise bu kültürel birikimi Anadolu’nun en ücra köşelerine taşıdı. Eğer o kurumlar olmasaydı; halk türküleri, yerel folklor, sözlü kültür ürünleri belki de kayıt altına alınmayacak, ulusal kültürümüz bu denli görünür olmayacaktı. Enstitüler, köy çocuklarını öğretmen yaparken aynı zamanda kültür taşıyıcısına dönüştürdü.
Hasan Âli Yücel’i anmak, bir nostalji etkinliği değildir. Bu, bir seçenek göstergesidir . Bilimden, sanattan, laik ve kamusal eğitimden yana bir duruşun adıdır. Onun ölümünün üzerinden onlarca yıl geçmiş olabilir; fakat temsil ettiği değerler hâlâ canlıdır, hâlâ tartışılmakta, hâlâ gereksinim duyulmaktadır.
Etkinliğin sonunda Alper Akçam’ın kitaplarını imzalaması ve okurlarla söyleşmesi, düşüncenin canlı bir organizma olduğunu hatırlattı. Düşünceler, paylaşıldıkça çoğalır; tartışıldıkça derinleşir.
Belki de asıl soru şudur: Biz bugün, Hasan Âli Yücel’in açtığı yolda ne kadar yürüyoruz? Köy Enstitülerinin ruhunu, yani üretimle eğitimi, kültürle emeği, akılla vicdanı birleştiren anlayışı ne ölçüde yaşatabiliyoruz?
Bursa’daki bu anlamlı etkinlik, en azından şunu gösterdi: Bellekler diri. Çınar hâlâ ayakta. Ve aydınlanma, her şeye karşın, bir yerlerde yeniden filizlenmeyi bekliyor.
Emeği geçenlere sonsuz teşekkürler. Aydınlanma meşalesi hiç sönmeyecek.
Zeki BAŞTÜRK
