“Vatandaşı Önce Belgeyle Rahatlattılar, Şimdi Yıkımla Tehdit Ediyorlar!”
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, 2018 yılında yürürlüğe giren ve kamuoyunda “İmar Barışı” olarak bilinen düzenleme nedeniyle yaşanan mağduriyetlere ilişkin son derece sert ve kapsamlı bir açıklama yaptı. Hacıoğlu, milyonlarca vatandaşın devletine güvenerek aldığı Yapı Kayıt Belgelerinin yıllar sonra iptal edilmesini “hukuki güvenlik ilkesine açık bir darbe” olarak nitelendirdi.
Hacıoğlu, sorunun kaynağının vatandaş değil, eksik ve öngörüsüz mevzuat uygulamaları olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Devlet ‘gel, beyanını ver, belgeni al, yıkım ve cezadan kurtul’ dedi. Vatandaş e-Devlet üzerinden başvurusunu yaptı, harcını ödedi, belgesini aldı. Elektrik, su, doğalgaz aboneliklerini yaptırdı, evine yerleşti. Şimdi yıllar sonra uydu görüntüleri gerekçe gösterilerek belgeler iptal ediliyor. Bu kabul edilemez bir çelişkidir.”
“Beyan Esasıyla Alınan Belgeler, Yıllar Sonra Keyfi Şekilde İptal Ediliyor”
2018 düzenlemesiyle 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılar için Yapı Kayıt Belgesi verildiğini hatırlatan Hacıoğlu, başvuruların tamamen beyana dayalı olarak alındığını vurguladı.
“Başvuru sistemi devletin kurduğu bir sistemdir. Vatandaşın beyanı esas alınmış, kontrol mekanizması baştan bu şekilde kurgulanmıştır. Şimdi geriye dönük uydu kontrolleriyle ‘yanlış beyan’ iddiası ortaya atıp belgeleri iptal etmek, hukuki güvenliği ortadan kaldırmaktır.”
Hacıoğlu’na göre bu durum, yalnızca idari bir uygulama hatası değil; milyonlarca insanı doğrudan yıkım, ağır para cezaları ve hatta hapis tehdidiyle karşı karşıya bırakan bir krizdir.
“Algı Yönetimiyle Vatandaş Suçlu Duruma Düşürüldü”
İmar Barışı’nın süresinin uzatılmasıyla kamuoyunda 2017 sonrası yapılar için de geçerli olduğu yönünde ciddi bir algı oluştuğunu belirten Hacıoğlu, bu algının yeterince düzeltilmemesinin sorumluluğunun vatandaşa yüklenemeyeceğini söyledi.
“Devlet düzenlemeyi uzatıyor, kamuoyunda ‘imar barışı devam ediyor’ algısı oluşuyor. Vatandaş da doğal olarak bunun kapsamının genişlediğini düşünüyor. Sonra dönüp ‘sen suçlusun’ diyemezsiniz. Bu, idarenin iletişim ve uygulama hatasının bedelini vatandaşa ödetmektir.”
Müteahhit Mağduriyeti: “Belgeye Güvenip Daire Alan da Cezalandırılıyor”
Hacıoğlu, yalnızca yapıyı inşa edenlerin değil, Yapı Kayıt Belgesi bulunan bir projeden daire satın alan vatandaşların da mağdur edildiğini ifade etti.
“Bir kişi müteahhitten daire alıyor. Tapu devri yapılıyor, Yapı Kayıt Belgesi gösteriliyor. Aradan yıllar geçiyor, belge iptal ediliyor. Bu durumda iyi niyetli alıcı neden sorumlu tutuluyor? Hukukta iyi niyet esastır. Vatandaşın devlete ve resmi belgeye güveni sarsılmaktadır.”
Büyükşehir Yasası ve Kırsal Çöküş
Genel Başkan Hacıoğlu, 2014 yılında yürürlüğe giren Büyükşehir Yasası ile köylerin mahalle statüsüne geçirilmesinin de kırsalda büyük bir hukuki karmaşa yarattığını belirtti.
“Bir gecede köy tüzel kişiliği kaldırıldı. 50-60 yıldır var olan, 1-2 katlı mütevazı yapılar bir anda ‘ruhsatsız’ kabul edildi. Kırsalda yaşayan insan, şehir merkezindeki imar mevzuatına tabi tutuldu. Bu gerçeklikten kopuk bir uygulamadır.”
Pandemi döneminde kendi arazisine küçük bir ev yapan vatandaşların güvenli barınma ihtiyacını karşılamaya çalıştığını hatırlatan Hacıoğlu, bu kişilerin şimdi cezalarla karşı karşıya bırakılmasını “sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz” sözleriyle eleştirdi.
DERNEĞİN AÇIK VE NET TALEPLERİ
İbrahim Hacıoğlu, çözüm için somut ve acil adımlar atılması gerektiğini belirterek taleplerini şu şekilde sıraladı:
1️⃣ Yapı Kayıt Belgesi iptalleri nedeniyle süren tüm yıkımlar derhal durdurulmalıdır.
“İdari ihtilaflar çözülmeden yıkım yapılması telafisi imkânsız zararlara yol açar.”
2️⃣ Büyükşehir Yasası kırsaldaki küçük ölçekli yapılar açısından yeniden düzenlenmelidir.
“Kırsal gerçeklik, şehir merkezine uygulanan imar rejimiyle yönetilemez.”
3️⃣ Afet riski esas alınarak yeni ve teknik denetime dayalı bir Yapı Kayıt sistemi oluşturulmalıdır.
“Öncelik, binanın güvenli olup olmadığıdır. Güvenli yapı korunmalı; riskli yapı güçlendirilmeli ya da dönüştürülmelidir. Geçmişe dönük ceza ve yıkım kararları kaldırılmalıdır.”
4️⃣ Plansız alanlarda, barınma amaçlı 1-2 katlı ve 200 m²’yi geçmeyen konutlara yasal izin verilmelidir.
“Barınma hakkı anayasal bir haktır. Vatandaşın kendi arazisinde makul ölçekte konut yapabilmesi suç değildir.”
“1985 Tarihli İmar Kanunu Günümüz Türkiye’sini Taşımıyor”
Hacıoğlu, mevcut 1985 tarihli İmar Kanunu’nun günümüz demografik, ekonomik ve afet riskleri karşısında yetersiz kaldığını belirtti.
“Türkiye değişti, nüfus arttı, kırsal-şehir dengesi bozuldu, deprem gerçeği kapımızda. Ama biz hâlâ 40 yıl önce yazılmış bir kanunla sorun çözmeye çalışıyoruz. Bu sürdürülebilir değildir.”
![]()
Beklenen Faydalar: Hukuki Güvence ve Afet Dayanıklılığı
Dernek, önerilen düzenlemelerin yalnızca mağduriyetleri gidermekle kalmayacağını, aynı zamanda kamu yararına ciddi katkılar sağlayacağını savunuyor:
-
Depreme dayanıklı konut stoğu artacak, riskli yapılar kayıt altına alınacaktır.
-
Devlete önemli gelir sağlanacak, bu kaynak kentsel dönüşüm için kullanılabilecektir.
-
Kitlesel mağduriyetlerin önüne geçilerek toplumsal huzur korunacaktır.
“Barınma Hakkı Ceza Konusu Olamaz”
Açıklamasının sonunda Hacıoğlu, meselenin yalnızca imar teknikleri değil, temel bir hak meselesi olduğunu vurguladı:
“Barınma hakkı anayasal bir haktır. Devlet, vatandaşını önce belge verip sonra cezalandıran bir konuma düşmemelidir. Hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve adalet ilkeleri yeniden tesis edilmelidir. Milyonlarca insanı yıkım tehdidiyle yaşatamazsınız. Bu soruna acilen, kalıcı ve adil bir yasal düzenleme getirilmelidir.”
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Türkiye, sürecin takipçisi olacaklarını ve mağdur vatandaşların hak mücadelesini kararlılıkla sürdüreceklerini kamuoyuna duyurdu.
