TOPUK KANI İLE EPSTEIN ARASINDA BAĞLANTI VAR MI?
KOMPLONUN SINIRINDA, GERÇEKLERİN GÖLGESİNDE BİR TARTIŞMA
Araştırmacı yazar Murat Çakmak kaleminden…
Son yıllarda Türkiye’de ve dünyada özellikle sosyal medya üzerinden yoğun biçimde tartışılan yenidoğan topuk kanı taraması, bu kez çok daha sert ve dikkat çekici bir iddiayla kamuoyunun gündemine taşındı. Manisa Haber Ajansı yazarı Murat Çakmak, kaleme aldığı köşe yazısında, tıbbi bir tarama yöntemi olarak bilinen topuk kanı uygulamasının, küresel ölçekte karanlık ilişkilerle anılan Jeffrey Epstein dosyaları ile ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceğini sorguluyor.
Yazı, doğrudan bir suçlama ortaya koymaktan ziyade; “Bu kadar büyük veri kimlerin elinde, nasıl saklanıyor ve kimler tarafından denetleniyor?” sorularını merkeze alarak, devlet–birey–küresel sistem üçgeninde derin bir güven krizine işaret ediyor.
TOPUK KANI NEDİR, NE AMAÇLA ALINIR?
Topuk kanı uygulaması, dünya genelinde onlarca yıldır kullanılan ve yenidoğan bebeklerde fenilketonüri, biyotinidaz eksikliği, hipotiroidi gibi hayati öneme sahip metabolik hastalıkların erken teşhisini amaçlayan bir koruyucu sağlık uygulamasıdır. Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ulusal tarama programının bir parçasıdır.
Tıp otoritelerine göre bu uygulama:
-
Hayat kurtarıcıdır
-
Erken teşhisle ağır engelliliklerin önüne geçer
-
Bilimsel ve etik standartlara dayanır
Ancak tartışmalar, kan örneklerinin saklanma süresi, veri güvenliği ve bireysel rıza konularında yoğunlaşmaktadır.
YAZININ MERKEZİNDEKİ SORU: “BU VERİLER KİMİN ELİNDE?”
Murat Çakmak’ın yazısında esas dikkat çekilen nokta, topuk kanının tıbbi faydasından ziyade, biyolojik verilerin gelecekte nasıl ve kimler tarafından kullanılabileceği sorusudur. Yazı, Epstein dosyalarıyla özdeşleşmiş olan küresel elitler, istihbarat ağları ve karanlık güç ilişkileri üzerinden şu soruları gündeme getiriyor:
-
Küresel ölçekte toplanan biyolojik veriler kimlerin kontrolünde?
-
DNA verileri ileride ticari, siyasi ya da istihbari amaçlarla kullanılabilir mi?
-
Devletler bu veriler üzerinde tam egemen mi, yoksa küresel sistemlere mi bağımlı?
Bu noktada yazı, kanıtlanmış bir bağ ortaya koymaktan çok, toplumsal şüpheyi ve güven krizini görünür kılmayı amaçlıyor.
EPSTEIN DOSYASI NEDEN BU TARTIŞMAYA DAHİL EDİLİYOR?
Jeffrey Epstein ismi, yalnızca bireysel bir suç dosyası değil;
-
Küresel elitler
-
İstihbarat servisleri
-
Siyasal ve ekonomik güç merkezleri
arasındaki karanlık ilişkilerin sembolü haline gelmiş durumda.
Yazıda Epstein örneği, “bir sistemin neleri gizleyebileceğini” göstermek için kullanılıyor. Yani iddia şu yönde:
“Eğer böylesine büyük bir suç ağı yıllarca gizlenebildiyse, biyolojik veriler konusunda da mutlak bir şeffaflıktan söz edilebilir mi?”
Bu yaklaşım, doğrudan bir bağ kurmaktan ziyade, “mutlak güven” fikrini sorgulayan politik bir perspektif sunuyor.
UZMANLAR NE DİYOR?
Bilimsel ve hukuki çevreler ise bu tür iddialara temkinli yaklaşıyor. Uzmanlar:
-
Topuk kanı uygulamasının bilimsel bir zorunluluk olduğunu,
-
Epstein dosyalarıyla ilişkilendirilmesinin kanıta dayalı olmadığını,
-
Asıl tartışmanın veri güvenliği, şeffaflık ve hukuki denetim ekseninde yürütülmesi gerektiğini vurguluyor.
Ancak aynı uzmanlar da, biyolojik veri çağında devletlerin ve kurumların topluma daha açık ve denetlenebilir olması gerektiği konusunda hemfikir.
SONUÇ: BU YAZI BİR İDDİA MI, BİR ALARM MI?
“Topuk kanı ile Epstein arasında bağlantı var mı?” sorusu, bugünkü bilgiler ışığında kanıtlanmış bir gerçeklik değil. Ancak yazının asıl gücü, küresel sistemlere duyulan güvensizliği, veri çağında bireyin korunmasızlığını ve şeffaflık eksikliğini sert bir dille gündeme taşımasında yatıyor.
