Doğayı Korumazsak Felaket Olur
Bursa Vatan Medya Grubu Köşe Yazarı – TC Vatansever
Zeynep Özügenç
Deprem olur, “kader” deriz. Sel gelir, “doğal afet” deyip geçeriz. Ormanlar yanar, “yaz sıcakları”nı suçlarız. Oysa gerçeği cesaretle söylemek zorundayız: Yaşadığımız felaketlerin çok büyük bir kısmı doğanın değil, insanın eseridir. Doğa yalnızca süreci başlatır; felaketi yaratan ise ihmallerimiz, yanlış tercihlerimiz ve bitmek bilmeyen rant iştahımızdır.
Deprem bir doğa olayıdır; felaket ise insan yapımıdır. Fay hatlarının üzerine dikilen beton yığınları, imar aflarıyla aklanan çürük yapılar, göstermelik denetimler ve bilime kulak tıkayan kararlar… Yer sallandığında yıkılan sadece binalar değildir; akıl, vicdan ve sorumluluk anlayışı da çöker. Aynı büyüklükteki depremler başka ülkelerde sarsıntı olarak atlatılırken, bizde binlerce cana mal oluyorsa, sorun yer kabuğunda değil, yönetim anlayışındadır.
Seller de farklı değildir. Dere yataklarını imara açar, suyun doğal akışını betonla keser, yeşil alanları yok ederseniz; yağan yağmur felakete dönüşür. Ardından kameraların karşısına geçilip “yüzyılın yağışı” denir. Oysa doğa defalarca uyarır: Suyun yolunu kesersen, su yolunu zorla alır. Bu bir sürpriz değil, göz göre göre gelen bir sonuçtur.
Orman yangınları ise doğayla kurduğumuz ilişkinin en acı fotoğrafıdır. Ormanları yaşam alanı olarak değil; “arsa”, “rezerv”, “potansiyel rant” olarak gördüğümüz sürece her yaz aynı manzarayı izleriz. Bir kıvılcım, bir ihmal, bazen de göz göre göre gelen sabotaj… Yanan yalnızca ağaçlar değildir. Yaban hayatı, ekosistem, temiz hava, su kaynakları ve çocuklarımızın geleceği de kül olur. Küller arasından yükselen duman, aslında ihmalin ve açgözlülüğün dumanıdır.
Bu felaketlerin ortak bir noktası var: Önlenebilir olmaları. Doğayı korumak romantik bir çevrecilik değil, doğrudan doğruya bir hayatta kalma meselesidir. Bilim insanları yıllardır uyarıyor; raporlar yazılıyor, risk haritaları çıkarılıyor, çözüm yolları net biçimde ortaya konuyor. Ancak biz hâlâ doğaya rağmen yaşamayı seçiyor, doğayla birlikte yaşamayı öğrenemiyoruz.
Asıl felaket deprem anı, sel baskını ya da yangın değildir. Asıl felaket, her seferinde aynı acıları yaşayıp hiçbir ders çıkarmamamızdır. Kameralar kapandığında unutmak, gündem değiştiğinde susmak, sorumluları unutturmak; bir sonraki felakete açık davetiyedir. Acılar taze iken verilen sözler, zaman geçtikçe buharlaşıyor; geriye yine aynı kırılgan yapı, aynı plansızlık kalıyor.
Doğa intikam almaz. Doğa sadece dengesini geri ister. Biz bu dengeyi bozdukça, bedelini canımızla, malımızla ve geleceğimizle öderiz. Artık soru “Bir sonraki felaket ne zaman olacak?” değildir.
Asıl soru şudur: Biz doğayı korumayı ne zaman ciddiye alacağız?
