Hasan Kaya yazdı; Kara Tencere, Berrak Umut
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya;
Ülkemizin içinde bulunduğu kısır döngü şeklindeki siyasi gelişmelerden, manzarasından ve seviyesinden bir avuç siyasi mutlu azınlık haricinde hiç kimsenin memnun olduğunu sanmıyorum.
Çünkü siyaseten yaşananlar, halka yaşatılanlar ve ekonomik göstergeler ortada.
Bir de siyaset ahlakı yerine suçluluğunu bastırmak için hezeyana varan açıklamalar karşılıklı suçlamalar ile “Kim daha az kara” diye uğultu şeklinde yükselen tartışmalar, halkın sabrını gerçekten zorluyor.
Siyaset suçlamaların gölgesinde değil; çözümün ışığında yeniden doğmalı ki sorunlara çözüm olsun, olabilsin…
Ama bugün gelinen nokta, “Tencere dibin kara, seninki benden kara” deyimiyle özetlenecek bir çıkmaz sokak gibi…
Meclis ayrı bir alem, iktidar ve muhalefet partileri ayrı bir terane. Belediyeler apayrı bir curcuna. Hükümet ise ekonomik darboğaz kıskacında.
Sabır, şükür ve nankörlük üçgenine sıkıştırılmış ekonomik tartışmalar artık bel vermeye başladı. “Krizin faturası hep mi halka kesilecek?” diye itiraz sesleri sokaklarda duyulmaya, halk arasında yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.
Görsel ve yazılı basında fonlanmış, tonlanmış tartışmalarla cilalama; gerçekleri ters yüz edip aklama, paklama gayreti fayda yerine zarar getiriyor.
Sosyal medya ise fikirlerin değil, psikolojik harp tekniklerinin arenasına dönüşmüş durumda. Algı savaşları, fikirlerin yerini kirli psikolojik harp tekniklerine bırakıyor.
Anketler hakikati ve halkın gerçek tercihini hiçbir şekilde yansıtmıyor; sadece tabanlara “zafer bizim” illüzyonu sunuyor.
Ama halkın gündelik hayatında tablo çok daha yalın ve sert: cebinde eriyen ekonomi, belediyelerde kaybolan kaynaklar ve hoşgörüsüz dilin gölgesinde daralan nefes.
Gençler işsizlik kuyusunda çırpınıyor. Torpil ve yandaşlık, liyakatin önüne geçiyor. Akraba eş dost, yandaş kandaş, arkadaş hatta metresler kamuda ve belediyelerde iş bulurken; diğer gençler günü kurtarmak için borçla nefes alıyor.
Şanslı ve torpilli olanlar, adrese teslim ihale alanlar, ihale verenler; belki paraya para demiyor ama çoğunluk borçla yaşamını sürdürmek zorunda kalıyor. Gençliğin enerjisi, liyakatsizliğin duvarına çarpıp umut kırıntıları ile birlikte öfkeye dönüşüyor.
Sessiz çoğunluğun içten içe kaynayan lavı, sandığın taşına vurduğunda fışkıracak gibi sıkışıp duruyor…
Her geçen gün sertleşen siyaset dili, toplumsal bağları inceltiyor ve zayıflatıyor. Hoşgörüsüzlük toplum arasında bir virüs gibi yayılıyor.
Hak, hukuk, adalet diye bağıran veya haram helal kavramlarını ağzından düşürmeyen ama haksız olarak aldıkları verdikleri ihaleler ile veya atandıkları torpilli kadrolardan aldığı maaşı “hakkım” diye çoluk çocuğuna götürenlerin eylem ile söylem arasındaki çifte standardı tepki topluyor. Tepkinin faturası ise seçimde ödenmek üzere kesiliyor.
Belediyelerde kaybolan kaynaklar halkın alın terini karanlığa gömüyor. Hoşgörüsüzlük toplumsal damarları kemiriyor. Kaynakların kayboluşu halkın emeğini karartıyor.
İktidarıyla muhalefetiyle bütün siyasi kadrolar, hizmete talip olmak yerine haklı uyarılara ve tenkitlere dahi “küçük dağları ben yarattım” edasıyla burnundan kıl aldırmıyor.
Bugün halkın beklediği, kara tencere tartışması değil; ışığı berrak bir çözüm yoludur.
Dicle kenarında kaybolan koyunun hesabı Ömer’den sorulur anlayışı ile başlayıp uzun bir mücadele ile bugüne gelmiş kazanımlar, hoyratça heba edildi ve ediliyor.
Halkın gözünde “bunlarda beceremedi, bir şeyler yaptılar ama bunlarında ötekilerden farkı kalmadı” diye konuşulmaya başladı.
Kimsesizlerin kimsesi olmaktan adım adım uzaklaşıldı. Hesap vermek lügatlerden çıkarıldı; “ben yaptım oldu” moduna geçildi. Hesap vermekten kaçış, siyasetin en çıplak yüzünü ortaya çıkardı ve halk nezdindeki güveni zedeledi.
Yerel teşkilatlar ticaret hane gibi umut satmaya, eşe dosta ihale ve kadro dağıtmanın derdine düştü… Tenkit edeni veya tekerine çomak sokanı ötelemeye, sürgün etmeye, mafya vari ayaklar ile susturmaya çalışıyorlar…
Mührün sahibi halk susuyor ve sessizce sıranın kendisine gelmesini bekliyor; sandıkta konuşacağı için şimdilik susmayı tercih ediyor.
Ama bu sessizlik hayra alamet olmadığı gibi bir sabır hiç değil; yaklaşan bir fırtınanın habercisi.
Suskun kalabalık, sabrın son kıyısında sandıkta sesini bir volkan gibi yükseltecek.
Eskiden kilometrelerce öteden oyunu kullanmak için sandığa gitmeye gayret edenler bugün tepki olarak sandığa gitmemeyi gitse bile oy kullanmamayı düşünür ve dillendirir oldu…
Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur ve ben demiştim diye başlayan nutuklar çok atılır ama…
Giden geri gelmez… Olana çare bulunmaz en önemlisi de yıkılan güven bir türlü onarılmaz…
Beyler hem kazanın hem de tencerenin dibi kapkara ve bu halk kara olanı sevmiii…
