04.17’DE HAYATIN KIRILDIĞI YER
Mesut Çavuş | Köşe Yazısı
Ben Mesut.
Adıyaman’da yaşıyorum.
Ve 6 Şubat 2023 sabahı, saat tam 04.17’de, hayatın sesini kaybettiği o ana tanıklık ettim.
O gece gözlerimizi bir sarsıntıyla değil, insanın iliklerine işleyen bir gürültüyle açtık.
Gök inliyordu, yer öfkeyle titriyordu.
İnsan neye tutunacağını bilemez ya…
İşte öyle bir andı.
Dua mı edecektik?
Kaçacak mıydık?
Yoksa bekleyip kaderimize mi razı olacaktık?
Zaman durmuştu.
Akıl durmuştu.
Hayat, bir nefeslik sessizliğe sıkışmıştı.
O deprem sadece binaları yıkmadı.
Birçoğumuzun hayalleri enkaz altında kaldı.
Düğün tarihleri sustu.
Mutluluklar yarım kaldı.
Kimi o gece kırgın uyudu, sabaha uyanamadı.
Kimi düğün hazırlığı yapıyordu, umutları betonun altında kaldı.
“Yarın” dediğimiz her şey, o sabah gelmedi.
Adıyaman o gün sadece yıkılmadı.
Derin bir şekilde yaralandı.
Ve şimdi bu yarayı konuşmak zorundayız.
Evet, deprem bir doğa olayıdır.
Ama yaşanan yıkım, açıkça söylüyorum, bir yönetim zaafıdır.
Bu gerçeği görmezden gelmek, kaybettiklerimize yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.
Ortada tartışmasız bir tablo var:
Yetersiz denetimler…
Kâğıt üzerinde kalan raporlar…
Göz göre göre görmezden gelinen riskler…
“Bir şey olmaz” anlayışı, binlerce insanın mezar taşı oldu.
Artık net konuşmak gerekiyor.
Bu felakette yalnızca fay hatları değil, sorumluluk zinciri de kırıldı.
Denetlemeyenler…
Görmezden gelenler…
Uyaranları susturanlar…
Bu yıkımın bir parçasıdır.
İhmalin üstüne “kader” yazılamaz.
Bu ne hukuka sığar,
ne vicdana.
Enkaz başında insanlar sadece yakınlarını aramadı.
Aynı zamanda devletin ciddiyetini,
sistemin güvencesini aradı.
Çünkü devlet, zor günlerde geç gelen bir misafir değildir.
Devlet, felaket gelmeden önce orada olması gereken iradedir.
Bugün Adıyaman hâlâ yaslı.
Ama hâlâ ayakta.
Eksik…
Yorgun…
Kırık…
Ama dirençli.
Bu şehir acıyı unutmak istemiyor.
Çünkü unutmamak, yeniden yaşanmaması için tek yoldur.
Bir gün Adıyaman yeniden gülümseyecekse,
Bu; ihmaller unutulduğu için değil,
sorumlular hesap verdiği,
dersler alındığı
ve bu ülkenin insanına bir daha “kader” denilmediği için olacak.
Kaybettiklerimize borcumuz var.
Bu borç;
sessizlikle değil,
adaletle ödenir.
