CAN SIKINTISI MODERN HAYATIN SESSİZ ÇIĞLIĞI: İNSANLAR YAŞAMI NASIL AYAKTA TUTUYOR?
Bursa Vatan Medya Grubu köşe yazarı Ahmet Koçak, kaleme aldığı yazısında modern yaşamın içinde giderek görünmez hale gelen ancak toplumun her kesimini derinden etkileyen “can sıkıntısı” olgusunu çarpıcı örneklerle ele aldı. Koçak, farklı yaş, sosyal statü ve yaşam biçimlerinden insanların bu duyguyla nasıl baş etmeye çalıştığını gözler önüne serdi.
Koçak, yaşamın tekdüzeliği içinde insanların zamanla heyecanını, merakını ve haz alma yetisini kaybettiğini belirterek, can sıkıntısının kimi zaman bir uyarı, kimi zaman ise bireyin kendi iç dünyasıyla yüzleşmesine zorlayan bir duygu olduğunu ifade etti. Yazıda, can sıkıntısının yalnızca bir ruh hali değil, aynı zamanda bireyin yaşamla kurduğu ilişkinin bir göstergesi olduğu vurgulandı.
Yazar, bu durumu ilk olarak belediye otobüsünde karşılaştığı yaşlı bir adam üzerinden anlattı. Bakımsız hali, çevresine yayılan ağır kokusu ve kendi iç dünyasında yaşadığı anlaşılan davranışlarıyla dikkat çeken adamın, geçmişe dair kopuk cümlelerle konuşması, toplumun görünmeyen yalnızlarına dikkat çekti. Adamın çevresindeki insanlar tarafından rahatsızlıkla karşılanması ise sosyal yabancılaşmanın çarpıcı bir örneği olarak aktarıldı.
Koçak’a göre can sıkıntısı, çoğu zaman “burada kalma” diyen bir iç sestir. Yazar, bu duygunun insanı ya olduğu yerde çürüten ya da değişime zorlayan bir mesaj taşıdığını ifade etti.
Yazıda yer verilen bir diğer örnek ise Baki Efendi oldu. İleri yaşlarında can sıkıntısıyla baş edebilmek için cami yaşamına yönelen Baki Efendi’nin, namaz vakitlerini beklerken cami avlusundaki kahvede bayat çay içerek sosyalleşme ihtiyacını giderdiği anlatıldı. Az bir emekli maaşıyla sade bir yaşam süren Baki Efendi’nin, ibadet ve topluluk duygusu sayesinde can sıkıntısını geçici de olsa bastırdığı aktarıldı. Koçak, bu durumu düşünürken Blaise Pascal’ın “Can sıkıntısı, insanın kendiyle baş başa kalmaktan korkmasının sonucudur” sözünü hatırlattı.
Emeklilik sonrası hayatın da can sıkıntısını tetiklediğine dikkat çeken yazar, Önder Bey örneğiyle bu durumu somutlaştırdı. Emekli olduktan sonra cami ve sanatsal etkinlikleri deneyen ancak oralarda da aradığını bulamayan Önder Bey’in, soluğu kahvehanede aldığı anlatıldı. Gününü oyun oynayarak geçiren Önder Bey’in bu rutini, evde kalmaktan hoşlanmayan eşi için de dolaylı bir rahatlama yarattı.
Kadınların can sıkıntısıyla mücadelesi ise yazının dikkat çeken başlıklarından biri oldu. Baskın bir eşle yaptığı evlilikten ayrıldıktan sonra özgürlüğüne kavuşan Hülya Hanım’ın, bir süre sonra mutluluğun da monotonlaştığını fark ettiği aktarıldı. Doktor tavsiyesiyle sosyal faaliyetlere yönelmesi önerilen Hülya Hanım’ın, yönetilmek istemediği için bir dernek kurmaya karar verdiği ve “Kedi Sevenler Derneği”ni hayata geçirdiği belirtildi. Bu sürecin, onu can sıkıntısından tamamen kurtardığı ifade edildi.
Benzer şekilde, çocukları evden ayrıldıktan sonra boşluk hissi yaşayan Fadime Hanım’ın, bir koroya katılarak hayatında yeni bir sayfa açtığı anlatıldı. Zamanla şiir yazmaya başlayan ve kendini sanatsal üretimin içinde bulan Fadime Hanım’ın, bu sayede can sıkıntısını geride bıraktığı vurgulandı.
Koçak, yazısını sanat, müzik ve hayal gücünün can sıkıntısına karşı en güçlü panzehirlerden biri olduğunu belirterek tamamladı. Can sıkıntısının kaçınılması gereken bir duygu değil, doğru yönlendirildiğinde bireyi üretkenliğe ve yenilenmeye taşıyan bir işaret olduğuna dikkat çekti.
CAN SIKINTISI
Yaşamın tekdüzeliğinde kaybolduğumuzda, bir şeylerden zevk almayı unuttuğumuzda ya da içimizdeki heyecanı yitirdiğimizde sıkılmaya başlarız. Can sıkıntısı, kimi zaman bize mola verdiren, kimi zaman ise hayatı sorgulamamızı sağlayan bir duygudur. Sıkılmak, kısmen doğuştan gelen bir yetenek, kısmen de sezgisel olarak kazanılmış bir bilinçtir. Bu duyguyu farklı yaşam pencerelerinden izleyelim:
Seksen yaşında gösteren bir adam belediye otobüsüne bindi. Karşı çaprazımdaki koltuğa oturdu. Eski ayakkabılarından başlayan kir ve koku kirli beyaz saçlarına kadar ulaşıyordu. Bir yıldır yıkanmadığı; çıkarmadığı giysileriyle yaşadığı, uyuduğu belli oluyordu. Üç metre çapında bir koku halesinin ortasında yer alıyordu. Ağzında hiçbir şey yoktu. Sakız çiğniyormuş gibi sürekli ağzı hareket ediyordu. Elini kaldırıp işaret parmağı ile bir yerleri gösteriyor, geri dizinin üzerine koyuyordu.
“Sarı Cami” dedi ve devam etti: “Ah ne günlerdi! Burada sarı bir taş vardı. Kepçe operatörü taşı kırdı, kaldırdı. Adı Sarı Cami kaldı işte. Yetmişten beri var.” dedi bağırarak.
İç dünyasında yaşıyor, etraftaki insanları görmüyor, duymuyordu. Yanına türbanlı bir kadın oturdu. Kokudan rahatsız oldu. Hemen ilerideki bir koltuğa geçti. Koku menzilinden uzaklaşmasına karşın ziynet yerlerine sarkan siyah türbanın ucunu burnuna sardı. Otobüs Kent Meydanı’na gelince adam yine ağzını açtı;
“Bir otobüs şoförü vardı. Adı Kazım. Ne adamdı!” dedi ve yine sakız çiğnemeye döndü.
Sıkılmak bir nevi mesajdır; ‘Burada artık kalma, kendini yenile, yeni ufuklara yelken aç.’
Baki Efendi can sıkıntısını camiye giderek giderenlerdendi. Abdest alırken ağzına burnuna su çekmek kırkından sonra başlayan ağız ve burun kuruluğuna iyi geliyordu. Çok sıkıldığı bir ara Kuran kursuna gitti. Yaşı ileri olduğu için ilerleme olmayınca ondan da sıkıldı. Namaz vakitlerini iple çeker, sık sık saate bakarak sabırla namaz vaktinin gelmesini beklerdi. Ezan okunmadan yarım saat önce cami avlusundaki kahvenin önceki namazdan kalan bayat çayını içerek, insan içine karışma gereksinimini karşılardı. Namaz kılarken kendisini sosyalleşmiş hisseder, birlikte yapılan hareketlerle bir topluluğun içinde hissederdi. Namaz bitiminde yine çay içerek, konuşan insanları dinleyerek can sıkıntısından kurtulurdu.
Aldığı az emekli aylığına şükrederek karı koca gül gibi geçinip giderlerdi. Hanımı ise can sıkıntısını canı sıkıla sıkıla ev işleri yaparak giderirdi.
“Can sıkıntısı, insanın kendiyle baş başa kalmaktan korkmasının sonucudur.” Balisa Pascal
Önder Bey, emekli olunca camiye gitmeyi, sanatsal aktivitelerde yer almayı denedi oralarda da canı sıkılınca öğrencilik yıllarında doyamadığı kahve yaşamına döndü. Sabahın yedisinde takım elbisesini giyer uygun kravatını da taktıktan sonra kahveye damlardı. Yakındaki fırından aldığı simit ve taze çayla kahvaltısını yapar, oyun arkadaşı arardı. Onun gibi insanlar çok olduğundan bu konuda sıkıntı çektirmezdi. Öğleye kadar kâğıt, taş, tavla gibi farklı oyun aktivitelerinden sonra öğle yemeği için eve giderdi. Evde canı sıkılır yine soluğu kahvede alırdı.
Günlere giderek zaman geçiren karısı onun evde olmamasını sevinçle karşılardı.
“Can sıkıntısı dünyaya tembellikle birlikte gelmiştir.” Jean de La Bruyere
Kendisi gibi baskın kişilikli adamla evlenen, beklendiği gibi evliliği yürümeyen Hülya Hanım, kocasından ayrıldıktan sonra bir süre mutlu, mesut yaşadı. Her şey gibi mutluluk da bir süre sonra can sıkmaya başladı. Doktora gitti. Doktor, sosyal aktivitelerde yer almasını önerdi. Derneklere üye olup çalışmasının can sıkıntısına iyi geleceğini söyledi. O kocasının yönetmesinden yeni kurtulmuştu. Bir de dernek başkanının yönetimine girmek istemedi. Kişiliği her yerde baş olmaya uygundu. O nedenle evliliği yürütememişti. Bir dernek kurmaya karar verdi. Hazırlık aşamasında canı hiç sıkılmadı. Önce derneğin adını buldu; “Kedi Sevenler Derneği” Yönetimine ve üyeliğe girecek insan bulmakta zorlanmadı. Derneği kurdu başına geçti. Şimdi can sıkıntısından eser kalmamıştı.
“Sıkılma halini değiştirmenin en iyi yolu, hayallerini harekete geçirmektir.” Jean de La Bruyere
Fadime Hanım, yılların deneyimiyle ev işlerini çarçabuk bitirince canı sıkılmaya başlardı. Çocukları yuvadan uçurduktan sonra can sıkıntısıyla tanışmıştı. Arkadaşlarına dert yandı. Ondan önce canı sıkılanların önerisiyle bir koroya katıldı. Koro şefi ev süpürürken söylediği “Zühtü” türküsünü dinledi beğendi. Evini ihmal etti koroyu ihmal etmedi. Zaman iyi geçiyor, sanatsal aktivitede yer aldığı için kendisiyle gurur duyuyordu. Koroda olunur da şiir yazılıp okunmaz mı; ilkokul seviyesinde şiir yazıp şiir severlerin toplantılarında okuyunca kendisini şair ve sanatçı olarak görmeye başladı. Can sıkıntısından kurtuldu.
“Sanatla, müzikle, dansla vakit geçir; yaratıcılık sıkıntıyı kovar.” (Anonim)
Ahmet KOÇAK
