“Acı Biber Üzerinden Anadolu İnsanı”

  • 24 Ocak 2026
“Acı Biber Üzerinden Anadolu İnsanı”

Ahmet Koçak’tan Mizah, Kültür ve Acının Harmanlandığı Bir Köşe Yazısı…

Bursa Vatan Medya Grubu köşe yazarı Ahmet Koçak, kaleme aldığı son yazısında okurlarını hem güldüren hem de Anadolu kültürüne özgü bir rekabet anlayışını anlatan dikkat çekici bir anısını paylaştı. Mizah, bilimsel bilgiler, yöresel kimlikler ve insan psikolojisinin iç içe geçtiği yazı, özellikle “acı biber” üzerinden şekillenen sıra dışı bir yarışmayı konu alıyor.

Yazının merkezinde, yazarın “Bilgi vermeye meraklı Gogol” olarak nitelendirdiği ve adeta Google’ı temsil eden karakterle, Antep’ten gelen bir öğretmen arasında geçen diyaloglar yer alıyor. Sohbet, acı biberin insan sağlığı üzerindeki faydalarıyla başlıyor. Gogol, mutluluk hormonunu artırmasından toksin atımına, C vitamini oranından kolesterol ve tansiyon üzerindeki olumlu etkilerine kadar acı biberin saymakla bitmeyen özelliklerini sıralıyor.

Ancak bu bilimsel anlatım, Antepli öğretmenin araya girmesiyle farklı bir yöne evriliyor. Öğretmen, teorik bilgilerin günlük hayattaki karşılığına dikkat çekerek, “Öğretmenler insan değil mi, onlar saçma hareketler yapmaz mı?” sözleriyle sohbetin dozunu artırıyor. Asıl hikâye ise bu noktadan sonra başlıyor.

Antepliler, Yozgatlılar ve Acı Biber Rekabeti

Ahmet Koçak, Antepli öğretmenlerle birlikte yaşadığı bir anıyı aktararak, Antep mutfağının meşhur yeşil dolma biberleri eşliğinde yapılan bir yemekte yaşananları anlatıyor. Kıtır kıtır, can erik gibi acı biber yiyen Koçak, Antepli öğretmenlerin şaşkın bakışlarıyla karşılaşıyor. İçlerinden birinin biberi “fazla acı” bularak bırakması, Koçak’ın ise hiç tereddüt etmeden biberi bitirmesi, ortamda küçük çaplı bir kültürel şaşkınlık yaratıyor.

Antepli öğretmenin, “Siz Yozgatlı olduğunuza emin misiniz?” sorusu ise hikâyenin en dikkat çekici anlarından biri oluyor. Koçak, ailesinin Yozgat’ın yerlisi olduğunu söyleyince şaşkınlık daha da artıyor. Bu bölümde yazar, Anadolu’da yöresel kimliklere yüklenen kalıplaşmış algıları ince bir mizahla ele alıyor.

Google Devrede: Acının Bilimsel Boyutu

Hikâye ilerledikçe Gogol (Google) yeniden devreye giriyor ve acı biberin Scoville ölçü birimleriyle ifade edilen acılık değerlerini sıralıyor. Anadolu biberlerinin 2.500–8.000 aralığında olduğunu, dünyanın en acı biberi olan Hindistan menşeli Bhut Jolokia (Naga Jolokia) biberinin ise 1 milyonu aşan değeriyle Anadolu biberlerinden yaklaşık 420 kat daha acı olduğunu hatırlatıyor. Bu bilimsel bilgiler, rekabetin psikolojik boyutunu daha da kızıştırıyor.

Büyük Yarış: Bir Kâse Pul Biber

Sabırsızlanan satıcının “Yarışacak mısınız, konuşacak mısınız?” çıkışıyla olaylar bir anda ciddileşiyor. Ahmet Koçak’ın “Savaşlar önce zihinde kazanılır” sözleri, işin artık bir gurur meselesine dönüştüğünü gösteriyor. Sonunda iki yarışmacı, bir kâse acı pul biberin başında buluyor kendini.

Yazı tura sonucu yarışmaya ilk başlayan Ahmet Koçak oluyor. Google’ın bu kez uyarıcı rol üstlenerek acı biberin aşırı tüketiminin zararlarını hatırlatmasına rağmen, Koçak bir yemek kaşığı dolusu pul biberi ağzına atıyor. Arabaşı kültüründen gelen deneyimle, biberi tükürükle yumuşatıp tek hamlede yutması, izleyenleri hayrete düşürüyor.

Antepli rakibin aynı performansı sergileyememesi, yüzünün renk değiştirmesi ve biberi yutmakta zorlanması, yarışmanın seyrini belirliyor. İkinci turda da tablo değişmiyor. Rakibin su istemesi ve sonunda biberleri peçeteye çıkarmasıyla yarışmanın kazananı netleşiyor.

“Yarışmayı Yozgatlı Arkadaş Kazandı!”

Satıcının Koçak’ın elini havaya kaldırarak yarışmayı ilan etmesi, yazının en coşkulu anı olarak öne çıkıyor. Yazar, kazandığı bu küçük ama anlamlı zaferin kendisinde yarattığı mutluluğu samimi bir dille anlatıyor. Rakibinin tebrikiyle sevincinin ikiye katlandığını belirten Koçak, bu anın tadını uzun süre unutamayacağını vurguluyor.

Duygusal Bir Final

Yazının sonunda mizah yerini duygusallığa bırakıyor. Ahmet Koçak, Tolstoy’dan yaptığı bir alıntıyla insanın sevinç ve üzüntülerini paylaşma ihtiyacına dikkat çekiyor. Hayatta olmayan anne ve babasına bu başarısını anlatamamanın hüznünü dile getiren yazar, sonunda bu sevinci okuyucularıyla paylaşmayı tercih ediyor.

Ahmet Koçak’ın bu yazısı; sadece bir acı biber yarışmasını değil, Anadolu insanının rekabet anlayışını, mizahını, kültürel farklılıklarını ve insanî duygularını bir arada sunan, sıcak ve samimi bir köşe yazısı olarak dikkat çekiyor. Okuyucuyu hem güldüren hem de düşündüren bu anlatı, günlük hayatın içinden bir kesiti edebi bir tatla aktarıyor.

📩 İletişim: ahmet.kocak16@hotmail.com

ACI BİBER YEME ŞAMPİYONU-2
Bilgi vermeye meraklı Gogol yine devam etti: “Mutluluk hormonunun salgılanmasını sağlayan, vücuttaki toksinlerin atılmasına destek olan, turunçgillerin 2 katı kadar c vitamini içeren, kan dolaşımını destekleyerek kolesterol, yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkları önlemeye yardımcı olan, enfeksiyon giderme ve daha birçok özelliği olan acı biberin…” Google’ın sözünü kesen Antepli:
“Niye öğretmenler insan değil mi? Onlar saçma hareketler yapmazlar mı?”
“Sokaklarda yapmazlar. Bak sana Anteplileri nasıl yendiğimi anlatayım da dinle; Antepli öğretmenlerle tava yaptırıp yemeye başladık. Yanında da Antep’in meşhur yeşil dolma biberinden ısırıyoruz. Lezzetli ve acısı kuvvetli bir biberdir bilirsin. Ben, onu kıtır kıtır, can erik gibi yerdim. Antepli bir öğretmen: “Ne kadar acıymış yahu! Ben yiyemeyeceğim “ dedi biberi bıraktı. O biberi ben istedim ve yemeğin yanında yedim bitirdim. Hepsi şaşırdı. Biberi yarım bırakan arkadaş:
“Ahmet Bey, siz Yozgatlı olduğunuzdan emin misiniz? Benim bildiğim Yozgatlılar pek acı biber tüketmezler. Mutlaka sülaleniz Güneydoğu’dan oraya göç etmiş olmalı” dedi. Ben de ailemin Yozgat’ın yerlisi olduğunu söyleyince daha çok şaşırdılar. Görüyorsun Anteplilerden daha iyi acı biber yediğim günler olmuştu ona göre” dedim.
Google bu durur mu yine başladı:” Anadolu topraklarında yetişen biberlerin acı aralığı: 2500-8000 değerleri arasındadır. Dünyanın en acı biberi ise Hindistan’da yetişen Bhut Jolokia veya Naga Jolokia’dır. Bu biberlerin acı aralığı: 1.041.427’dir yani bizim Anadolu’da acı biber olarak adlandırdığımız biberden 420 kat daha acıdır. Küçük bir Naga biberinin yarısı, bir tencere yemeği yenilemez hale getirmek için yeterlidir…” Yine Google’ın sözünü kesti Antepli:
“Öyle diyerek beni yıldıracağını sanıyorsan aldanıyorsun.” Sabırsızlanan satıcı:
“Yahu arkadaşlar Google hep araya girecek, siz hep böyle konuşacak mısınız yoksa yarışacak mısınız?” diye sorunca ben:
“Tabi yarışan sen olmayınca söylemesi kolaydır. Hem savaşlar önce zihinde kazanılır. Önce rakibi masada yenmelidir. Savaş alanında yenmek kolaylaşır. Hemen savaşalım da seyir çıksın istiyorsun.” deyince:
“Bana öyle geliyor ki ikiniz de yarıştan kaçıyorsunuz.” Adam da bize psikolojik baskı yapıp savaştırmaya çalışıyor. Sonunda ikimiz de bir kâse acı pul biberin başında bulduk kendimizi. Yazı tura atıp ilk başlayacak yarışmacıyı tespit etti satıcı. Eyvah ilk ben başlayacağım!
Büyük Yarış Başlıyor
Google amca imdadıma yetişti: “Acı biber; birçok faydası bulunan bir besindir. Ancak her besin gibi aşırı tüketildiğinde bazı zararları ortaya çıkmaktadır. Aşırı tüketildiğinde; hemoroid, ülser gibi hastalıkları tetikleyebilmektedir. Acı biber esansından yapılan krem gibi ürünler de kesinlikle hekim önerisi alınıp, kullanılmalıdır.”
Google amcanın sözleri bitince bir yemek kaşığı pul biberi hemen ağzıma attım. Dilimden damağımdan tükürükler şelale gibi biberin üzerine aktı. Biber bolca sulanıp çorbaya döndü. Tümünü Arabaşı yutar gibi yuttum. Kalan birkaç pul biberi çiğnedim. Çok az bir acılık hissettim o kadar. Yüzüme baktılar hiçbir kıpırtı yok. Antepli kolay lokma olmadığımı anladı. Satıcının,“Hadi arkadaş sıra sende” demesiyle uykudan uyanır gibi yapan Antepli bir kaşık biberi ağzına attı başladı çiğnemeye. Çiğnedikçe yüzü renkten renge girmeye başladı. Arabaşı kültüründen gelmediği için işi zordu. Çiğniyor, çiğniyor bir türlü yutamıyordu. Kuru kuru da yutulmuyordu mübarek. Bin bir zorlukla yuttu. Fena değilmiş, dediği kadar varmış. Satıcı bana dönerek:
“Sıra sende arkadaş.” dedi. Ben ikinci kaşığı doldurup ağzıma attım. Aynı taktikle yuttum. Bu kadar çabuk yutacağımı tahmin etmeyen Antepli zaman kazanmak ve ağzının yeni bibere hazır hale gelmesini sağlamak için;
“Bak ben, size nasıl birinci olduğumu anlatayım “ dedi. Satıcı:
“Olmaz. Yarışma bitince anlatırsın. Hadi şimdi sıra sendedir.”
Yarışmanın Birincisi Belli Oluyor
Satıcıya sert sert baktıktan sonra ikinci kaşığı alıp başladı çiğnemeye. İkimiz de onu izliyoruz. Adamcağız çiğniyor çiğniyor bir türlü yutamıyor. “Bir bardak su var mı?” diye sormasının ardından elindeki peçeteye çıkardı tüm biberleri. Son darbe olsun diye ben bir kaşık daha yuttum. Suyu getiren satıcı:
“Yarışmayı Yozgatlı arkadaş kazandı!” dedikten sonra sol elimi tutup yukarı kaldırdı. Nasıl kıvandım bilemezsiniz. Yarışma kazanmak ne tatlı bir şeymiş. Ağzının acılığı azalan Antepli de tebrik edince kıvanmam ikiye katlandı.
Sevincimi bölmek istemeyen Google bu sefer araya girmedi sağ olsun!
Eve doğru mutlulukla giderken başarımı nasıl, kiminle paylaşacağımı bilemedim.
Tolstoy: “Bana hastanede “karın öldü” dediklerinde ne yapacağımı, nasıl tepki vereceğimi bilemedim. İçimden eve gidip olanı karıma anlatmak ve bana ne yapmam gerektiğini söylemesini istedim” demiş ya; ben de eve gidip anneme ve babama “anne, baba bakın oğlunuz birinci oldu!” demek istedim ama maalesef onları yitireli yıllar oldu.
Ben de başarımı siz değerli okuyucularımla paylaştım.
ahmet.kocak16@hotmail.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ