İki isim…
İki çocuk…
İki yarım kalmış bahar…
Yaşamlarının en taze yerindeydiler. Henüz kırılmamış umutları vardı. Geleceği düşleyebilecek yaşta, yaşama inanabilecek kadar temiz ve duruydular. Güzel günlerin bir ihtimal değil, bir hak olduğuna inanıyorlardı. Belki de bu yüzden öldürüldüler.
Öldürülen sadece iki çocuk değildi.
Öldürülen, bu ülkenin “yarın” fikriydi.
Ahmet Minguzzi…
Atlas Çağlayan…
İsimlerini yan yana yazmak bile insanın içini acıtıyor. Çünkü her biri, bir evin neşesi, bir annenin duası, bir babanın umudu, bir kardeşin rol modeliydi. Şimdi o evlerde zaman ilerlemiyor. Saatler çalışıyor ama hayat durmuş durumda. Anne-babalar için takvimler artık günleri değil, yokluğu gösteriyor. Bayramlar eksik, doğum günleri sessiz, evler yankılı…
Ve en acı gerçek şu:
Onları öldürenler de çocuktu.
Aynı sokaklardan geçmişlerdi. Aynı yaşlardaydılar. Aynı ülkenin havasını solumuş, aynı çarpık düzenin içinde büyümüşlerdi. Aynı okullara gitmiş, aynı mahallelerde koşmuş, aynı şarkıları duymuşlardı.
Peki ne oldu?
“Baktın” dediler.
Bir bakış…
Bir an…
Bir hiçlik…
Ve onlarca bıçak darbesi…
Bu, bir öfke patlaması değil.
Bu, bir anlık cinnet değil.
Bu, “çocukluk hatası” hiç değil.
Bu, çürümüş bir iklimin ürünü.
Bir bakışın ölüm sebebi sayıldığı bir yerde;
şiddetin normalleştiği,
öfkenin kutsandığı,
empati yerine güç gösterisinin öğretildiği bir toplum vardır.
Bu çocuklar bir anda cani olmadı.
Bu çocuklar bir günde bu hale gelmedi.
Sokaklar eğitmedi,
okullar yetiştiremedi,
aileler yalnız bırakıldı,
devlet geç kaldı.
Herkes biraz sustu.
Herkes biraz görmezden geldi.
Herkes “bana dokunmayan yılan” dedi.
Ve şimdi iki çocuk toprağın altında.
Sormamız gereken soru şu:
Bu ülkede çocuklar neden bu kadar kolay öldürüyor?
Bir bakışı neden ölümle cezalandırıyorlar?
Öfkeyi neden konuşarak değil, bıçakla ifade ediyorlar?
Çünkü onlara başka bir dil öğretilmedi.
Adalet duygusu gelişmeden büyüyen,
sınırları sevgiyle çizilmeyen,
öfkesine sahip çıkması öğretilmeyen çocuklar,
bir gün mutlaka bir başkasının hayatını karartıyor.
Ve sonra hep aynı cümle kuruluyor:
“Yazık, daha çocuktu…”
Hayır.
Asıl yazık olan, öldürülen çocuklardır.
Asıl yazık olan, onları koruyamayan bu düzendir.
Ahmet Minguzzi artık büyüyemeyecek.
Atlas Çağlayan hayal kuramayacak.
Ama biz hâlâ bakıyoruz.
Okuyoruz.
Üzülüyoruz.
Ve sonra unutuyoruz.
Unutursak,
sıradaki ismi de bu köşeye yazmak zorunda kalırız.
Ve o zaman gerçekten çok geç olur.
Zeki Baştürk
Bursa Vatan Medya Grubu Köşe Yazarı
