“Bu gidişe dur demenin zamanı yaklaşıyor”

  • 28 Eylül 2026
“Bu gidişe dur demenin zamanı yaklaşıyor”

DEVA Partisi Ekonomi ve Finans Politikalarından Sorumlu Bursa İl Başkan Yardımcısı Osman Yılmaz, son dönemde yatırım fonları ve sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler üzerinden Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yılmaz, yaşanan sorunların yalnızca finans piyasalarındaki gelişmelerle açıklanamayacağını savunarak, yönetim sistemi, kurumların bağımsızlığı, liyakat, denetim mekanizmaları ve ekonomik politikalar üzerinden hükümete yönelik eleştiriler yöneltti. Yılmaz, 2026 yılı merkezi yönetim bütçesinde faiz giderleri için öngörülen 2 trilyon 741,7 milyar TL’lik ödeneğe de dikkat çekerek, “Vatandaşlarımız bu gidişin gidiş olmadığını görüyor” dedi.

DEVA Partisi Ekonomi ve Finans Politikalarından Sorumlu Bursa İl Başkan Yardımcısı Osman Yılmaz, Türkiye’de son dönemde finans piyasalarında yaşanan gelişmeler ve ekonominin genel görünümüne ilişkin kapsamlı bir açıklama yaptı.

Yılmaz’ın açıklamasının merkezinde yatırım fonlarıyla ilgili son gelişmeler yer alırken, DEVA Partili yönetici yaşanan sürecin ekonomi yönetimi, finansal denetim, kurumların bağımsızlığı ve hukuk devleti açısından değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Yılmaz, özellikle son dönemde kamuoyunda geniş yer bulan yatırım fonlarıyla ilgili gelişmeler üzerinden mevcut ekonomik ve kurumsal yapıya yönelik eleştirilerini sıraladı.

FON PİYASALARINDAKİ GELİŞMELER GÜNDEMDE

Sermaye piyasalarında son haftalarda yatırım fonlarıyla ilgili önemli gelişmeler yaşandı.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül 2026 tarihli kararları kapsamında 7 portföy yönetim şirketine ait toplam 131 fonun tasfiye edilmesine karar verildiğini açıkladı. SPK’nın 23 Eylül tarihli duyurusuna göre söz konusu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı 455 bin 758 olarak kayıtlara geçti.

SPK ayrıca yatırım fonlarına ilişkin rehberde kapsamlı değişiklikler yapıldığını açıkladı. Kurul, özellikle bazı fonların düşük fiili dolaşım oranına sahip hisselerde ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini belirtti.

Kurul, Ağustos 2026’da yayımlanan yeni düzenlemelerin yatırımcı tasarruflarının korunması, şeffaflığın artırılması ve fonlar üzerinden manipülasyon imkânlarının sınırlandırılması amacı taşıdığını bildirdi.

Yılmaz ise bu gelişmeleri daha geniş bir ekonomik ve siyasi çerçevede değerlendirdi.

YILMAZ: “ESAS KAYNAK YÖNETİM SİSTEMİ”

Osman Yılmaz, son yaşanan fon piyasası krizine ilişkin değerlendirmesinde sorunun yalnızca finansal piyasalarda ortaya çıkan teknik bir mesele olmadığını savundu.

Yılmaz, yaşanan gelişmelerin temelinde olduğunu düşündüğü sorunları şöyle sıraladı:

  • 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesiyle yönetim yapısında yaşanan değişimler,
  • Yasama, yürütme ve yargı arasındaki denge ve denetim mekanizmaları,
  • Bürokrasi ve kamu yönetiminde liyakat ve ehliyet,
  • Kurumların bağımsızlığı,
  • İstişare ve kurumsal karar alma mekanizmaları,
  • Finansal piyasaların denetimi,
  • Hukukun ve kuralların öngörülebilirliği.

Yılmaz, bu başlıkların tamamının ekonomi yönetiminin başarısı açısından doğrudan önem taşıdığını ileri sürdü.

Türkiye’de 2017 anayasa değişikliğiyle kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, 9 Temmuz 2018’de Cumhurbaşkanının göreve başlamasıyla yürürlüğe girdi. Akademik çalışmalarda da sistemin kuvvetler ayrılığı ve denge-denetim mekanizmaları bakımından farklı yönleri bulunduğu ele alınıyor.

Yılmaz ise bu değişimin ardından kurumların işleyişinde sorunlar ortaya çıktığını savunarak kendi siyasi değerlendirmesini kamuoyuyla paylaştı.

“KURUMLARIN BAĞIMSIZLIĞI TARTIŞILMALI”

Yılmaz’ın açıklamasında Türkiye’deki ekonomik kurumların bağımsızlığı da önemli bir başlık olarak yer aldı.

Yılmaz; Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) gibi kurumların bağımsızlığının ekonomik güven açısından önemli olduğunu belirtti.

Bu kurumların öngörülebilir, şeffaf ve kurallara dayalı biçimde çalışmasının yatırımcı güveni açısından kritik olduğunu savunan Yılmaz, ekonomik karar alma süreçlerinde kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Öte yandan SPK’nın son dönemde yatırım fonlarına ilişkin düzenlemeleri ve tasfiye kararları, sermaye piyasalarında denetim mekanizmalarının aktif biçimde işletildiğini gösteren güncel gelişmeler arasında bulunuyor. SPK, söz konusu süreçte yatırımcı haklarının korunması ve piyasa güveninin sürdürülmesinin sorumlulukları arasında olduğunu belirtiyor.

“VATANDAŞLAR BU GİDİŞİN GİDİŞ OLMADIĞINI GÖRÜYOR”

Yılmaz, ekonomik sorunların yalnızca finans piyasalarında işlem yapan yatırımcıları ilgilendirmediğini belirterek, ekonomik gelişmelerin doğrudan vatandaşların günlük yaşamına yansıdığını savundu.

Yüksek enflasyon, alım gücü, ücretler, emekli gelirleri ve işletmelerin maliyetleri üzerinden değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, milyonlarca vatandaşın ekonomik koşullar nedeniyle zorlandığını ifade etti.

Yılmaz, ücretliler ve emeklilerin yanı sıra esnaf, sanayici ve tarım üreticilerinin de maliyet baskısıyla karşı karşıya olduğunu savunarak, ekonomi politikalarının toplumun farklı kesimlerinin gelir ve gider dengeleri üzerindeki etkisinin dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Yılmaz’ın açıklamasında öne çıkan ifadelerden biri de şu oldu:

“Ancak vatandaşlarımız bu gidişin gidiş olmadığını görüyor.”

2026 BÜTÇESİNDE FAİZ GİDERLERİ 2,74 TRİLYON TL

Yılmaz’ın dikkat çektiği başlıklardan biri de kamu bütçesindeki faiz giderleri oldu.

Yılmaz açıklamasında 2026 yılında faize 2,8 trilyon TL ödeme yapılacağını ifade etti.

Resmî 2026 Yılı Bütçe Gerekçesi’ne göre ise merkezi yönetim bütçesinde 2026 yılı faiz ödemeleri için 2 trilyon 741,7 milyar TL ödenek öngörülüyor. Dolayısıyla Yılmaz’ın verdiği 2,8 trilyon TL rakamı, resmî bütçe ödeneğinin yuvarlanmış karşılığı olarak değerlendirilebilir.

2026 yılı bütçesinde toplam merkezi yönetim bütçe giderleri 18 trilyon 978,8 milyar TL olarak belirlenirken, faiz giderleri için öngörülen 2,741 trilyon TL yaklaşık olarak toplam bütçe giderlerinin yüzde 14,4’üne karşılık geliyor.

Yılmaz, yüksek faiz giderinin kamu maliyesi açısından önemli bir yük oluşturduğunu savunarak, borçlanma maliyetlerinin azaltılması ve kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması gerektiğini ifade etti.

“GELİR DAĞILIMI HER GEÇEN GÜN BOZULUYOR”

DEVA Partili Yılmaz, açıklamasında gelir dağılımına ilişkin değerlendirmelere de yer verdi.

Gelir dağılımının vatandaşların ekonomik refahını doğrudan etkileyen temel göstergelerden biri olduğunu belirten Yılmaz, mevcut ekonomik koşulların gelir dağılımındaki farklılıkları daha görünür hâle getirdiğini savundu.

Yılmaz, özellikle yüksek gelir grupları ile sabit gelirle geçinen vatandaşlar arasındaki ekonomik farkın büyüdüğünü öne sürerek, ekonomik büyümenin toplumun geniş kesimlerine yansıması gerektiğini ifade etti.

Açıklamasında “zenginler ve yandaşlar lehine” ifadesini kullanan Yılmaz, kamu politikalarının gelir dağılımındaki adaleti gözetmesi gerektiğini savundu.

“SERVETLERİN YURT DIŞINA GÖTÜRÜLDÜĞÜNÜ GÖRÜYOR”

Yılmaz’ın gündeme getirdiği bir diğer konu ise sermaye hareketleri ve servet transferleri oldu.

Yılmaz, Türkiye’de ekonomik ve siyasi belirsizliklerin bazı sermaye sahiplerinin varlıklarını yurt dışına yönlendirmesine neden olduğunu ileri sürdü.

Bu tür değerlendirmelerin somut olarak ele alınabilmesi için sermaye çıkışları, doğrudan yatırımlar, portföy hareketleri ve yerleşiklerin yurt dışı varlıklarına ilişkin Merkez Bankası ve diğer resmî istatistiklerin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Yılmaz ise mevcut tabloyu ekonomi yönetimine yönelik eleştirilerinin bir parçası olarak değerlendirdi.

FON PİYASASINDAKİ GELİŞMELERİN ARDINDAN YENİ DÜZENLEMELER

Son dönemdeki yatırım fonu gelişmeleri, sermaye piyasalarında düzenleyici çerçevenin yeniden ele alınmasına da yol açtı.

SPK’nın açıklamasına göre 2025 yılının son çeyreğinde bazı serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları aracılığıyla, düşük fiili dolaşım oranına sahip bazı hisselerde ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketleri gözlemlendi.

SPK, bu gelişmelerin ardından çeşitli makroihtiyati tedbirler üzerinde çalışıldığını ve 28 Ağustos 2026’da Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’in güncellendiğini açıkladı.

Kurul, düzenlemelerin temel amaçları arasında yatırımcı tasarruflarının korunması, fonlar üzerinden manipülasyon imkanlarının sınırlandırılması ve şeffaflığın artırılmasını saydı.

Yılmaz ise bu sürecin, Türkiye’de finansal piyasalardaki denetim ve kurumsal yönetim tartışmalarının yeniden ele alınması gerektiğini gösterdiğini savundu.

“TEMEL SORUN DEMOKRASİ, ADALET, EĞİTİM VE LİYAKAT”

Osman Yılmaz, açıklamasının önemli bölümünde ekonomik sorunların arkasında yalnızca para politikası veya bütçe uygulamalarının bulunmadığını belirtti.

Yılmaz’a göre ekonomi ile hukuk, demokrasi, eğitim, liyakat ve kamu yönetiminin kalitesi arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor.

Yılmaz, Türkiye’nin ekonomik sorunlarının kalıcı biçimde çözülmesi için yalnızca faiz, enflasyon veya döviz kuru gibi göstergelere odaklanmanın yeterli olmayacağını savundu.

Bu kapsamda;

adalet,

ehliyet,

liyakat,

eğitim,

kurumsal bağımsızlık,

şeffaflık,

hesap verebilirlik

ve istişare mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

“AKILLARIYLA DALGA GEÇİLDİĞİNİ GÖRÜYOR”

Yılmaz, açıklamasında hükümetin ekonomi politikalarına yönelik eleştirilerini sert ifadelerle sürdürdü.

Vatandaşların ekonomik gelişmeleri günlük hayatlarında doğrudan hissettiğini belirten Yılmaz, toplumun ekonomik göstergeleri ve yönetim politikalarını değerlendirdiğini savundu.

Yılmaz, “Akıllarıyla dalga geçildiğini görüyor” ifadesini kullanarak, vatandaşların mevcut ekonomik ve siyasi tabloya ilişkin değerlendirmeler yaptığını söyledi.

Açıklamasında ekonomik sorunların seçmen davranışlarına da yansıyacağını savunan Yılmaz, mevcut yönetim anlayışının seçimlerde halk tarafından değerlendirileceğini ifade etti.

“SİSTEMİNİZİN SEÇİMDE SANDIĞA TOSLAYACAĞINI GÖRÜYOR”

DEVA Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Osman Yılmaz, açıklamasının siyasi bölümünde seçimlere ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Yılmaz, mevcut yönetim anlayışının sandıkta seçmen tarafından değerlendirileceğini belirterek, “Sisteminizin seçimde sandığa toslayacağını görüyor” ifadelerini kullandı.

Bu değerlendirme Yılmaz’ın siyasi öngörüsü ve eleştirisi olarak öne çıkarken, herhangi bir seçimin sonucuna ilişkin bağımsız bir tahmin veya kesinleşmiş sonuç bulunmuyor.

Yılmaz ayrıca vatandaşların mevcut ekonomik ve siyasi gidişata yönelik değişim talebinin güçlendiğini savundu.

“BU GİDİŞE DUR DEMENİN ZAMANI YAKLAŞIYOR”

Yılmaz, açıklamasının sonunda Türkiye’nin ekonomik ve siyasi yönetim anlayışında değişikliğe ihtiyaç olduğunu savundu.

“Bu gidişe dur demenin zamanının yaklaştığını da görüyor” diyen Yılmaz, DEVA Partisi’nin çözüm önerilerini ise adalet, ehliyet, liyakat, istişare ve güçlü kurumlar üzerinden açıkladı.

Yılmaz’a göre ekonomik sorunların kalıcı biçimde çözülebilmesi için güçlü kurumların, sağlam kuralların ve öngörülebilir bir yönetim anlayışının oluşturulması gerekiyor.

“ÇÖZÜM GÜÇLÜ KURUMLAR VE SAĞLAM KURALLAR”

DEVA Partisi’nin ekonomi yaklaşımının temelinde kurumsal yapının güçlendirilmesi bulunduğunu belirten Yılmaz, kamu yönetiminde liyakat ve ehliyetin esas alınması gerektiğini söyledi.

Yılmaz, ekonomik kararların kişilere bağlı olmaktan çıkarılarak kurumsal bir çerçevede alınması gerektiğini savundu.

Finansal piyasaların güvenilirliği açısından da bağımsız denetim kurumlarının, şeffaf düzenlemelerin ve öngörülebilir hukuk sisteminin önemine dikkat çekti.

Bu yaklaşımın yalnızca yatırımcı güveni açısından değil, vatandaşların ekonomik beklentileri ve işletmelerin yatırım kararları açısından da önemli olduğunu ifade etti.

“DEVA PARTİSİ’Nİ İKTİDARA TAŞIMAK”

Osman Yılmaz, açıklamasının sonunda DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan liderliğindeki partisinin siyasi hedefini de açıkladı.

Yılmaz, Türkiye’deki mevcut ekonomik yönetim anlayışının yerine adalet, ehliyet, liyakat ve istişarenin esas alındığı bir yönetim modelinin getirilmesi gerektiğini savundu.

Açıklamasını siyasi çağrıyla tamamlayan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:

“Bu kötü yönetimden kurtulmanın çaresi; adalet, ehliyet, liyakat ve istişarenin hâkim olduğu güçlü yönetim, güçlü kurumlar ve sağlam kuralları ülke yönetimine taşıyacak olan Ali Babacan liderliğindeki DEVA Partisi’ni yapılacak ilk seçimlerde iktidara taşımaktır.”

Yılmaz’ın açıklaması, son dönemde yatırım fonları ve sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler üzerinden Türkiye’nin ekonomi yönetimine ilişkin daha geniş kapsamlı bir siyasi tartışma çağrısıyla son buldu.

SPK’nın son dönemde yatırım fonlarına yönelik tasfiye kararları ve yeni düzenlemeleri, sermaye piyasalarında yatırımcıların korunması ve piyasa işleyişinin güçlendirilmesi başlıklarını yeniden gündeme getirirken; Yılmaz ise bu gelişmeleri daha geniş bir çerçevede değerlendirerek Türkiye’de kurumların işleyişi, denetim mekanizmaları ve ekonomi yönetimi konusunda siyasi eleştirilerini kamuoyuyla paylaştı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo