KÜÇÜK BİR KİTAP, BÜYÜK BİR İÇ DÜNYA: AFORİZYAK

  • 10 Eylül 2026
KÜÇÜK BİR KİTAP, BÜYÜK BİR İÇ DÜNYA: AFORİZYAK

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Kimi kitapların boyutları küçüktür ama insanın zihninde kapladıkları yer büyüktür. Elif Burcu Özkan’ın “Aforizyak” adlı şiir kitabı da böyle bir kitap.

Minik, sevimli, gösterişten uzak bir kitap… İçinde yalnızca 29 şiir var. Ama bu 29 şiirin her biri, okurun karşısına yeni bir soru, yeni bir çağrışım, yeni bir duygu çıkarıyor. Şiirleri bir kez okuyup geçmek mümkün değil. Çünkü bu şiirler yalnızca anlatmıyor; düşündürüyor, sezdiriyor, hatta okuru kendi anlamını bulmaya zorluyor.
“Aforizyak”ın en belirgin özelliği de burada ortaya çıkıyor: Az sözle çok şey söylemek.

Şair, alışılmış sözcükleri alışılmadık biçimlerde yan yana getiriyor. “Karşı Kıyıdan Beni Bağışla” şiirindeki “içimdeki taşkın kadını dürten çakıl taşları” dizesi, sıradan bir özlem ya da ayrılık anlatımının çok ötesine geçiyor. Çakıl taşları burada yalnızca doğanın bir parçası değil; insanın içindeki bastırılmış duyguları harekete geçiren küçük ama güçlü dokunuşlara dönüşüyor.
Aynı şiirdeki “Gemiler kapılarımı söküp götürsün açıklara” imgesi ise kaçış, özgürleşme ve geçmişten kurtulma isteğini düşündürüyor. Ardından gelen “Karşı kıyıdan beni bağışla” sözü, şiirin bütün ağırlığını bir anda başka bir yere taşıyor: Özlem, pişmanlık, uzaklık ve bağışlanma…

Çocukluk, kayıp ve içimizde biriken küller
“Küllerin Arsız Muhtaçlığı”nda ise çocukluk çıkıyor karşımıza:
“Suları erken çekilen çocukluğumdan içiyorum”
Ne güçlü bir imge!
Çocukluğun sularının erken çekilmesi; eksilen, yarım kalan, belki de yaşanamadan geride bırakılan bir geçmişi düşündürüyor. Ardından gelen “küllerin arsız muhtaçlığı” ise geçmişin insanın içinde nasıl yaşamaya devam ettiğini anlatıyor.

Şairin şiirlerinde çocukluk, aile, ayrılık, baba, anne, aşk, öfke, yalnızlık ve ölüm yalnızca birer tema değil; insanın ruhunda açılmış oyukların farklı görünümleri gibi.
“Boşlukları Doldurun” şiirindeki:
“Aşk, içime dolan yarımlığın çarpıntısı”
dizesi bunun çarpıcı örneklerinden biri. Aşkı romantik bir kavram olmaktan çıkarıp insanın içindeki eksikliği tamamlama çabası olarak ele alıyor şair.
Ve hemen ardından gelen baba ve anne göndermesi, bu boşluğun yalnızca aşkla ilgili olmadığını hissettiriyor. İnsan, geçmişinden taşıdığı eksikliklerle bugünkü ilişkilerini, sevgilerini ve yaralarını kuruyor.

Şiirin içinde yaşam var, yaşamın içinde şiir
“Aforizyak”ta yaşamın kendisi de sık sık şiire dönüşüyor.

“Kalp Gıcırtısı”ndaki:
“Yaşamla aramızda gizli bir anlaşamama var”
sözü, kitabın ruhunu özetleyen tümcelerden biri adeta. Çünkü şair yaşamla barışık görünse de onunla arasında sürekli bir hesaplaşma sürdürüyor. Yaşamın insanın karşısına aynı acıları farklı biçimlerde çıkarmasına itiraz ediyor:
“O bana dünkü acıları yeni ambalajla sunan tezgahtar.”
Ne kadar ironik, ne kadar sert ve ne kadar tanıdık…
Yaşam bazen gerçekten de değişmiş gibi yapıp bize aynı acıyı yeniden sunmuyor mu?

Güneş yeniden yakılabilir mi?
“Güneşi Yeniden Yakamazsın” başlığı bile başlı başına düşündürücü.
“Dikişler atar, ay suskun kalır / Güneşi yeniden yakamazsın.”
Burada kırılmış, yaralanmış bir şeyin onarılmasının her zaman mümkün olmadığı duygusu var. Bazı kayıpların telafisi yoktur. Bazı zamanlar geri getirilemez. Bazı insanlar yeniden hayatımıza girse bile geçmişteki hâlleriyle dönemez.

Kitabın tamamına baktığımızda karamsarlığın egemen olduğunu söylemek de doğru olmaz. Çünkü bu şiirlerde acının yanında direnme, sorgulama ve yeniden yaşama arzusu da var.
“Şaman”daki:
“Yeniden yaşamak için ölmeye değmez mi?”
sorusu bunun en güzel örneklerinden biri.
Şair bazen yanıt vermiyor; soru soruyor. Okurun önüne bir kapı bırakıyor ve o kapının ardına bakmayı okura bırakıyor.

Şiir, uyku kaçıran bir çocuk
Belki de kitabın şiir anlayışını en güzel anlatan dizelerden biri “Şart ve Şiir”de:
“Şiir, uyku kaçıran yaramaz çocuk.”
Evet, iyi şiir biraz da budur.
Okunup unutulan değil; insanın zihnine takılan, gece yeniden anımsanan, bir dizeyi tekrar tekrar düşündüren şiir…
“Aforizyak” da tam olarak bunu yapıyor.

Şairin dili yer yer sert, yer yer ironik, zaman zaman kırgın; ama hemen her zaman sorgulayıcı. Sözcükleri süslemekten çok onların çağrışım gücünden yararlanıyor. Kısa dizelerle geniş anlam alanları açıyor.
“Sanrısal”daki “Sana boyanmış pişmanlığım beni geleceğimden vurdu” dizesi de bunun çarpıcı bir örneği. Pişmanlığın yalnızca geçmişe ait olmadığını; insanın geleceğini de etkileyebileceğini söylüyor.

Aforizyak: Okuru şiirin ortağı yapan kitap
Bence Elif Burcu Özkan’ın “Aforizyak”ının en önemli başarısı, okura hazır anlamlar vermemesi.
Şiiri kapalı hâle getirmekle anlamsızlaştırmak arasındaki ince çizgide dolaşıyor. Okuru kendi duygusuyla, kendi geçmişiyle, kendi yaralarıyla şiirin içine çekiyor.
Bu nedenle aynı şiir, iki farklı okurda iki farklı karşılık bulabilir.
Bir okur “Karşı Kıyıdan Beni Bağışla”da ayrılığı görürken bir başkası çocukluğunu bulabilir. Bir başkası babasını, annesini, kaybettiği bir sevgiyi ya da kendisinden uzaklaşmış bir yanını…
İşte şiirin gücü de burada.
Şair söyler; okur tamamlar.
“Aforizyak” küçük hacmine rağmen büyük sorular soran bir kitap. Gösterişsiz kapağının ardında yoğun, zaman zaman hüzünlü, zaman zaman öfkeli ama her durumda sorgulayan bir şiir dünyası saklıyor.
29 şiir…
Kimi kısa, kimi yoğun, kimi sert, kimi şaşırtıcı.
Ama hepsinde ortak bir özellik var:
Okuru rahat bırakmıyorlar.
Belki de iyi şiirin ölçüsü tam da budur.
Bir şiir kitabını bitirdiğinizde kitabı kapatırsınız; ama şiir içinizde devam ediyorsa, o kitap amacına ulaşmıştır.
Elif Burcu Özkan’ın “Aforizyak”ı, bende tam da böyle bir duygu bıraktı:
Küçük bir kitap…
Ama içine sığdırdığı dünya oldukça büyük.
Ve belki kitabın ruhuna en çok yakışan cümle de şudur:
Bazı şiirler okunmaz; insanın içinde bir yere yerleşir. “Aforizyak”taki şiirler de öyle.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ