BİLAL BEY’İN GÖRMEK İSTEMEDİKLERİ!
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı ve sendikacı Veli Beysülen makalesinde;
Yaşadığımız ülke Türkiye’yi yönetenler, sürekli ülkeyi ekonomik olarak büyüttüklerini kişi başı milli geliri arttırdıklarını söylerler. Hatta hedeflerinin ülkeyi dünyanın en büyük on ekonomisinin içine taşımak olduğunu belirtirler. Kuşku yok ki, ülkeyi yönetenlerin ülkenin toplam gelirinin büyümesini baz alarak yaptıkları bu açıklamalar, toplumun büyük çoğunluğunun yoksulluğunu gizlemeye yetmiyor. Kaldı ki açıklanan gelir üretim artışını değil, paradan para kazanmayı esas alan, toplumun küçük bir azınlığının servetine servet kattığı büyümedir. Daha açık bir ifadeyle büyüme dedikleri şey, spekülatif sermaye hareketlerine dayanan, şişirme ya da diğer adıyla hormonlu büyümedir. Sağladığı parasal büyüme ise ülkenin %1’ine tekabül eden küçük bir azınlığın kasasının dolduğu büyümedir. Zira başta finans sermayesi olmak üzere sermayenin toplam gelirden aldığı pay artarken, özellikle çalışan ve emekli ücretlilerin toplam gelirden aldıkları pay hızla küçülüyor. Bunun temel nedeni, ülkeyi yönetenlerin gelirin toplanmasında ve dağıtımında yaptıkları sınıfsal tercihtir.
Kuşkusuz işçi sınıfı ile toplumun ezilen diğer katmanlarının örgütlülüğünün baskı ve şiddetle geriletildiği dönemler, gelir dağılımı adaletsizliğinin tavan yaptığı dönemlerdir. Maalesef önceki yıllarda darbe dönemleri bunun en bariz örnekleridir. Başta Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK olmak üzere, emek örgütleri ile bilim insanlarının yaptıkları araştırmalar ve yayınladıkları raporlar, örgütlenme ve hak arama mücadelelerinin baskı altına alındığı 23 yıllık AKP iktidarında özellikle ülkenin tek adam yönetimine geçtiği 2018 yılından bu yana, nominal büyümeye rağmen yüksek enflasyon ve vergilerin emekçilerin toplam gelirden aldıkları payı erittiğini ve reel olarak gerilettiğini ortaya koyuyor. Daha açık bir ifadeyle söylersem; Türkiye, tarihinin en adaletsiz gelir dağılımı dönemlerinden birini yaşıyor. Elbette bunu ortaya koyan sadece içerde açıklanan raporlar değil. Uluslararası kuruluşların zaman zaman yaptıkları açıklamalar ile yayınladıkları raporlar da bunu doğruluyor. Örneğin; geçen hafta içinde yayınlanan bir rapor Türkiye’nin gelirde eşitsizliğin had safhada olduğu ve toplumun emekçi sınıf ve katmanlarının aşırı yoksullaştığı bir ülke olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Ekonomik kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OCED) üyesi ülkelerin verilerinden derlenen Avrupa’da ortalama yıllık brüt maaş sıralaması raporuna göre; Türkiye bu alanda son sırada yer alıyor. OCED verileri değerlendirmesi raporuna göre listenin tepesinde yer alan İsviçre’de kişi başı brüt yıllık ortalama maaş 107.487 Avro olurken, Türkiye’de bu rakam 18.590 Avro oldu. Buna göre; İsviçre ile Türkiye arasında 88.897 Avro brüt yıllık ortalama maaş farkı var. Yani bugünkü kur üzerinden İsviçre ile Türkiye arasında yıllık ortalama maaş farkı 4 milyon 685 bin 760 TL’dir. Bu devasa fark, Türkiye’de ücretlilerin sefaletinin göstergesidir. Bu tablo, “Geldiğimizde 2,5 milyon kişi sosyal yardım alıyordu, biz bugün 17 milyon insana sosyal destek veriyoruz.” diyerek artırdığı yoksullukla övünen iktidarın ülkeyi getirdiği noktadır. İktidar halkın vergilerinden verdiği yardımlarla övünedursun, bu ülkede yoksulluk üzerinden atlanamayacak kadar derin. Kuşku yok ki bu tabloda emekliler ile asgari ücretliler başı çekiyorlar.
Son zamanlarda iktidar çevrelerinde emekli maaşlarının düşüklüğünün gerekçesi olarak Emeklilikte Yaşa Takılanların (EYT) emekli edilmeleri gösteriliyor ve onlara yönelik karalama kampanyası yürütülüyor. Halbuki EYT’liler, 1999 yılında çıkarılan 4447 sayılı kanunun kademeli emeklilik gibi ucube bir düzenleme getirmesinin sonucu ortaya çıkmış hak gaspıydı. Zira yasal düzenlemenin geriye doğru işletilmesi yüzbinlerce çalışanın aleyhine sonuç doğurmuştu. Kuşkusuz burada göz ardı edilen şey, çalışmaya başlayan yurttaşın çalışmaya başladığı tarihte yürürlükte bulunan sosyal güvenlik mevzuatının kendisi ile devlet arasında yapılan akit/sözleşme olduğudur. Zira devlet, yeni işe başlayan yurttaşına mevcut sosyal güvenlik mevzuatındaki şartları yerine getirdiğinde kendisine yaşlılık aylığı bağlayacağını taahhüt eder. Dolayısıyla kanun düzenlemesinin geriye doğru işletilmesi, bu akittin devlet tarafından tek taraflı bozulması olup yurttaşın kazanılmış hakkının gasp edilmesidir. Gerek 1999 yılında 4447 sayılı kanununu çıkaran iktidar gerekse 2002 yılında iktidar olan AKP, kazanılmış hakkın gasp edilmesinin yol açtığı bu mağduriyeti gidermediler. Zira bu düzenleme önceki yıllarda yerli ve yabancı sermayenin talep edilmiş ve IMF tarafından kredi vermenin önkoşulu olarak masaya sürülerek, stand-by anlaşmalarına konmuştu.
DİSK’e bağlı Tüm Emekliler Sendikası Genel Başkanlığı’nı yaptığım dönemde, konuyla ilgili mağduriyeti yaşayanların oluşturdukları EYT platformu ile birlikte eylemler yapmış ve mağduriyetin giderilmesi için defalarca iktidara seslenmiştik. Maalesef başta o zaman Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile başında bulunduğu AKP iktidarı, EYT’lilerin emekli edilmelerinin Sosyal Güvenlik Sistemi’ne yük getireceğini ileri sürerek sorunu çözmeye yanaşmamıştı. Hatta Erdoğan 2019 yılında bir konuşmasında konuyla ilgili olarak, “Arkadaşlarıma söylüyorum; beni bu yola asla teşvik etmeyin. Milletimin faydası neredeyse ona varım, milletimin ve ülkemin zararına olan bir şeye asla yokum. Seçim kaybetsek de yokum ” diyerek kapıyı kapatmıştı. İlginçtir 2019 yılında kapıyı kapatan Erdoğan, 2023 yılında yapılacak cumhurbaşkanı ve milletvekili genel seçimlerine doğru giderken, 2022 yılında EYT sorununu çözeceklerini açıkladı ve kısa sürede konuyla ilgili kanun düzenlemesi yapıldı. Kuşku yok ki, eksikleri olmakla birlikte bu düzenleme seçimi kaybetme riski göze alınamadığı için yapılmış önemli bir düzenlemedir. Zira düzenleme ile kanun zoruyla gasp edilen bir hak iade edilmiştir.
Yukarıda belirttiğim gibi, iktidar sözcüleri, yandaş kalemler ile yorumcular emeklilerin düşük maaş almalarına neden olarak EYT’lilerin emekli edilmelerini göstermektedirler. Bu tamamen hedef şaşırtma taktiğidir. Zira onların, sınıfsal tercihleri ile uyguladıkları ekonomi politikasını görünmez kılmak için yaptıkları bu hedef saptırma propagandasında abarttıkları kadar çok sayıda emekli olan EYT’li yok. Kaldı ki emekli olanların aldıkları maaşlar kaynak yokluğuna yol açacak seviyede değil. Dahası seçim kazanmak üzere EYT’lilerin emekli olmalarını sağlayan kanununu çıkaran da kendileri.
EYT ile ilgili bu hatırlatmayı yapmamın nedeni, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu son ekonomist Bilal Erdoğan’ın konuyla ilgili yaptığı bir konuşma. Bakın kendisi de EYT emeklisi olan, Bilal Bey ne diyor: “45 yaşında EYT’den emekli olmuş bir insan, bana geçinecek kadar emekli maaşı versin diyebiliyor. Nasıl bunu içine sindirebiliyor ki? Başka yerde adam 60-65 yaşında çalışıyor. 45 yaşında devlet bana geçim aylığı versin diyor.” Evet, bunu elini soğuktan sıcağa vurmamış, bir gün çalışmışlığı olmayan, kendisi de EYT’den emekli olmuş, devletin tüm olanaklarını kullanan Cumhurbaşkanının oğlu söylüyor. Bilal bey bununla da kalmıyor, Türkiye insanını tembellikle suçluyor ve “Amerika gavuru 70 yaşında masalara servis yapıyor” diyor.
Evet, tek özelliği Cumhurbaşkanının oğlu olmak olan, başkanlığını yaptığı vakfa belediyeler ile bütçeden milyarlarca lira para aktarılan, devletin her türlü araç ve gereci hizmetinde olan Bilal Erdoğan, yıllarını bu ülkeye vermiş emeklileri tembellikle suçlama hakkını kendinde görebiliyor. Zira Bilal Bey, tembellikle suçladığı bu ülke yurttaşlarının vergilerinden milyarlarca lira paranın başkanı olduğu vakfa aktarılmasını kendine hak olarak görüyor ve bunun devamı için emeklilere ölünceye kadar çalışın diyor.
Bilal Bey’in bilmediği şey, bu ülkede kendisinin, yandaş kalemlerin ve iktidar sözcülerinin, hükümetin ekonomi politikasının sonucu olan yoksulluğu gözden kaçırmak için koro halinde iddia ettikleri gibi, genç yaşta emekliliğin olmadığıdır. Evet Bilal Bey, iddianızın altı boş. Çünkü 1999 yılında çıkan 4447 sayılı kanunun üzerinden 27 yıl geçti ve artık hiç kimse sizin iddia ettiğiniz gibi 40-45 yaşlarında emekli olamıyor. Zira kanuna göre, kadın sigortalı 58, erkek sigortalı ise 60 yaşında emekli olabiliyor. EYT’den emekli olanlar ise zaten sizin dediğiniz yaşlarda emekli olamadıkları için bir sefere mahsus hakları iade edilmiş olan ve daha ileri yaşlarda emekli olanlardır. Öte yandan, emekliler dediğin gibi tembel tembel oturmuyorlar. Babanın başında bulunduğu hükümetin kendilerine layık gördüğü 20 bin lira maaş ile geçinemedikleri için en ağır koşullarda çalışıyorlar. Yani senin deyiminle masa silen “Amerikan gavurunun” çalıştığı işten çok daha ağırlarını yapıyorlar. Sen, ülkeye cam fanus içinden ve koruma ordusunun arkasından baktığın için bunları göremiyorsun!
