Bulgaristan’da Siyasetin Yol Ayrımı: Korku mu, Demokrasi mi?
Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği Genel Başkanı Ulutürk makalesinde;
Bulgaristan’da Siyasetin Yol Ayrımı: Korku mu, Demokrasi mi?
Bulgaristan siyaseti bir kez daha kritik bir eşikte duruyor. Ülke, uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlık, ekonomik kırılganlık ve kurumsal güvensizlik sarmalından çıkış yolu arıyor. Ancak bu arayışın tam ortasında, bazı siyasi aktörlerin yine en kolay ve en tehlikeli yönteme sarıldığına tanık oluyoruz: korku ve etnik gerilim üzerinden siyaset.
Özellikle Vazrazhdane ve MEÇ parti liderlerinin, Parlamento dışında kalma ihtimali belirginleştiği anda adeta yarış halinde ırkçı ve Türk karşıtı söylemleri yükseltmeleri dikkat çekicidir. Bu tablo, ilkesel bir duruştan çok siyasi panik ve taban konsolidasyonu çabası olarak okunmaktadır.
Oysa Bulgaristan toplumu artık eski Bulgaristan değildir.
Gelişen iletişim kanalları, artan toplumsal bilinç ve yurtdışında yaşayan milyonlarca Bulgaristan vatandaşının farklı demokratik deneyimlerle temas etmesi, seçmenin bakış açısını değiştirmiştir. Halk; yıllardır tekrar eden çözümsüz vaatlerden, seçimden seçime yükselen sert söylemlerden, siyasi ve ekonomik istikrarsızlıktan yorulmuştur. Devlete ve adalete duyulan güvenin zedelenmesi, mafyatik devlet algısının güçlenmesi ve sürekli kriz atmosferi toplumda derin bir yorgunluk yaratmıştır.
Bugün halkın gündemi nettir:
Hukukun üstünlüğünün yeniden tesisi
Kurumsal çürümenin durdurulması
Şeffaf ve hesap verebilir bir devlet yapısı
Ekonomik istikrar ve geri dönüş umutları
Bu sorunların çözümü, toplumun bir kesimini hedef göstermek ya da etnik kimlikler üzerinden korku üretmek değildir. Tam tersine, bu yaklaşım çözümün değil, sorunun bir parçasıdır.
Irkçı söylemin yeniden devreye sokulması, siyasi çaresizliğin en açık göstergesidir. Ancak gözden kaçan bir gerçek var: Bulgaristan seçmeni artık yalnızca duygusal reflekslerle oy vermiyor. Halk, kimlerin krizlerden beslendiğini; kimlerin çözüm yerine düşmanlık inşa ettiğini tartıyor ve değerlendiriyor.
Özellikle genç seçmen ve yurtdışında yaşayan Bulgaristan vatandaşları, ülkenin geleceğini Avrupa standartlarında demokrasi, güçlü kurumlar ve ekonomik istikrar içinde görmek istiyor. Ekonomik sebeplerle ülke dışına çıkan vatandaşların geri dönüş hayalleri; ancak güven veren bir devlet ve kapsayıcı bir siyasetle mümkün olabilir.
Siyaset, belli bir etnik yapıya değil; Bulgaristan’ın tamamına hitap etmek zorundadır. Gerçek milliyetçilik, ülkenin tüm vatandaşlarının eşit hak ve sorumluluklarla yaşadığı bir düzen kurabilmektir. Demokrasi, çoğunluğu baskı altına almak değil; farklılıkları güvence altına almaktır.
Bu noktada kamuoyunda sıkça konuşulan bir başka gerçek daha var: Devletin en üst makamında görev yapmış, siyasi süreçleri yakından gözlemlemiş olan Rumen Radev etrafında oluşabilecek geniş tabanlı bir siyasi konsolidasyon ihtimali. Özellikle Türk seçmen dahil olmak üzere geniş kesimlerin, doğru anlatılan bir vizyon etrafında birleşebileceği yönünde ciddi bir kanaat bulunuyor. Ancak mesele yalnızca bir isim değil; güçlü bir çoğunluk ve kurumsal yeniden yapılanma iradesidir.
Bugün milliyetçi hassasiyet taşıyanlar da, demokratlar da, merkez seçmen de aynı soruya odaklanmış durumda:
Bulgaristan devleti nasıl kurtarılacak?
Cevap açık:
Kutuplaşmayla değil, reformla.
Nefret diliyle değil, hukuk devletiyle.
Etnik gerilimle değil, kapsayıcı demokrasiyle.
Parlamento kriz üretme yeri değildir; çözüm üretme yeridir. Eğer bazı partiler siyasi varlıklarını yalnızca korku ve düşmanlık üzerinden sürdürebileceklerini düşünüyorlarsa, bu kez seçmenin vereceği cevap çok daha net olabilir. Baraj riski konuşuluyorsa bunun nedeni toplumun değişen beklentileridir.
Bulgaristan artık 1990’ların refleksleriyle yönetilemez. Halk, kimlerin ülkeye değer kattığını; kimlerin ise yalnızca gerilim üzerinden siyaset yaptığını görüyor.
Bu seçim, yalnızca sandalye sayısının değil; siyaset tarzının da oylanacağı bir seçimdir.
Ve görünen o ki, Bulgaristan toplumu artık korkuya değil; demokrasiye yatırım yapmak istiyor.
