Erzurum–İstanbul Hattında Bir Yolculuk
Türkiye’nin Bölgesel Eşitsizlik Haritası
“Bir yolculuk bazen yalnızca mesafe kat etmek değildir; ülkenin fotoğrafını çekmektir.”
Eğitimci Özlem Oğuz Eroğlu’nun Erzurum–İstanbul hattında yaptığı gözlemler, bireysel bir seyahat notunun ötesine geçerek Türkiye’nin bölgesel kalkınma politikalarını, sanayi yatırımlarının coğrafi dağılımını ve plansız kentleşmenin doğurduğu sosyal sonuçları sorgulayan kapsamlı bir değerlendirmeye dönüşüyor.
Erzurum’dan İstanbul’a: İki Türkiye Arasında
Erzurum’dan yola çıkıp İstanbul’a uzanan güzergâh, yalnızca doğu ile batı arasındaki kilometre farkını değil; yatırım, istihdam ve nüfus yoğunluğu arasındaki uçurumu da gözler önüne seriyor.
Eroğlu’nun dikkat çektiği temel nokta şu: Türkiye’de sanayi yatırımları uzun yıllardır belirli metropollerde kümelenmiş durumda. Bu durum kısa vadede ekonomik dinamizm üretse de uzun vadede kontrolsüz göç, altyapı baskısı, konut krizi, trafik yoğunluğu ve sosyal gerilimler gibi çok katmanlı sorunlara yol açıyor.
İstanbul’a yaklaştıkça artan araç yoğunluğu, kalabalıklaşan yerleşim alanları ve genişleyen sanayi bölgeleri; plansız büyümenin somut göstergeleri olarak karşımıza çıkıyor. Buna karşılık Anadolu’nun pek çok kentinde ise üretim kapasitesinin sınırlı kalması, genç nüfusun büyükşehirlere yönelmesine neden oluyor.
Sanayide Kümelenme: Ekonomik Canlılık mı, Dengesiz Kalkınma mı?
Sanayinin birkaç büyük şehirde yoğunlaşması; lojistik avantaj, tedarik zinciri bütünlüğü ve pazar erişimi gibi gerekçelerle savunulsa da bunun ülke geneline yayılan bir refah üretmediği açıkça görülüyor.
Bugün Türkiye’de:
-
Büyük metropoller aşırı nüfus baskısı altında,
-
Orta ve küçük ölçekli şehirler ise nitelikli iş gücü kaybı yaşıyor,
-
Kırsal bölgelerde üretim kapasitesi daralıyor,
-
Gelir dağılımı bölgesel ölçekte daha da bozuluyor.
Bu tablo, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda sosyolojik ve kültürel bir kırılmaya işaret ediyor. Göç eden bireyler, yeni kentlerinde barınma ve istihdam sorunlarıyla mücadele ederken; geride kalan şehirler yatırım eksikliği nedeniyle gelişim fırsatlarını kaçırıyor.
Plansız Kentleşmenin Bedeli
Metropollerde yaşanan hızlı büyüme; altyapı yetersizliği, ulaşım sorunları ve çevresel baskılarla birlikte değerlendirildiğinde sürdürülebilirlik açısından ciddi riskler barındırıyor.
Sanayinin ve nüfusun belirli merkezlerde yığılması:
-
Konut fiyatlarını artırıyor,
-
Trafik ve hava kirliliğini büyütüyor,
-
Sosyal hizmetlere erişimi zorlaştırıyor,
-
Eğitim ve sağlık sisteminde yoğunluk oluşturuyor.
Bu durum, kent yaşamını hem ekonomik hem psikolojik açıdan daha maliyetli hale getiriyor.
Çözüm: Bölgesel Dengeli Kalkınma
Eroğlu’nun değerlendirmesi, yalnızca sorunu teşhis etmekle sınırlı değil; çözüm önerileri de içeriyor. En temel öneri, sanayi yatırımlarının Anadolu’nun farklı bölgelerine planlı biçimde yayılması.
Bu yaklaşımın sağlayabileceği muhtemel kazanımlar şunlar:
-
Göçün Azalması: İnsanlar doğdukları şehirlerde istihdam bulabildiğinde büyükşehirlere yönelme azalacaktır.
-
Yerel Ekonomilerin Güçlenmesi: Orta ölçekli kentlerde üretim kapasitesinin artması bölgesel refahı yükseltecektir.
-
Gelir Dağılımında Denge: Ekonomik faaliyetlerin yaygınlaşması, ulusal gelir dağılımındaki bölgesel uçurumu azaltacaktır.
-
Kent Yaşam Kalitesinin Artması: Metropollerdeki nüfus baskısı hafifledikçe altyapı ve kamu hizmetleri üzerindeki yük azalacaktır.
Bunun için yalnızca yatırım teşvikleri değil; ulaşım altyapısı, eğitim olanakları, teknoloji destekli üretim merkezleri ve yerel girişimciliği güçlendiren politikalar da devreye alınmalıdır.
Kamusal Planlama Anlayışına Çağrı
Bu değerlendirme, bireysel bir gözlemden hareketle kamusal planlama anlayışını sorguluyor. Türkiye’nin kalkınma stratejisinde merkezileşme yerine yaygınlaşma, yoğunlaşma yerine dengeli dağılım, kısa vadeli kazanç yerine sürdürülebilir büyüme perspektifi benimsenmedikçe, demografik ve sosyal sorunların büyümeye devam edeceği açık.
Eroğlu’nun altını çizdiği gibi, bu mesele yalnızca ekonomik bir tercih değil; aynı zamanda toplumsal sorumluluk meselesidir. Göçün yarattığı kültürel kopuşları, kent yoksulluğunu ve genç nüfusun gelecek kaygısını azaltmak; planlı ve bütüncül bir kalkınma politikasıyla mümkündür.
Sonuç: Bir Yolculuktan Çıkan Ulusal Ders
Erzurum–İstanbul hattında yapılan gözlem, Türkiye’nin kalkınma modeline dair temel bir soruyu yeniden gündeme getiriyor:
Sanayi ve üretim neden birkaç merkezde yoğunlaşıyor?
Neden Anadolu’nun potansiyeli tam kapasite değerlendirilmiyor?
Bu sorulara verilecek yanıtlar, yalnızca ekonomik büyümeyi değil; toplumsal huzuru, kent yaşam kalitesini ve gelecek kuşakların refahını da belirleyecek.
Bir yolculuğun düşündürdükleri, aslında bir ülkenin geleceğine dair stratejik bir tartışmanın kapısını aralıyor.
