Dünya Çekildi, Türk Pilotları Havalandı: Tahran’dan Yükselen Vefa Uçuşu
Tarih 1985. İran-Irak savaşı tüm şiddetiyle sürüyor. Saddam Hüseyin yönetimi, İran hava sahasını kullanan tüm sivil uçakların vurulacağını ilan etmiş durumda. Tahran semaları ölüm tehdidi altındayken, dünya ülkeleri vatandaşlarını kaderine terk etmeye başlıyor. Sigorta şirketleri uçuşları kapsam dışı bırakıyor, havayolları risk almıyor, başkent Tahran’da yüzlerce yabancı ülke vatandaşı mahsur kalıyor.
İşte tam o günlerde, Türkiye bir karar veriyor. Sadece diplomatik değil, insani ve tarihî bir karar.
Ve bir uçak havalanıyor.
Ölüm Tehdidi Altında Bir Kurtarma Operasyonu
Irak yönetiminin açık tehdidi nettir: İran hava sahasındaki sivil uçaklar hedef alınacaktır. Bu, savaş hukukunun en karanlık sayfalarından biri olarak tarihe geçerken, Tahran’da bulunan yüzlerce Japon vatandaşı ülkelerine dönememektedir. Japonya’nın o dönemde İran’a doğrudan uçuş yapabilecek askeri kapasitesi yoktur. Çoğu ülke geri adım atmıştır.
Ancak Türkiye, Türk Hava Yolları aracılığıyla bir tahliye operasyonu düzenlemeye karar verir.
Bu görev için gönüllü olan isimlerden biri Kaptan Pilot Ali Özdemir’dir. Mürettebatıyla birlikte ölüm riski taşıyan bir uçuşu kabul eder. Hiçbir zorunluluk yoktur. Bu bir emirden çok, bir vicdan meselesidir.
Uçak Tahran’a iner. Hava sahası tehdit altındadır. Pist güvenliği garanti değildir. Radar ekranlarında savaşın gölgesi vardır.
Ama uçak kalkar.
Ve Japon yolcuları güvenli şekilde Türkiye’ye, oradan da ülkelerine ulaştırır.
Japon Basını: “Türkler Bizi Unutmadı”
Operasyon Japonya’da büyük yankı uyandırır. Japon basını Türk pilotlarını ve mürettebatı “kahraman” ilan eder. O gün Japon kamuoyu bir şeyi açıkça görür: Zor günde el uzatan ülke Türkiye’dir.
Bu olay Japonya’da yalnızca bir tahliye operasyonu olarak değil, bir dostluk göstergesi olarak hafızalara kazınır. Yıllar sonra Japon ders kitaplarında dahi yer bulan bu kurtarma, iki ülke arasındaki bağın sembollerinden biri haline gelir.
1890’dan 1985’e Uzanan Vefa
Bu hikâyeyi daha da anlamlı kılan ise 95 yıl öncesine uzanan başka bir trajedidir.
1890 yılında Osmanlı İmparatorluğu’na dostluk ziyaretinde bulunan Ertuğrul Fırkateyni, dönüş yolunda Japonya açıklarında fırtınaya yakalanarak batar. 500’ün üzerinde Osmanlı denizcisi hayatını kaybeder.
Japon halkı, sağ kurtulan 69 denizciyi büyük bir fedakârlıkla kurtarır, aylarca misafir eder ve kendi imkânlarıyla İstanbul’a gönderir.
O gün Japonya insanlık görevini yerine getirmiştir.
1985’te ise tarih adeta bir vefa halkası gibi tamamlanır.
Türkiye, savaşın ortasında Japon vatandaşlarını kaderine terk etmeyerek, 1890’daki iyiliğe insanlık onuruyla karşılık verir. Resmî açıklamalarda bu doğrudan dile getirilmese de, kamuoyunda ve özellikle Japon basınında bu bağ sıkça vurgulanır:
Bu, bir milletin hafızasıdır.
Bu, zor günde hatırlanan dostluktur.
Cesaretin ve Devlet Aklının Buluştuğu An
1985’te yapılan tahliye, yalnızca bir pilotun cesareti değil; bir devletin risk alabilme iradesidir. Sivil havacılık tarihinde savaş tehdidi altındaki bir bölgeye bilinçli şekilde iniş yapıp yabancı ülke vatandaşlarını tahliye etmek, sıradan bir operasyon değildir.
Bu karar, diplomatik cesaret, askeri risk analizi ve insani sorumluluğun kesişim noktasında alınmıştır.
Ve en önemlisi: Dünya geri çekilirken Türkiye geri adım atmamıştır.
Gerçek Dostluk Zor Günde Belli Olur
Bugün Türkiye ile Japonya arasındaki ilişkilerde sık sık “tarihî dostluk” vurgusu yapılır. Bunun arkasında yalnızca diplomatik protokol değil, iki ayrı dönemde gösterilen karşılıklı insanlık örnekleri vardır.
1890’da Japon balıkçıların elleriyle kurtardığı Osmanlı denizcileri…
1985’te Türk pilotlarının ölüm tehdidine rağmen tahliye ettiği Japon siviller…
Tarih bazen savaşlarla, bazen anlaşmalarla yazılır.
Ama bazı sayfalar vardır ki, cesaret ve vefa ile yazılır.
1985 Tahran tahliyesi işte o sayfalardan biridir.
