“Solun Adı Adalettir, Liyakattir, Hakça Paylaşımdır”
Türkiye’de yıllardır bilinçli biçimde çarpıtılan, yaftalanan ve içi boşaltılmaya çalışılan “sol” kavramı, aslında dünyanın en gelişmiş demokrasilerinin temel taşı olarak karşımızda duruyor. Bugün refah seviyesi yüksek, gelir dağılımı dengeli, sosyal adalet mekanizmaları güçlü Avrupa ülkelerine bakıldığında açık bir gerçek görülüyor: 1940’lardan itibaren inşa edilen sosyal devlet modellerinin arkasında sol değerler vardır.
Bu bir ideolojik slogan değil; tarihsel, siyasal ve sosyolojik bir olgudur.
“Sol” Nedir, Ne Değildir?
Bazı çevrelerin bilinçli olarak yaydığı algının aksine sol; bir inanç karşıtlığı değildir. Sol; bir simge, bir nostalji ya da romantik bir söylem hiç değildir.
Sol; ekmeğin hakça paylaşılmasıdır.
Sol; fırsat eşitliğidir.
Sol; devlet karşısında herkesin eşit yurttaş olmasıdır.
Sol; torpil düzenine son verilmesidir.
Sol; liyakat demektir.
İşçinin çocuğunun da zenginin çocuğuyla aynı kalitede eğitim alabildiği bir sistemdir sol. Sağlık hizmetinin bir ayrıcalık değil, temel hak olduğu bir düzendir. Sosyal güvenliğin lütuf değil, anayasal teminat olduğu bir anlayıştır.
Bugün Avrupa’da yaşayan milyonlarca gurbetçi vatandaşımızın tercihlerine bakıldığında çarpıcı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Orada yaşayan insanlarımız, haklarını savunan, sosyal devleti koruyan, emeğin değerini yükselten partilere gönül rahatlığıyla oy vermektedir. Çünkü orada yaşam standardının, sosyal güvencenin ve hukukun üstünlüğünün hangi politik zeminde güçlendiğini bilmektedirler.
Ancak aynı vatandaşlarımız memlekete baktığında, yıllardır süren kara propaganda nedeniyle sol değerlerden uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır. Sol; yaftalanmış, korku unsuru haline getirilmiş, bilinçli olarak yanlış tanıtılmıştır.
Türkiye’de Asıl Sorun: Yanlış Algı
Türkiye’de solun özü halka doğru anlatılmadı. “Adalet” yerine hamaset, “liyakat” yerine sadakat, “bölüşüm” yerine kayırmacılık sistematik biçimde öne çıkarıldı.
Oysa gerçek şudur:
Sol; torpilin bittiği yerdir.
Sol; kamu kaynaklarının yandaşlara değil halka hizmet ettiği düzendir.
Sol; zengin-fakir ayrımı olmaksızın herkesin birinci sınıf vatandaş olduğu bir anlayıştır.
Bugün gelir dağılımındaki uçurum, genç işsizliği, eğitimde fırsat eşitsizliği ve liyakat krizleri ortadayken; sol değerlerin neden hayati olduğu daha net anlaşılmaktadır. Adalet mekanizmasının bağımsız işlemediği, kamuda liyakat ilkesinin zedelendiği bir sistemde toplumsal huzurdan söz etmek mümkün değildir.
Mücadele Avrupa Standartlarında Bir Türkiye İçindir
CHP Parti Neferi Erdoğan Kaçar’ın vurguladığı gibi mesele kişisel bir siyaset değil; insanca yaşam mücadelesidir. Avrupa standartlarında bir yaşam kalitesi, güçlü bir sosyal devlet, özgürlüklerin güvence altına alındığı bir hukuk düzeni talebi; ideolojik değil insani bir taleptir.
Bu mücadele;
• Emeğin karşılığını aldığı bir Türkiye için,
• Gençlerin umudunu yurt dışında aramak zorunda kalmadığı bir ülke için,
• Devlet kapısında torpil değil liyakatin konuştuğu bir düzen için verilmektedir.
Solun adı adalettir.
Solun adı eşit yurttaşlıktır.
Solun adı sosyal devlettir.
Türkiye’nin ihtiyacı, kavramları karalamak değil; bu kavramların içini gerçek anlamıyla doldurmaktır. Çünkü adalet olmadan huzur, liyakat olmadan kalkınma, eşitlik olmadan demokrasi olmaz.
Erdoğan Kaçar’ın ifadesiyle:
“Biz birilerinin adamı değil, bu insani davanın neferiyiz.”
Tartışma artık ideolojik değil; yaşam kalitesi, insan onuru ve eşit yurttaşlık tartışmasıdır. Ve bu tartışmada sorulması gereken temel soru şudur:
Türkiye, hakça bölüşen bir sosyal devlet mi olacak; yoksa ayrıcalıkların hüküm sürdüğü bir düzen mi?
